• Barakamon İncelemesi

    Yönetmen: Masaki Tachibana
    Stüdyo: Kinema Citrus
    Tür: Hayatın İçinden, Komedi
    Yapım Yılı: 2014
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/10
















    Barakamon adlı animede Handa Seishu bir hat (kaligrafi) sanatçısıdır. Hat sanatı, yazı sistemleri ve yazı öğeleri kullanılarak geliştirilen, sıklıkla dekoratif amaçla kullanılan, bir görsel bir sanat türüdür. (kaynak vikipedi) Özetle harfler ile sanat yapmaktır. Dediğim gibi Handa da yirmi üç yaşında genç bir hat sanatçısıdır ve bir sergide deneyimli galeri müdürü tarafından eserleri “tekdüze, sanki ders kitaplarından çıkmış gibi, orijinalliği yok” diye eleştirilince Handa çok sinirlenerek ani bir dürtü ile galeri müdürüne serginin ortasında yumruk atar. Akabinde Handa hemen yaptığı büyük hatanın farkına varır ama iş işten geçmiştir artık. Durum böyle olunca Handa, babası tarafından hem kafasını serinletsin diye hem de sanatını geliştirmek amacıyla Kyushu yakınlarında sessiz sakin bir ada olan Goto Adası’na gönderilir. Daha havaalanında iner inmez Handa burasının ne denli ıssız olduğunun farkına varır. Handa zamanını geçireceği köye vardığında sessiz sakin günler geçirerek sanatı üzerinde yoğunlaşacağını zanneder ama köyde yaşayan küçük Naru ve diğer köyün gençlerinin planları birazcık farklıdır. “Sensei” diye adlandırdıkları Handa ile Naru başta olmak üzere Miwa, Tamako, Hiroshi gibi karakterlerin çok farklı planları vardır. Onların amacı eğlenmek ve Sensei’leri ile güzel vakit geçirebilmektir. Her ne kadar Handa olayların içine zorla çekilse de kendisi de giderek Naru ve arkadaşlarına alışmaya (ki Tokyo’da hiçbir arkadaşı yoktur), köy hayatına adapte olmaya ve en önemlisi güzel vakit geçirmeye başlar. Planladığı gibi hat sanatına fazla yoğunlaşamaz ama sanatına katkıda bulunabilecek çok daha güzel bir deneyimi yaşar: Hayatı… 


    Barakamon’u ilk olarak Usagi Drop benzeri bir anime sanmıştı. İşte gene eleman var, küçük bir kızla takılıyor, birbirlerinden öğreniyorlar falan. Usagi Drop benim açımdan başarılı bir animeydi ve Barakamon’dan da bu tarz bir şey bekliyordum. Lakin karşıma çıkanın Usagi Drop ile alakasının olmadığını da rahatlıkla söyleyebilirim. Barakamon çok daha farklı bir temaya sahip ve kendine has tarzı ile zaten iyi şeyler beklediğim animeden çok daha fazlasını buldum izlerken. Öncelikle komedi yönünden bahsedeyim; kısacası uzun zamandır bir anime izlerken kahkahalar atmamıştım dersem herhalde olayı özetlemiş olurum. Yerli yerinde kullanılan komiklik mimikleri, fazla cıvımadan yapılan espriler, Handa’nın olaylarla başa çıkma şekilleri ve özellikle Naru’nun sevimlilikleri/haylazlıkları izlenmeye değer. Animenin bütün karakterleri çok başarılı ve dediğim gibi “city boy” Handa ile olan ilişkileri bir harika. Komedi yönünün yanında Handa’nın her bölüm yaşadığı macera, karşılaştığı yenilikler ve tüm bunların hat sanatına yaptığı katkılar da elbette animeye renk katıyor. Barakamon’da öyle fazla duygusallık yok. Yani romantizmin veya dramın doruklarına varmıyorsunuz ama yeri geldiğinde yine de nasıl güldürüyorsa duygulandırdığı zamanlar da az da olsa oluyor. Kısacası anlatmak istediğim, animeyi hikâyeye nazaran tamamen karakterler götürüyor ve her bir karakter ayrı başarılı ve animeye katkısı büyük. 


    Barakamon’un çizimleri rengârenk ve karakterleri gibi sevimli bir şekilde çıkıyor karşımıza. Arka planda uzanan yeşilliklerden okyanusa kadar, anime sizlere şehirden çok uzakta olduğunuzu hissettiriyor. En çok beğendiğim ise karakter çizimleri. Tamam, yetişkin karakterler her animede karşımıza çıkacak cinsten ama özellikle çocukların çizimleri ki Naru ve Hina başta olmak üzere acayip tatlılar:) Bir de bunlara afacan tavırları da eklenince izlemeye doyamıyorsunuz. Fakat asıl hoşuma gidense seslendirmeler. Gördüğüm kadarı ile 6 – 7 yaş civarı olan Naru ve arkadaşlarını yine 2005 – 2006 doğumlu minik arkadaşlar seslendirmiş. Hepsi de çok başarılı ama Naru’nun aksanlı ve bazı kelimeleri yuvarlayan seslendirmesi yok mu… Adeta mükemmel bir seslendirmeydi. Hara Suzuko adındaki minik seiyyumuz harika bir iş çıkarmış ve Naru’yu seslendirmesini geçtim, resmin hayat vermiş. Şimdi bile Naru’nun kahkahalarını duyar gibiyim:) Buradan kendisine anime dünyasına böyle candan ve sevimli bir karakter getirdiği için teşekkür ederim. Eminim ilerleyen zamanlarda da Hanazawa Kana, Sawashiro Miyuki ablaları gibi başarılı işler çıkartacaktır. Son olarak animenin güzel bir açılış parçasına ve daha da başarılı NoisyCell’den Innocence adında bir kapanışa sahip olduğunu belirterek paragrafı sonlandırıyorum.

    Barakamon adlı animeyi izlerken çok eğlendim ve tatmin olarak animeyi sonlandırdım. Elbette bazılarınız verdiğim notu abartılı bulacaktır ama benim gözümde anime kusursuz bir yapım ve beni kahkahalara boğabilip yeri geldiğinde duygulandırıp ekrana daima kilitli bir vaziyette tutabiliyorsa o anime bu puanı hak etmiştir. Ayrıca hayatın içinden tarzında anime arayan herkese de büyük bir zevkle tavsiye edebilirim. Handa ve Naru’nun yaşadıklarıyla sıcacık bir anime olan Barakamon’a mutlaka bir göz atın derim.


    3 comments

  • Zankyou no Terror İncelemesi

    Yönetmen: Shinichiro Watanabe
    Stüdyo: Mappa
    Tür: Gerilim, Dram
    Yapım Yılı: 2014
    Bölüm Sayısı: 11
    Anime Puanı: 10/9.5


    İngilizce adı Terror in Resonance olan Zankyou no Terror’un yönetmen koltuğunda Cowboy Bebop ve Samurai Champloo gibi animelerden tanıdığımız Shinichiro Watanabe var. Animede olaylar Tokyo’da gelişiyor. Anime hızlı bir giriş yaparak iki kişinin yüksek korumalı bir tesisten önemli bir şey çalması ile başlıyor ve akabinde olaylar altı ay sonrasından devam ediyor. Bu iki genç arkadaşın gizemli bir geçmişleri vardır ve altı ay sonra harekete geçerek ilk “terör” eylemlerini gerçekleştirirler. Ardından isim verilmese de Youtube olduğunu tahmin ettiğimiz video sitesinden “Sphinx” lakabını kullanarak eyleme sahiplenirler ve bir sonraki eylemleri hakkında bir ipucu verirler. İkili kendilerine Nine (Dokuz) ve Twelve (On iki) olarak hitap eder ve videolarında bilmeceler sorarak adeta polis kuvvetlerine meydan okurlar. Bilmecelerini bilemezlerse yeni bir bomba patlayacaktır fakat cevabı bulurlarsa cevap onları bombaya götürecektir. Nine ve Twelve’in akıllıca hazırladıkları ve ekmek kırıntıları bıraktıkları ipuçlarını ise Shibazaki adında arşivlerde çalışan (yıllar önce yaşadığı bir olay yüzünden dedektiflikten sürülmüştür) bir polis memuru çözebilmektedir ve çok geçmeden eski rütbesine kavuşarak Sphinx adındaki terör örgütünün peşine düşer. Anlayacağınız bir şeylerin peşinde olan Nine ve Twelve aradıkları rakibi de bulmuştur ama planladıkları her ne ise işler istedikleri gibi pürüzsüz ilerlemeyecektir çünkü Lisa Mishima adındaki bir kızı ve geçmişlerinden gelen bir hayaleti hesaba katmamışlardır. 


    Zankyou no Terror hakkındaki ilk izlenimlerim ve animede karşıma çıkanlar bambaşka oldu çünkü anime bana umduğumu değil, çok daha iyisini sunmayı başardı. Ben animenin ismini duyduğumda daha çok işte Tokyo’da olaylar oluyor, kahramanlarımız müdahale ediyor veya daha böyle bir yıkım yaşanmış ve hayatta kalma mücadelesi gibi bir şeydir diye tahmin ettim (nedense animenin konusuna detaylı bakmamıştım) ama Zankyou no Terror’da ana karakterler bildiğimiz bombalama eylemi yapan teröristler. Bu yüzden ana karakterler ile doğrudan bir sempati kurmak zor. Animeyi daha çok objektif gözle izliyorsunuz ve Nine ile Twelve’in oldukça zekice hamlelerine karşın polis kuvvetleri (daha doğrusu Shibazaki’nin) karşı hamlelerini büyük bir zevkle izledim. Nine ve Twelve’in bulmacaları, bıraktıkları ipuçları ve tasvip etmesem de eylem şekilleri bayağı ilgi çekici. Ve bölümler ilerledikçe amaçları, kim oldukları ve bunu ne için yaptıklarının ufaktan her bölüm açığa çıkması tansiyonu giderek yükseltiyor ve yeri geliyor ki adeta ekrana kilitlendim desem yalan olmaz. Yani anlayacağınız animenin barındırdığı senaryo sıra dışı ve benim açımdan çok ilgi çekiciydi. Final bölümüne zaten diyecek bir sözüm dahi yok. 


    Elbette Zankyou no Terror’da da kafamın takıldığı bir – iki nokta oldu. Öncelikle animenin ilerleyen bölümlerde “Five” karakteri Sphinx’in karşısına çıkarılınca eyvah demiştim. Çünkü tamam dedim, iş deyim yerindeyse karşılıklı b*k atmaya dönecek sandım ama neyse ki umduğum olmadı ve Sphinx ikilisi amacından sapmadı. Bunun dışında aklımı kurcalayan bir küçük mesele daha vardı ama yazmaya bile değmez, tamamen kendi kuruntum:)

    Animenin içeriği kadar çizimleri de sıra dışı. Karakterler daha gerçekçi ve hafif nostaljik bir havaya sahipler. Yani animeyi ilk izlemeye başladığımda 2000’li yılların başlarından bir anime (karakterler bakımından) izliyormuş gibi hissettim. Açılış ve kapanış parçaları da bu tezimi destekliyor. Parçalara değinmişken, açıkçası iki parçayı pek beğenmedim ama bölümler esnasında çalan bütün müzikler muhteşem.

    Sonuç olarak Zankyou no Terror beklentilerimin ötesinde, şahsen mükemmele yakın diyebileceğim bir anime olarak çıktı karşıma. Bunun en büyük nedeni de şüphesiz farklı hikâyesi. Hikâyesinin sağlam olmasının bir sebebi de herhangi bir mangadan uyarlanmadığı için (dolayısıyla çoğu anime gibi yarım sonu, sezon finali falan yok) 11 bölümlük orijinalliğe sahip olması. Ben şahsen Zankyou no Terror’u herkese severek önerebilirim. 


    3 comments

  • Chuunibyou demo Koi ga Shitai! Ren İncelemesi

    Yönetmen: Tatsuya Ishihara
    Stüdyo: Kyoto Animation
    Tür: Komedi, Okul, Romantik
    Yapım Yılı: 2014
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7


    Yine orijinal isminin söylenmesi zor olduğunu belirterek başlayacağım Chuuninbyou demo Koi ga Shitai adlı animenin ikinci sezonu var karşımızda. İlk sezonun incelemesine buradan ulaşabileceğiniz ikinci sezonda olaylar ilk sezonun bıraktığı yerden devam ediyor. Aradan bir sene geçmiştir ve kahramanlarımız Yuuta, Rikka, Nibutani artık lise ikinci sınıf öğrencisidir. Kumin de doğal olarak son sınıf olurken Dekomori ise liseye yeni başlamıştır. Ve elbette 8. Sınıf sendromu (ne olduğuna ilk sezon incelemesinden bakabilirsiniz) tüm ihtişamlığı ile kaldığı yerden devam etmektedir. İkinci sezonun senaryo bakımından anlatabileceğim bir tarafı yok. Dediğm gibi ilkinin bıraktığı yerden başladığı için tam bir devam sezonu ve her bölüm veya birkaç bölüm genellikle farklı gariplikleri konu alıyor. Yine ilk sezonda olduğu gibi kimi zaman komiklikler ön plandayken kimi zamanda Yuuta ile Rikka’nın ilişkisi gözler önüne seriliyor. 


    Chuuninbyou demo Koi ga Shitai! Ren adlı animenin ilk sezona nazaran tek yeniliği ve benimse beğenmediğim yönü Shichimiya (Şiçimiya) adlı karakteri. Şahsen düşündüğüm, animenin zaten yeterli bir kadrosu var ve Yuuta’nın geçmişinden fırlayan ve tıpkı Rikka gibi 8. Sınıf sendromuna sahip olan Şiçimiya bana göre gereksiz bir karakter olmuş. Neyse ki kendisi fazla ön planda değil ve çoğu bölüm de görmüyoruz bile. Bunun dışında belki de bana gelmiştir bilemem ama seyir zevki bakımından animede bir düşüş olduğunu hissettim. Açıkçası ilk sezondan aldığım zevki ikinci sezondan alamadım. Tabi bu ikinci sezon kötü olarak algılanmasın. Sadece bana göre ilk sezonun gölgesinde kalmış. Şiçimiya’nın da etkisi var ama sanki bir şeyler eksik gibi geldi bana. Animenin sonu ise üçüncü sezon için kapı bıraksa da fena olmayan bir sonla sona eriyor.





    Görsel olarak Chuuninbyou demo Koi ga Shitai! Ren ilk sezon gibi cıvıl cıvıl ve rengârenk. Sevimli yüzler, klasik saç tipleri falan gayet başarılı. Bir nevi izledikçe içiniz açılıyor:) En önemlisi Dekomori karakteri yine formunun zirvesinde. Animenin açılış parçası klasik komedi – okul tarzında ve animeye yakışmış ama kapanış parçası sanki türünün dışına çıkmış gibi.

    Yazacak – çizecek fazla bir şey yok. Chuuninbyou demo Koi ga Shitai! Ren adlı ikinci sezon ile Yuuta ve ekibi yine bizlerle. İlk sezona nazaran bir şeyler eksikmiş gibi ama hepsine rağmen izlenebilecek kıvamda sevimli bir anime. Elbette önce ilk sezonu izlemeniz şart.


    1 comments:

  • Copyright © - Nisekoi - All Right Reserved

    ANIME-İNCELEME Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan