• Yazar : Rafet Kaan Moral 12 Kasım 2017

    Yönetmen: Keichi Sato
    Stüdyo: Mappa
    Tür: Fantastik, Aksiyon, Macera
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 24
    Anime Puanı: 10/9


    İlk sezon incelemesi ile aynı girişi yapacağım; ismini ilk duyduğunuzda aklınıza Shingeki no Kyojin’i getiren Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul (İngilizcesi Rage of Bahamut), 2014 yapımı ilk sezonun on sene sonrasını konu alıyor. İlk sezonun incelemesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

    Dediğim gibi ikinci sezon Virgin Soul bizleri ilk sezonun on yıl sonrasına götürüyor. İlk sezonda gerçekleşmiş olanları biraz hatırlarsak; (dikkat spoiler!) Favaro ve ezeli düşmanı/arkadaşı Kaiser, Favaro’nun verdiği zor karar ile Amira’yı feda etmeyi seçerek tanrılardan ve şeytanlardan bile üstün yok edici bir güce sahip olan Bahamut’u mühürlemeyi başarmıştır. Favaro bu macerada bir bacağını kaybederken Kaisar da sinsi şeytan Martinet’i alt etmek için kolunu feda etmiştir. 


    On sene sonra ise animenin geçtiği Mistarcia adlı dünyada dengeler tamamen değişmiştir. Bahamut’un on yıl önceki teröründe birçok kişi sevdiğini kaybetmiştir. Kaybedilenler gömülmüş, enkazlar yeniden inşa edilmiştir. Kraliyet ailesi de tamamen yok olduğundan normalde tahta çıkma şansı hemen hemen hiç olmayan 17. Charioce kral ilan edilmiş ve Charioce ilk iş olarak tanrıların ve şeytanların mabetlerine saldırmıştır. Bir nevi onlara karşı savaş başlatmıştır yani. Üstelik Charioce başarılı da olmuştur. Tanrıların mabetlerinden zorla elde ettiği güç ile özel Onyx Birliği’ni kurmuş ve şeytanları adeta saklanmaya mahkum etmiştir. Kaçamayanlar ise ya öldürülmüş, ya köleleştirilmiş, ya da insanların eğlencesine sunulmak üzere gladyatör yapılmıştır. Kısacası kimilerine göre Charioce insan ırkını artık tanrılara muhtaç ve şeytanlardan korkması gereken bir ırk olmaktan kurtaran kahraman, kimilerine göre tanrıları kızdırmış olan bir diktatördür.

    Tüm bu yaşananların arasında başkentte bir süredir ilk sezondan hatırlayacağımız Bacchus ve Hamza’nın yanında kalan Ninda adında enerjik mi enerjik bir kız yaşamaya başlamıştır. Yorulmak nedir bilmeyen, kuvveti ile ağızları bir karış açık bırakan Nina inşaat işlerinde çalışmakta ve harçlığını kazanmaktadır. Esnaf arasında da sürekli gülümseyen yüzüyle bir hayli sevilmektedir. Nina kendi dünyasında yaşarken yine ilk sezondan tanıyacağımız Azazel adındaki şeytan Charioce’u devirmenin bir yolunu aramaktadır. Derken büyük ihtimalle çoktan tahmin ettiğiniz olur ve Azazel ile Nina’nın yolları kesişir. Bu kesişme onları Rita’ya kadar götürür ve Nina dünyanın aslında pespembe olmadığını, içten içe bir savaşın yaklaştığının farkına varır. 


    Bacchuus dedik, Hamza dedik, Rita dedik… Peki, ya diğerleri? İlk sezonun birçok tanıdık yüzü ikinci sezonda yeniden karşımızda fakat dikkatinizi çekmiştir, ana karakterlerden hiç bahsetmedim. Evet, Favaro ve Kaiser! Onlar da elbette Virgin Soul’da yeniden karşımıza çıkıyor lakin bu sefer ana karakterlerden ziyade yardımcı karakter rolüne daha yakınlar. İkinci sezonda ana karakterler daha çok Nina ve Kral Charioce.

    12 bölümlük bir ilk sezondan sonra 24 bölümlük bir ikinci sezona kavuşmak olağandışı bir durum. Tam tersine alışığız da iki katı bir yeni sezon çok nadir karşımıza çıkıyor. Peki, Virgin Soul bize ne sunuyor? Şahsen ben ikinci sezonu ikiye bölebilirim. İlk yarısı, “eh işte” olan kısmı ile “vay canına!” dedirten son yarısı. Anime, 12. – 13. Bölüme kadar altyapı oluşturuyor ki açıkçası Shingeki no Bahamut havası bu bölümlerde pek yok. Lakin asıl olay başlayınca “tamam, özüne döndü” dedim. Zaten dokuz puan vermemi de bu ani yükseliş sebep oldu çünkü animenin ilk yarısına kadar kafamdaki puan 7 – 7.5 falan idi. İkinci yarıdan sonra atmosferin her bölüm daha da artması, sürpriz ölümler ve ters köşeler, yaşanan duygu patlamaları derken son zamanlarda izlediğim en tatmin edici sezon sonlarından birisi ile karşılaştım diyebilirim. Bir de şöyle bir şey var; animede tamamen kötü veya tamamen iyi diye bir kavram yok. Tamam, Nina saf ve temiz kalbiyle dahil değil lakin diğer herkesin kendine göre yaptıkları eylemlerin mantıklı sebepleri var. 


    Animenin içeriği gibi müzikleri de ikinci yarıdan sonra çok daha güzelleşiyor. Virgin Soul’un ilk açılış ve kapanış parçasını beğendiğimi pek söyleyemem fakat ikinci açılış parçası “Walk This Way” ve ikinci kapanış parçası “Cindrella Step” çok iyiler. Özellikle kapanış parçası görsellerle birleşince ortaya her bölüm sonunda izlenebilecek bir kapanış çıkıvermiş. Çizimleri zaten kaliteli. Garip renk uyumu, detay seviyesi ve kullanılan efektler başarılı. Bir tek her karakterin göz bebeklerinde sanki ağlıyormuş gibi, gözyaşına benzeyen şeffaf daireye anlam veremedim. Yakın çekimde fark ediliyor ve ilk Nina’da gördüğümde ağlıyor sandım. Sonra dikkatimi çekti ki herkeste var bu. İlk sezonda da var mıydı hatırlamıyorum ama lüzumsuz bir şey bana göre.

    Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul, ilk yarısı ile idare ettiren, ikinci yarısı ile kendisini çok sevdiren bir devam sezonu olmuş benim gözümde. Özellikle son bölümler açıkçası efsane niteliğindeydi. İlk sezonun sonundaki gibi yeni bir sezon maalesef müjdelenmedi ama hani gelirse de şaşırmayın havası da verilmemiş değil. Yani yakın zamanda olmasa da bir üçüncü sezon muhakkak gelecektir ve elbette ben o sezonu bekliyor olacağım. 

    0 yorum

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan