• Yazar : Rafet Kaan Moral 9 Aralık 2013

    Yönetmen: Naokatsu Tsuda, Kenichi Suzuki
    Stüdyo: David Production
    Tür: Macera, Aksiyon, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 2012
    Bölüm Sayısı: 26
    Anime Puanı: 10/7.5



















    Adı gibi acayip bir maceraya ev sahipliği yapan anime, bir nesil atlayarak Joestar ailesinin erkeklerini konu alıyor. Anime, şimdilik sekiz bölümden oluşan hikâyenin ilk ikisini (Phantom Blood ve Battle Tendency) konu ediniyor. İlk hikâyenin yılı 1880’ler ve yer olarak Britanya’dır. Jonathan Joestar (Jo-Jo) zengin bir aileden gelmektedir ve babası ile beraber büyük bir malikânede yaşamaktadır. Geçirdikleri bir kaza sonucu henüz bebekken Jonathan annesini kaybetmiştir. Kaza esnasında kazazedeleri Dario Brando adında alkolik bir adam bulmuş ve soymak istemiştir lakin yaralı kurtulan Jojo’nun babası durumu yanlış anlamış ve Dario’nun onları kurtarmaya geldiğini sanmıştır. Aradan yıllar geçtikten sonra Dario ölür ve tek oğlu Dio’dan Joestar malikânesine gitmesini ister. Jojo’nun babası güya kendilerini kurtaran adamın oğlunu severek kabul edip ve aileye dâhil eder. Jojo’da yeni arkadaşı ile tanışmak için sabırsızdır ama Dio’nun planları bambaşkadır. Jojo’nun babasına ve çevresine asil görünen Dio, Jojo’ya deyim yerindeyse zülüm çektirmektedir ve tek amacı mirasın tek sahibi olmaktır. Jojo ve Dio arasındaki çekişme yıllar boyu devam eder ve en sonunda kötü bir olayla bambaşka bir boyut kazanır. Dio, çok eski bir maskenin asla açığa çıkmaması gereken kötü bir güçten haberdar olur ve o günden bu yana Joestar soyundan gelenlerin kaderi bu kötülükle mücadele etmek olur. 


    İkinci hikâye, yani Battle Tendency ile de 1938 yılına yelken açıyoruz ve bu sefer kahramanımız Jonathan Joestar’ın torunu Joseph Joestar oluyor. Joseph, dedesi kadar centilmen bir erkek değildir ama yetenek olarak da altta kalır bir yanı yoktur. İkinci bölümde hikâye, ilk bölümdeki karakterlerden birisi olan Speedwagon’un Meksika’da gizemli bir kalıntı bulması ile başlıyor. Dev bir sütunda taş kesilmiş bir adam vardır ve en kötüsü etrafı maskelerle çevrilidir. Sütun Adam (Pillar Men) adı verilen bu kalıntılar çok geçmeden Nazilerin eline geçer ve olmaması gereken olur, sütundaki adam uyandırılır. Doğal olarak bu kötülüğü durdurmak Joestar soyundan gelen Joseph, namı diğer yeni Jojo’ya düşer.

    Jojo’s Bizzare Adventure’u ilk izlemeye başladığım zaman ilk dikkatimi çeken ilginç çizim teknikleri oldu. Öncelikle karakterler Hokuto no Ken ve Souten no Ken’deki karakterlere çok benziyor. Özellikle Jonathan Joestar’ın Kenshiro’dan farkı yok:) İkinci ilginçlik ise çizim teknikleri ki birazdan değineceğim. İçerik olarak ise dediğim gibi anime ikiye bölünmüş durumda. İki farklı zaman dilimi ve iki farklı ana karakter çıkıyor karşımıza. İlk bölümlerde at arabaları ile seyahat ederken motorlu taşıtların ilerleyen bölümlerde çoğaldığını görmek, ilk bölümdeki karakterlerin yaşlanmalarına tanıklık etmek güzel bir şey. Tabi birçok da ülke geziyor ve yeni karakterlerle tanışıklık ediyoruz. Animede özellikle karakter bolluğu mevcut ve her daim yeni yüzler girip çıkıyor. 


    Animenin atmosferi ise hakikatten ismi gibi acayip. Anlatım tekniğinden tutun, karakterlerin hal ve tutumlarına kadar tam bir acayiplik söz konusu:) Elbette kötü yönde değil. Zaten bu “bizzare” durum Jojo’yu Jojo yapan temel unsurlardan. Hikâye olarak ise ilk bölümü fazlası ile beğendiğimi, ikinci bölümden ise çok fazla haz alamadığımı (son iki – üç bölüm hariç) söyleyebilirim. İlk hikâye olan Jojo ve Dio’nun çocukluktan başlayıp işin içine giren doğaüstü olaylarla sona eren macerasını izlemek zevkliydi. İkinci Jojo’nun Pillar Men’lerle mücadelesi ise şahsen beni fazla sarmadı. Sanırsam bunun sebebi de Pillar Men’lerin çok uçuk karakterler olmasıydı. Yani tamam, çok güçlü olacaksın, doğaüstü güçlerin de elbette olacak ama bu kadarı da fazla gelmiş. Bu adamlar çok güçlü diye zaten ortada doğru dürüst dövüş de yaşanmıyor. Dövüş yaşanmıyor derken karakterlerin çok konuştuğunu da belirtmek isterim. Bazı anlar hakikatten fazla abartmışlar.

    “Bizzare” olayı içeriği gibi çizimlerde de mevcut. Çizimlerin Hokuto no Ken’i (ve Souten no Ken) andırıyor. Genel olarak karakterleri başarılı buldum ama bazen manken gibi poz vermeselermiş de olurmuş. Animenin çizimleri bayağı kaliteli ve bolca kan, kopan uzuv gösterilmekten kaçınılmamış. Tek tuhaf yönü karanlık bir yerde etraf kararmıyor da renkler değişiyor. Etraf gece veya karanlık olduğunda genellikle yeşil ve morumsu tonlar hâkim oluyor animeye. Yani Jojo’nun saçını yeşil görürseniz şaşırmayın. Animenin iki açılışı ve iki kapanış parçası bulunuyor. Animenin açılış parçaları sanki drama serilerinden fırlamış gibi. İlk parça ilginçti ama ikinciyi pek beğenmedim. Açılışlara nazaran kapanışlar daha hareketli ve daha güzel.

    İkinci sezonu bir yandan merakla beklerken bir yandan da ikinci hikâyedeki Pillar Men’leri güç olarak nasıl geçecekler merak ediyorum. Üçüncü hikâye Stardust Crusaders’ın küçük bir kuple olarak son bölümde bizlere sunuluyor ve buna göre hikâye 1989 yılında geçecek. Ezeli düşmanımız ise Joestar ailesinin kâbusu Dio. Bu arada, eğer ikinci sezonu beklemek istemezseniz seriye devam edebileceğiniz 1993 yapımı Ova’lar da mevcut.

    0 yorum

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan