• Yazar : Rafet Kaan Moral 29 Eylül 2014

    Yönetmen: Naokatsu Tsuda, Kenichi Suzuki
    Stüdyo: David Production
    Tür: Macera, Aksiyon, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 2014
    Bölüm Sayısı: 24
    Anime Puanı: 10/7.5



    Kuşaktan kuşağa geçen maceranın ikinci sezonunda Jojo’nun acayip macerasına üçüncü kahramanımız Jotaro Kujo ile devam ediyoruz. Maceranın başladığı ve Jonathan ile Joseph Joestar’ın macerasını ele alan ilk sezona buradan ulaşabilirsiniz. Her şey birkaç denizcinin yaklaşık yüz yıl önce Jonathan’ın kendini feda ederek alt ettiği düşmanı Dio’nun tabutunu denizin derinliklerinden çıkarması ile başlıyor. Üstelik bizim sandığımız gibi de Dio ölü değil, uyku vaziyetindedir. Yüz yıl önce Dio son gücü ile yok olan vücudu yerine Jonathan’nın vücudunu koymayı başarmış ve derin uykusuna dalmıştır. Dediğim gibi birkaç denizci de hazine sanarak tabutu açına Dio karşısında yemeğini de bulur ve eski gücüne kavuşur. Üstelik Dio artık eskisinden de tehlikelidir çünkü yeni bir gücü vardır. Bu gücün adı birazdan değineceğim “Stand” adlı güçtür. Dio, bu yeni gücünü kullanarak çok geçmeden yanına adam da toplayarak azılı düşmanları olan Joestar’ların üzerine sürmeye hazırlanır. Elbette ironik olan da Dio’nun da artık bir Joestar vücuduna sahip olmasıdır ve bu bağlantıdan dolayı Joestar kanı taşıyan diğer herkes de Stand adlı güce kavuşmuştur. 


    1880’li yıllarda Jonathan ve1938 yılında torunu Joseph’ten sonra sene artık 1989’dur. Joseph Joestar hissettirmese de artık yaşlı bir adamdır ve Suzie’den olma biricik kızı Holly caz sanatçısı bir Japon olan Sadao Kujo ile evlenip Japonya’ya yerleşmiştir. Holly ve eşinin de Jotaro adında nur topu gibi bir evlatları olmuştur. Küçük bir çocukken saygılı ve annesinin sözünden hiç çıkmayan bir çocuk olsa da Jotaro lise çağına geldiğinde sert ve kavgacı bir kişiliğe bürünür. Lakin sert görünümüne rağmen kalbi her zamanki gibi yumuşaktır. Günün birinde Jotaro, aralarında boksör de olan birkaç serseriyi hastanelik edince nezarete atılır. Buraya kadar her şey normaldir ama Jotaro süresi dolmasına rağmen nezaretten çıkmayı reddeder çünkü dediğine göre yanı başında şeytani bir ruh vardır ve yanlış bir hareketi ile çevresindekilere kötü zarar verebilecek konumdadır. Durum böyle olunca Holly, Jotaro’nun dedesi Joseph’i arar ve Joseph gizemli bir arkadaşı ile beraber Tokyo’ya gelir. Joseph, torunu Jotaro ile karşılaşınca durumun ne olduğu hemencecik çözer. Jotaro’nun şeytani ruh olarak adlandırdığı bu şeye “Stand” denilmektedir. Kullanıcısına bağlı ruhani varlıklar olan bu Stand’ler için kullanıcısının güçlerinin açığa çıkmış biçimi diyebiliriz. Vaziyet anlaşıldıktan sonra Joseph ve kendisine eşlik eden Abdül, Jotaro’ya olan biteni, yani Dio’yu anlatır. Çok geçmeden de Dio’nun ilk suikastçisi kendisini belli eder ve Jotaro’yu öldürmeye çalışır. İşler bununla da sınırlı kalmaz çünkü Joestar kanı taşıdığı için Joestar’ın annesi Holly’nin de bir Stand’ı vardır ama kendisi zayıf olduğu için Stand’ını kontrol edemez. Bilakis Stand’ı Holly’yi güçten düşürmeye başlar. Sonuç olarak Joseph ve Abdül, Dio yok edilmeden Stand’ın etkisinin geçmeyeceği kararını verirler ve Holly’yi Speedwagon vakfının emektar doktorlarına emanet ederek Dio’nun peşine düşmeye karar verirler. Elbette Jotaro da bu maceraya dahildir ve tahminlere göre Dio, Mısır’da saklanmaktadır. Eh, ekibin önündeki yol uzundur ve Dio’nun kolayca Mısır’a varmalarına izin vermeyi hiç niyeti yoktur. 


    Öncelikle Stardust Crusaders’in Jojo’s Bizzare Adventure serisinin en popüler bölümü olduğunu belirtmek isterim. İlk olarak artık Hamon’un (ilk seride Jonathan ve Joseph’in kullandığı dövüş tekniği) yerini Stand almış durumda. Açıkçası ben Stand’lara pek ısınamadım çünkü Tarot kartlarındaki karakterlerden yola çıkılarak isimlendirilen Stand’ler sayesinde yakın dövüş yerini bir çeşit sihirsel dövüşe bırakmış durumda. Öte yandan ise her Stand’ın farklı bir özelliği olduğu için envai çeşit dövüş izliyoruz. Örneğin Jotaro’nun Stand’ı keskin refleksler ve kas gücüne dayanıyor, Abdül’ün ki alev merkezli. Bunların dışında insanları kontrol edebilen, değişik şekil alabilen, illüzyonlar yaratabilen farklı Stand’lar var ve dediğim gibi bunlar sayesinde her bölüm farklı bir mücadele türüne tanıklık ediyoruz. Stand’lere ısınamadım dedim ama Hamon ile devam edilseydi bu kadar farklı özellikte karakter de bir araya gelemezdi, bunu kabul ediyorum. Zaten ilk sezonun sonunda Joseph’in son dövüşünden sonra Hamon’u ya geliştirmek gerekiyordu, ya da farklı bir konsepte geçilmesi gerekirdi ki burada da yapılan zaten bu. Ha, bana göre Yu-Gi-Oh’u andıran Stand’ler yerine başka bir şey de bulunabilirmiş ama iyi bir iş çıkarıldığını da söyleyebilirim.

    Emektar Hamon’un yerini Stand’lara bırakması dışında Jojo’s Bizzare Adventure’un selefini fazla aratmıyor. Elbette her zaman kafamda “acaba Jotaro Hamon kullansaydı nasıl olurdu” sorusu olacak ama bunun dışında seride yine o bilindik Jojo havası mevcut. Az önce bahsettiğim gibi Jotaro ve diğerleri Mısır’a gitmeye çalışıyor ve dolayısıyla Hindistan, Hong Kong, Pakistan gibi çeşitli mekânlara ziyaretler gerçekleştiriyoruz. Yine dediğim gibi her bölüm ekibin başı farklı bir Stand kullanıcısı ile derde giriyor ve her biri ilginç özelliklere sahip. Bu yüzden onlarla mücadele ederken kimi zaman Jotaro ön planda oluyor, kimi zaman Abdül, Kakyoin veya Polnareff. (Kakyoin ve Polnareff ekibe birkaç bölüm sonra katılıyor) Anlayacağınız mekanlar ve düşmanlar bakımından hiçbir sıkıntımız yok. Tek şikayet edebileceğim konu Joseph’in bence haddinden fazla arka planda kalması. Tamam, kendisi yaşlandı ve yeni kahramanımız Jotaro ama bu adamın “ultimate being” Kars-sama’yı alt ettiğini de unutmamak lazım. Bu arada, Kars gibi bir karakterden sonra yeni Dio bizlere ne sunabilir ki demekten de alıkoyamıyorum kendimi:) Neyse konumuza dönecek olursak; ara ara Hamon kullanarak eskiyi yâd etmemizi sağlasa da Joseph bence daha aktif olmalıydı.

    Çizimleri bakımından da Stardust Crusaders ilk sezonu hiç aratmıyor. Her ne kadar ilk bakışta belli etmese de yeri geldiğinde uzuvlar kopuyor, kan gövdeyi gösteriyor. Kullanılan renkler ve tonlamalar da gayet kaliteli. Özellikle garip Stand’ların garip kullanıcıları ile olan dövüş sahnelerini izlemek keyifli. Ara ara tonlamalarla oynanarak renklerin değiştirilmesi de (İlk sezonda da vardı, örneğin renkler ters dönmüş gibi oluyor, saç mavi ise yeşil gibi) hoş bir ayrıntı. Bu arada, animenin karakterleri gerçekten tuhaf çünkü abartılı saçlara veya tiplere sahip değiller ama maşallah hepsi kaslı:) Animenin açılış parçası ilk sezondaki iki parçaya nazaran daha hızlı ve “Walk Like an Egyptian” adındaki kapanış parçası için on numara diyebilirim.

    Stardust Crusaders için ilk sezondan daha hareketli bir anime diyebilirim. Karakter ve Stand çeşitliliğinin bol olması buna önemli bir etken. Fakat keşke anime 24 bölüme sığdırılabilseymiş. Bakınız İlk hikaye Phantom Blood ve Battle Tendency için 13’er bölüm bile yeterli olmuştu ama Stardust Crusaders’in devamı için Ocak 2015’i beklememiz gerekecek. Kısacası Jotaro vs. Dio’ya daha var arkadaşlar.

    0 yorum

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan