• Yazar : Rafet Kaan Moral 12 Temmuz 2016

    Yönetmen: Mori Misaki, Toshio Hirata
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Dram, Tarihi
    Yapım Yılı: 1983 – 1986
    Bölüm Sayısı: 2 Film
    Anime Puanı: 10/9


    Ülkemizde Yalınayak Gen olarak Türkçe mangası satılan seri Hiroşima’ya atılan atom bombasını ve sonrasında yaşananları konu alıyor. Altı – yedi yaşlarındaki Gen Nakaoka, kardeşi Shinji, ablası Eiko, babası Daikichi ve hamile annesi Kimie ile ikinci dünya savaşı sebebiyle yoksulluk içinde yaşamaktadır. Savaşın son aylarıdır ve Japonya savaş sebebiyle oldukça yıpranmıştır. Hiroşima’ya gözle görülür bir zarar verilmese de Boeing B–29 uçakları birçok şehri bombalamıştır. İnsanlar iş bulamamakta, karınlarını doyurmakta zorlanmakta, var olan bir avuç yiyecek yemek pulu ile satılmaktadır. Lakin Nakaoka ailesinin babası Daikichi ümidini yitirmemiştir ve savaşın çok yakında sona erip sefilliğin biteceğini düşünmektedir. Hatta oğulları Gen ve Shinji’ye “Buğday gibi olun. En soğuk dönemde yetişmeye başlar ve üzerine basılsa bile yetişmeye devam eder” diye nasihat verir. Hiroşima sakinleri de iyimserliğini korumaya çalışmaktadır. Örneğin yemek pulu ile çorba dağıtılırken içinde bolca pirinç de vardır demektedir. Halbuki yok denecek kadar azdır ama bunu gören vatandaş her şeye rağmen gülümseyerek “çorba pirinçten geçilmiyor” benzeri sözler sarf etmektedir. Şehrin üzerinden sürekli gözcü Amerikan uçakları uçmaktadır ve halk panik içinde sığınaklara koşmaktadır. Fakat uçaklar herhangi bir girişimde bulunmamaktadır ve Gen’in babası başta olmak üzere halk şüphelenmekte, korku içinde bir şeyler beklemektedir. Gen ve kardeşi Shinji ise mümkün olduğunca babalarına yardım etmekte ve kendi aç karınlarını görmezden gelerek hamile anneleri için yiyecek peşinde koşarak günlerini geçirmektedirler. 


    6 Ağustos 1945 günü geldiğinde Gen’in ailesi ve Hiroşima halkı için bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Sabah saatlerinde, saat yediyi çeyrek geçe iki gözcü uçağı havalanmış ve dolayısıyla alarmın çalması ise halk sığınaklara koşmuştur. Yaklaşık yirmi dakika sonra ise tehlikenin geçtiği uyarısı verildikten sonra insanlar zorlu günlük yaşamlarına geri dönmüştür. Abla Eiko temizlik yapmakta, anne Kimie çamaşır asmakta, baba çalışmakta, küçük Shinji tahta gemisi ile oynamakta ve Gen de okula gitmektedir. O sırada gözlem uçakları “Enola Gay” adlı B–29 uçağına havanın bombalamak için müsait olduğuna dair rapor vermektedir. Enola Gay’in pilotu Paul Tibbets de anlaşıldı diyerek saat tam sekizi çeyrek geçe “Little Boy” adlı atom bombasını şehrin üzerine bırakır. İşte o an, ürpertici bir şekilde zaman adeta durur. On üç bin TNT gücünde ve dört bin derece ısı yayan bomba yüzünden “şanslı” olan yetmiş binden fazla insan saniyeler içinde hayatını kaybeder. Evet, maalesef şanslı olanlar diyorum çünkü onlar acı çekmemiştir. Bir şekilde hayatta kalanlar ise ağır yaralarla, vahşet derecesine yanıklarla sağ kalmıştır ve ölümleri ızdıraplı olmuştur. Gen şans eseri taş duvarlar onu bombanın ısısından koruduğu için hayatta kalabilmiştir ama yanındaki arkadaşı hiç de şanslı değildir. Gerçi ölen kız mı yoksa Gen mi şanslı tartışılır çünkü Gen artık bir kabusun içindedir. Bombanın etkisi ile şehir yanmakta, ısı sebebiyle eriyip hayatta kalan insanlar son nefeslerini vermeye çalışmaktadır. Elbette yıllar boyu sürecek radyasyon etkisinden bahsetmiyorum bile. Tüm bu olanlar yetmezmiş gibi Gen evine doğru koştuğunda acı bir manzara ile karşılaşır. Babası, ablası ve küçük kardeşi evlerinin enkazının altında kalmıştır. Üstelik ev cayır cayır yanmaktadır. Annesi Kimie ve Gen onlar kurtarmaya çalışır ama nafile. Üzerindekiler çok ağırdır. Ümitsiz durumu ilk fark eden babaları Daikichi olur ve Gen’e “artık annene sen bakacaksın, götür onu buradan” der. Gözyaşları içindeki zavallı Gen de babasının son dediğini yaparak zor da olsa annesini yangından uzaklaştırmaya başlar. Geriye küçük Shinji’nin rüzgarda yankılanan sesi kalır: “Anne! Çok sıcak! Çok acıyor anne!”…


    Yukarıda yazdıklarımdan filmin hemen hepsini özetlemişsin ve bariz spoilerler vermişsin diye bana kızabilirsiniz. Haklısınız da ama şöyle bir şey var ki izlediğiniz bir anime filmi değil yaşanmış gerçek bir tarihi olay. Hiroşima ve peşinden üç gün sonra Nagasaki’ye bombalar atıldı. Gen’in durumuna benzer birçok insan yakınını kaybetti. Çocuklar anasız babasız, ebeveynler evlatsız kaldı. Geriye kalanların da zaten hayaletten pek bir farkı kalmadı. Bomba yüzünden zehirlenmiş, içten içe çürüyüp ölümü bekleyen insanlar… Su yok… Yemek yok… Tıbbi malzeme yok… Umut da yok… Bu yüzden Yalınayak Gen’de aslında önemli olan konudan ziyade anlatılan olay ve emin olun benim anlatmam ve izlemeniz arasında çok fark var. Özellikle atom bombasının düştüğü sahnede elinde balon tutan kızı eminim sizler de tekrar tekrar geri sararak şok içinde izleyeceksiniz.

    Yalınayak Gen sadece atom bombası düştükten sonra yaşanan trajediyi sunmuyor. O malum sahne gelene kadar Japon halkının yaşam mücadelesini de Gen Nakaoka ve ailesi üzerinden sunmaya çalışıyor. Örneğin Gen ve kardeşi Shinji’nin hamile anneleri beslensin diye kendileri günlerdir aç gezmelerine rağmen sazan balığı bulmaya gidiyorlar. Yaşlı bir adamın bahçesindeki su birikintisinden balık aşırırken yakalandıklarında adam Gen’i dövmeye başlar ama Gen “beni istediğiniz kadar dövün ama balığı almama izin verin” der. Kabul ediyorum, biraz ajitasyon var bu sahnede ve akıllarınıza Sezercik’in süt çaldığı ve sütçü amcanın bacaklarına kapanıp “sütü dökme amca, beni döv ama sütü dökme” demesi gelebilir. Asıl anlatılmak istenen ise burada Gen’in temiz yürekliliği ve küçücük bir çocuğun saf kalbi. Akabinde bunun devamında balığı annelerine verdiklerinde Shinji annesinden balığın kılçığını ister. Shinji için bu saf ve masumane bir istektir ama annesi için çok üzücü bir durumdur. Evladınız açtır ama karnınızdaki bebek için siz yemek zorundasınızdır. Ne büyük ikilem ama: Minik yavrunuz mu yoksa doğmamış bebeğiniz mi? 


    Animenin zayıf noktaları neler peki? Öncelikle en zayıf noktası üç sene sonra çekilen devam filmi. Aslında film kötü değil ama ilk film özellikle atom bombası ve etkisini o kadar iyi yansıtıyor ki ikinci film yanında sıradan bir dram filmi gibi kalıyor. İkinci film, üç sene sonra çekildiği gibi animede de üç sene sonrasını konu almakta. Gen biraz büyümüştür ve Amerikan askerleri artık Japon topraklarındadır. Hiroşima toparlanmaya çalışmaktadır ama başı atom bombasının yan etkileriyle derttedir. İnsanlar hastalanıp ölmekte ve her temizlenen alandan çürümüş cesetler, iskeletler çıkmaktadır. İkinci film ilk filme göre yavan kalıyor ve açıkçası fazla derin araştırmadım ama mangasında olaylar farklı gelişiyormuş. Yani büyük ihtimalle ikinci filmin amacı birazcık da ilk filmin başarısının meyvelerini yemekti. İkinci sevmediğim olay ise Ryuta karakteri. Yine spoiler vereceğim; Shinji’nin yanarak öldüğünden bahsettim. Hem de trajik bir şekilde. Ryuta ise Shinji’nin yerine gelmiş birebir aynı bir karakter. Hatta Gen de annesine ne kadar da Shinji’ye benzediğini söylüyor. Hem tip hem de kişilik olarak. Dolayısıyla Ryuta, Gen ve annesi ile yaşamaya başlıyor. Şahsi düşüncem; madem Shinji de dahil aileye böyle dram dolu bir ölüm vereceksin, Shinji’nin yerine neden birebir aynı karakteri koyuyorsun? O zaman tıpatıp aynısı abla veya baba da çıkart karşılarına. Ryuta farklı bir karakter olsa elbette lafım yok ama izlerseniz hak vereceksiniz, bildiğiniz Shinji. Açıkçası böyle olmaması gerekirdi diye düşünüyorum ben. 


    Animenin çizimlerini gördükten sonra bir kez daha dediğim: “Eski animeler gibisi yokmuş” Bu tarz çizimlerle büyümemizin etkisi de var kabul ediyorum ama eski animeler bana her daim daha sıcak daha içten gelmiştir. Yeni nesiller elbette daha yüksek çözünürlükte ve daha ayrıntılı ama o sıcaklığı onlarda bir türlü hissedemiyorum. Çok dijitaller. Gen ve Shinji’nin buğday tarlasındaki koşuşu, siyah beyaz bir filmden çıkma gibi duran açılış müziği, hepsi nostaljik ve içinize işliyor. Müzikler ve seslendirmeler de aynı şekilde öyle. Yine az önce örneğini verdiğim Gen ve Shinji’nin buğday tarlasında koşarken “veey! veey!” diye çocukca bağrışmaları çok profesyonel. Burada profesyonel demekle kastettiğim de inanılmaz gerçekçi oluşu. Şimdiki animelerde herkesin görünümü de sesi de çok güzel. Çirkin sesli veya öyle olması planlanmadığı sürece çirkin bir karakter yok. Yalınayak Gen de ise durum tam tersi. Çirkin karakter de var ve gerçekçi, bağırdı mı itici gelen çocuk sesi de var. Düşünüyorum ve son yıllarda bu tarz gerçekçi davranan bir çocuk nerede vardı veya en azından sesi çocuk gibi çıkan kim vardı diye ve bulamıyorum. Günümüz animelerinde çocuk ortaokula gidiyor ama davranışları ile sizden benden daha olgun:)

    Yalınayak Gen’i izlerken aklıma Studio Ghibli’nin Ateşböceklerinin Mezarı (Grave of the Firefiles) filmi geldi. Yalınayak Gen, Ateşböceklerinin Mezarı kadar popüler olmadığı için (sonuçta Ateşböceklerinin arkasında Studio Ghibli var) ilk defa duyuyor olabilmeniz de mümkün. Aynı şekilde Ateşböceklerinin Mezarı anime filmini de popüler olduğu için izlemiş olma ihtimaliniz de yüksek ve o filmi sevdiyseniz Yalınayak Gen’i de muhakkak seveceksinizdir. Her iki filmi de izlemediyseniz ikinci dünya savaşı ve atom bombası teması ile şiddetle ikisini de izlemenizi öneririm. En azından Yalınayak Gen’in ikinci filmi olmasa da ilk filmini izleyin. Bu arada, Yalınayak Gen’e puan verirken ikinci filmi de puanlamaya dahil ettim. Yani verdiğim not iki filmi de kapsıyor. Bu yüzden Ateşböceklerinin Mezarı’ndan daha düşük oldu. Yoksa sadece ilk film olsaydı ikisi de aynı puanda olacaktı diyerek yazdığım en uzun yazılardan birisini sonlandırıyorum. 


    { 2 yorum bulunmakta.Yorum yapın }

    1. Çizimler gerçekten "nostaljik", ben Ateşböceklerinin Mezarını izlemiştim, çok ağır bir dramdı, sanırım bu ondan da dramatik, izlemek isterim, bu güzel inceleme için teşekkürler:)

      YanıtlaSil
    2. Ateşböceklerini çok sevmiştim. Gen'i de ilk fırsatta izleyeceğim. Teşekkürler.

      YanıtlaSil

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan