• Yazar : Berkay Oruç 28 Temmuz 2017

    Yönetmen: Kenji Nagasaki
    Stüdyo: Bones
    Tür: Aksiyon, Komedi, Okul, Süper Güç
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/6.5


    Adından ve kapak fotoğrafından da kolaylıkla anlaşılacağı üzere “shounen türünün sınırlarını zorlayacak, bilinen bütün klişeleri kullanacak ve ana karakteri ilah yapacaklar." demiştim seriye başlamadan önce. Büyük oranda haklı da çıktım.

    Elementleri kontrol etmekten şekil değiştirmeye kadar birçok yeni keşfedilmiş gücü kapsayan "Tuhaflaklar", yıllar boyunca hızla artarak dünya nüfusunun %80'inin sahip olduğu ve artık normal kabul edilen özelliklere dönüşür. Bu beklenmeyen gelişme, Izuku Midoriya'nın da içerisinde bulunduğu dünyanın geri kalanını tamamen güçsüz kılar. Izuku'nun daha bir çocukken başlayan kahraman olma hayalini yıllar vazgeçirememiştir. Izuku'nun haksız kaderi onu kahramanlara daha çok bağlar ve elinden geldiğince bu konuda notlar alır. Her şeye rağmen Izuku'nun istikrarı meyve vermeye başlar ve hayranı olduğu All Might ile görüşme fırsatı yakalar. Izuku, All Might'ın ilgisini bir hayli çeker. Bunun sonucunda All Might, Izuku'yu sahip olduğu eşsiz güç için varis olarak seçer. Izuku, aylarca süren eğitimler sonucunda prestijli bir kahraman okuluna girmeyi başarır. Ayrıca bu yılki öğrenciler diğer yıllara göre çok daha umut verici görünüyorlardır. Izuku, yakında tuhaf ama yetenekli arkadaşlarıyla birlikte gerçek bir kahraman olma yolunda büyük adımlar atacaktır. 



    Başta belirtildiği üzere Izuku'nun en güçlü ve saygın süper kahraman olma sürecini anlatan Boku no Hero Academia, tipik bir shounen anime. Bu türle ilgili herhangi bir önyargım olmasa bile yeterince anime izledikten sonra fark ediyorsunuz ki; shounen kategorisindeki animeler, birbirlerinin kopyası niteliğinde. Açıkçası bu seriyi beklentim olmadan ve önyargısız bir bakış açısıyla izlediğim halde beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

    Boku no Hero Academia, özgün ve ham bir hikayeye sahip olmasına rağmen belirli standartların dışına çıkamadığından dolayı hikayenin anlatımı konusunda yetersiz kalıyor. Her şeye rağmen animeyi izlerken zaman zaman sıkıldığımı hissetsem de genel anlamda eğlendiğimi söyleyebilirim. Bunun en önemli sebebi doğru zamanlarda kullanılmış olan komedi unsuru oldu. Kullanılan yüz ifadeleri başta komedi bölümlerinde olmak üzere bir çok hissi başarı ile seyirciye aktarıyor, keza seslendirmelerde oldukça iyiydi. Özellikle ana karakterimiz Izuku'yu canlandıran, ayrıca Sword Art Online, Charlotte, Psycho-Pass ve Boruto gibi birçok popüler seride de görev almış olan Daiki Yamashita'nın performansı favorim oldu. Boku no Hero Academia animesinin diğer ana karakterlerini de canlandırmış olan seslendirme sanatçılarının işini özveriyle yaptığını, karakterlerin kişiliklerini başarılı bir şekilde yansıtmalarından ve izleyiciye verdikleri yoğun hislerden anlamış bulunmaktayım. 



    İzlediğim süre boyunca ana karakterimizin kişiliği ile ilgili izlenimlerim durmadan değişti. İlk bölümden itibaren pısırık bir karakter olarak tanıtılsa da sınırı olmayan cesareti ve pervasızlığı, onun kötü yanlarını kapatmaya yetiyor ve kendini izleyiciye sevdiriyor. Ana karakterimizin beklenmeyen (!) öne çıkışları da bu duyguyu güçlendiren etkenlerden biri. Animenin hikayesine tam olarak 9. bölümden sonra odaklanmaya başlanıyor. Son bölümlerin izleyiciyi ikinci sezona hazırlamak amacıyla yapıldığı fark edilse de önceki bölümlerin işlenişinden tamamen farklı hazırlanıp riske girilmesini takdir ettim.

    Kahramanımız Izuku Midoriya'nın kahraman okuluna girmek için yaptığı sıkı çalışma da Rocky filmlerini aratmayacak derecede. Doğrusunu söylemek gerekirse o sahneleri izlerken kullanılan fon müziğini dinlemek yerine aklımdan "Eye Of The Tiger" melodisini geçirmek daha etkili oldu.

    Boku no Hero Academia animesinin sanatsal anlamda değerlendirmesine gelecek olursak genel anlamda beğenmemle birlikte çizim ve müziklerin hikayeden çok daha ilgi çekici olduğunu söyleyebilirim. Başta ana karakterimizin çizimleri olmak üzere bütün kahramanların karakter tasarımlarına büyük bir özen gösterildiği ilk bakışta fark ediliyor. Özellikle yeni çıkan animelerin büyük çoğunluğunda ana karakterlerin gösterişten uzak tasarlandığını gördükten sonra Izuku'nun çizimleri oldukça ilgimi çekti ve 2000 yılı öncesinde yayınlanan animelerin karakterlerini hatırlatıp iç çektirdi. Konu süper kahraman olunca haliyle dikkat edilen detaylardan biri de kostümler oluyor. Seride de belirtildiği üzere süper kahraman adaylarının kişisel istek ve zevklerine uygun olarak hazırlanan kostümlerin hepsi özgün ve ilgi çekici. Çizimler konusunda beni etkileyen bir diğer konu ise renklerin canlılığı oldu. Shounen türünde bir anime olmasının da renkler konusunda belirleyici faktörlerden biri olduğunu düşünüyorum. Ayrıca fark ettiğim ayrıntılardan biri de 4. bölümde gösterilen balık oldu. Sanırım Boku no Hero Academia animesini izlediğim süre boyunca gördüğüm en iyi çizimlere sahipti. 


    Serinin ilgimi çeken çok fazla müziğe sahip olmamasına rağmen 'Porno Graffitti' adlı Japonya kökenli ünlü müzik grubunun The Day şarkısının açılış müziği olarak kullanılması beni memnun etti. Grubun solistinin sesi hakkında The Day için yetersiz olduğunu düşünsem de beklentilerimi (?) kısmen karşıladığını belirtmek istiyorum. Brian the Sun adındaki müzik grubunun bir çalışması olan HEROES adlı kapanış müziği ise The Day ile aynı seviyede ilgimi çeken bir eser oldu. Boku no Hero Academia animesinin müziklerini ortalama kelimesiyle tanımlamak yanlış bir yaklaşım olmaz.

    Boku no Hero Academia, ilgi çekici bir hikayeye sahip olmasına rağmen konuyu işleyemediğinden ve temayı izleyiciye klişeleşmiş yöntemlerle aktarmaya çalıştığından yetersiz kalmış bir animedir. Serinin müzikleri, iyi veya kötü bir izlenim oluşturmasa da çizimleri çok başarılı buldum. İkinci sezonda, başta hikaye olmak üzere her konuda kendini geliştirdiğini düşünüyor ve saf bir shounen anime arayanların göz atmasını tavsiye ediyorum.

    0 yorum

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan