• Children of the Whales İncelemesi

    Yönetmen: Kyohei Ishigura
    Stüdyo: J.C. Staff
    Tür: Fantastik, Dram
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/8.5


    Balinaların Çocukları adı altında Netflix’te Türkçe Altyazılı olarak da izleyebileceğiniz Children of the Whales, Çamur Balina adı verilen ve kum denizinde başıboş sürüklenen ada/gemi üzerinde yaşananları ele alıyor. Önce kısaca geçtiği dünya hakkında bahsedeyim; yıl olarak Sürgün Yılı 93 yılında geçiyor anime ve uçsuz bucaksız kum denizleri üzerinde sürünen adalar mevcuttur. Bu adalardan birisi de bahsettiğim Çamur Balina’dır. Bu adada seçilmişler ve seçilmemişler olmak üzere iki çeşit insan yaşamaktadır. Seçilmişler özel güçleri olan gençlerdir. Bir nevi telepatik güçleri vardır fakat otuz yaşlarına geldiklerinde ne yazık ki ölmektedirler. Seçilmemiş olanlar ise normal insanlardır. Yönetim ise yaşlılardan oluşan seçilmemiş insanlardadır. 


    Ana karakterimizin adı Chakuro. Kendisi seçilmişlerdendir ve adadaki görevi olan biteni yazı ile kayda dökmektir. Adadaki her genç gibi dış dünyayı merak etmektedir. Günün birinde Çamur Balina’nın yakınında bir ada belirir ve Chakuro da kaynak bulma ekibine katılarak adaya gider. Lakin Chakuro, kaynaktan ziyade adada perişan halde ve kanlar içinde bir kız bulur. Kız, Chakuro’ya saldırır ama çok yorgun olduğu için anında kendinden geçer. Chakuro, kızı yanında alarak diğer arkadaşlarının yanına gider ve hemen Çamur Balina’ya geri dönerler. Sonuçta dış dünyadan bir insan bulunmuştur. Bu, adeta sansasyonel bir olaydır. Çok geçmeden ise asıl bomba patlayacaktır çünkü birileri Çamur Balina’ya doğru yaklaşmaktadır.

    Animenin en büyük kozu merak ettirmesi ve müthiş çizimleri. Çamur Balina nedir, neden seçilmişlerin gücü var ve erken yaşta ölüyorlar? Dış dünyada hayat var mı derken ilk bölümler su gibi akıp gidiyor. Tabi gizem çözülene kadar. Elbette bahsetmeyeceğim şimdi ama sonlara doğru bazı soru işaretleri cevaplandığında ilk bölümlerdeki o heyecan kalmıyor. Tabi bu anime kötüye gidiyor demek değil. Farklı bir tarafa yöneliyor ve anlatılan dünya giderek büyüyor. 


    Müthiş çizimler demiştim. Karakterler standart anime karakteri olsalar da arka plan çizimleri son zamanlarda izlediğim en iyi anime. Tek tek elle çizilmiş gibi, detaylı, yumuşak ve narin. Anlatması biraz zor, görsellerde de pek belli olmasa da özellikle yeşilin tonları ve kum rengi müthiş bir hava katıyor. Müziklere gelecek olursak; açılış parçası benim çok hoşuma gitti. “Sona Saki e” adlı parçaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kapanış parçası içinse standart diyelim. Bölümler esnasında çalan parçalarda veya seslendirmelerde dikkatimi çeken bir unsur olmadı.

    Balinaların Çocukları, biraz dram yönü ağır basan, gerektiğinde şiddet sergilemekten çekinmeyen, merak ettiren ve çizimleri ile büyüleyen bir anime. Animeyi izlerkenki büyü bölümler ilerledikçe biraz soluyor ama buna karşın anime için sağlam ve izlenmesi gereken sevimli bir seri diyebilirim. Bu arada, ikinci sezonu da merakla bekliyoruz. 

  • Treasure Island İncelemesi

    Yönetmen: Osamu Dezaki
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Macera, Dram
    Yapım Yılı: 1978
    Bölüm Sayısı: 26
    Anime Puanı: 10/8



    Nostalji kuşağımızda bugün Treasure Island var. Orijinal Japonca adıyla Takarajima olan ve Louis Stevenson’un aynı adlı romanından uyarlanan bu 1978 yapımı anime nereden esti derseniz şöyle anlatayım; Kingdom Hearts 3 oynarken Karayıp Korsanları’nın gezegenini ziyaret ettiğimizde birden aklıma Long John Silver adlı hayali korsan karakter geldi. Akabinde Google’da kısa bir arama yaptıktan sonra doksanlı yıllarda izlediğim seriyi de buldum ve anime olduğunu görünce şaşırdım :) Doğal olarak kısaca değinmeden olmaz diye düşündüm. 


    Hikayenin kahramanı 13 yaşındaki Jim Hawkins. Enerjik, yerinde duramayan ve iyi kalpli olan Jim’in ilk bölümlerde en iyi arkadaşı tek bacaklı John Silver’dır. Hatta arkadaştan da öte baba figürüdür. İkili beraber efsane korsan kaptanı Flint’in hazinesini açığa çıkarmak için bir gemiye katılırlar. Hatta John geminin aşçısı olur. Adaya yaklaşıldığında ise John gemiyi ele geçirir ve aslında Kaptan Flint’in sağ kolu görevini üstlenmiş, acımasız Long John Silver olduğu açığa çıkar. Dolayısıyla Jim kendini ihanete uğramış gibi hisseder ve acı, hüzün, nefret duyguları ile karışık eski dostu, yeni düşmanı John Silver’ı alt etmeye çalışır.

    Treasure Island’dan aklımda kalanlar kesit kesit. En iyi hatırladığım karakter ise elbette ki Long John Silver. İlk bölümlerde Jim ile sıkı dosttular ve ihaneti karşısında çok şaşırıp üzüldüğümü çok iyi hatırlıyorum. Akabinde Jim ve arkadaşları bu adamdan çok eziyet gördü çünkü bir hayli acımasız davranıyordu. Ebette Jim’e karşı her zaman sanki hala dostmuşuz gibi tavırları da can yakıyordu. Uzun boyu, yapılı oluşu, tek bacağı ve koltuk değneği ile Long John Silver aklımın bir köşesine kazınmış efsane bir karakter. 


    Seriyi Almanya’da izlediğimden orijinal seslendirmeleri yahut müzikleri hakkında yorum yapamayacağım. Gerçi Almanca dublajı hakkında da diyeceğim fazla söz yok lakin Youtube’da bulduğum Almanca açılış parçası anıları geri getirdi diyebilirim. Merak edeniniz olursa buraya tıklayabilir:)Yani bayağı bayağı geçmişe gittim arkadaşlar.

    Kırk bir senelik bir anime olmasına karşın, belki de küçücük çocuk olduğum için çok etkilenmiştim bu animeden. Sonunu çok düşündüm ama hatırlayamadım. Belki bu vesileyle bir gün tüm bölümleri bulabilirsem yeniden izlemeyi düşünebilirim. 

  • Ajin 2 İncelemesi

    Yönetmen: Ando Hiaroki
    Stüdyo: Polygon Pictures
    Tür: Aksiyon, Gerilim, Doğaüstü
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/7


    Yine aynı yıl içinde yayınlanan ilk sezonunun devamı olan (incelemesi burada) Ajin 2’ye geçmeden önce ilk sezona ve ana hikayeye kısaca değinmek istiyorum. Anime başlamadan 17 sene önce, daha sonradan Ajin adı verilen insanlar meydana çıkmıştır. Bu insanlar ölmemektedir. Daha doğrusu öldükten sonra yaraları iyileşerek dirilmektedirler. Wolverine veya Deadpool gibi hızlı iyileşme olayı Ajin’lerde yoktur ve sadece öldükten sonra dirilerek vücut eski haline dönmektedir. Bir de IBM yahut hayalet adını verdikleri suretlerle (bu suretleri Ajin’ler istemediği sürece insanlar göremez) bir hayli tehlikeli olabilmektedirler. İlk sezonda Ajin olduğunu yeni keşfeden Kei Nagai ve Ajin olmanın avantajlarını sonuna kadar kullanan Sato’nun mücadelesini izliyorduk. İkinci sezon da ilk sezonun bıraktığı yerden devam ediyor.

    İkinci sezonun ilk bölümünde Nagai ve Nakano, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Ajin Araştırma Birimi’nin başı Tosaki ile zoraki de olsa anlaşarak beraber Sato’nun peşine düşerler. Sato ise bir ölüm listesi yapmıştır ve istedikleri karşılanmadığı sürece sırayla listedekileri öldüreceklerdir. Ayrıca Sato’nun dediğine göre listedeki herkes öldükten sonra hala istekleri karşılanmazsa, Sato ve ekibi Japonya’yı ele geçirmekle tehdit etmektedirler. Süregelen 13 bölüm boyunca da Sato’nun birer birer hedeflerini alt etmesini ve Nagai ile Tosaki’nin “plan” yapmasını izliyoruz. 


    İçerik olarak Ajin’in ikinci sezonu aslında ilkinden pek farklı değil. Nagai’in iğrenç davranış biçimi ve hareketleri kendisinden zaten iyice soğutuyor .Sato da giderek karizma bir düşmandan uzaklaşıyor ne yazık ki. Bölümler ilerledikçe üzerine katarak ilerlese de son bölümde yaşananlardan dolayı yine biraz hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Ayrıca Nagai’ler bana göre biraz fazla plan yaptı:) Sato ise sanki biraz fazla abartılmış gibi. Tamam, profesyonel asker geçmişi var. Dövüşmesini biliyor ve Ajin olmanın nimetlerini sonuna kadar kullanıyor ama bu kadar profesyonel insan, bu kadar Ajin’in bile bu adamı durduramaması? Dediğim gibi biraz fazla kaçmış.

    Ajin’in çizimleri konusunda ise ilk sezonun incelemesinde yazdığımdan farklı bir şey yazmayacağım. Çizimler olarak bolca CGI’a yine doyuyoruz. Bu sefer tek fark, iki seriyi izlemem arasındaki geçen süre zarfında CGI kullanan animelere alışkanlık kazandığım için bu sefer bu kadar itici gelmedi. Müziklerde ise bir düşüş gözlemledim. İlk sezonun açılış parçası çok hoşuma gitmişken ikinci sezonun ne açılışı ne de kapanış parçasını ikinciye yeniden dinlemeye tenezzül bile etmedim. 


    Ne bayıla bayıla ne de sıkıla sıkıla izledim seriyi. Orta halli, yetişkinlere hitap eden, aksiyon sahneleri ile başarılı, bazen kilitleyen bazen gözleri kaydıran dengesiz bir anime:) İlk sezonun incelemesinde üç sezon olacak diye yazmıştım ki ortada hala üçüncü sezon yok ama ben yine de dediğimin arkasındayım çünkü animenin bitişi öyle bir sinyal verdi. 

  • Flavors of Youth İncelemesi

    Yönetmen: Li Haoling, Yi Xiao Xing, Yoshitaka Takeuchi
    Stüdyo: Comix Wave Films, Haoliners Animation League
    Tür: Hayatın İçinden
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: Film
    Anime Puanı: 10/9


    Japonya – Çin ortak yapımı olan ve bizlere de Netflix aracılığı ile ulaşan, orijinal adı ile Shikioriori olan animede üç yönetmen üç hikaye ile karşımıza çıkıyor. Hayatın içinden temalı bu hikayeleri, içeriği bakımından ayrı ayrı değerlendirip puan vermeyi uygun gördüm. Dolayısıyla yukarıda gördüğünüz puan, Flavors of Youth’un üç hikayesi ve teknik kısmının ortalaması şeklindedir. Tabi biraz da kanaat:)

    Pirinç Erişteleri 
    Pekin ve Hunan’da geçen hikayede Xiao Ming adlı karakterimiz kalabalık şehrin içerisinde kendisini hayata kaptırmış ve koşuşturan bir gençtir. Yağmurlu bir günde evine doğru yol alırken Xiao Ming, küçüklüğünü düşünür ve anılara dalar. Babaannesi ile gittiği erişteci ve San Xian Eriştelerinin tadı hala damağındadır. Enfes erişte ve Xiao Ming’in erişteler çerçevesinde anlattığı anıları hikayeler arasından en sevdiğim oldu. İlk bakışta olay sadece erişte sanabilirsiniz lakin çok daha ötesi ve bir hayli de duygusal. Dolayısıyla ilk hikayeye benim puanım 10.

    Ufak bir Defile 
    İkinci hikaye bizleri Guanghzou şehrine götürüyor. Bu hikayede modellik yapan Yi Lin ve elbise dikmeyi seven kız kardeşi Lulu’nun hayatına kısaca tanıklık ediyoruz. İki kız kardeşin bağı, mankenlik dünyası ve yaşananların anlatıldığı bu hikaye benim gözümde en zayıfı oldu. Kötü bir hikaye değil lakin özellikle Pirinç Erişteleri’nden sonra etkilenmedim diyebilirim. Dolayısıyla ikinci hikayeye vereceğim puan 7. 


    Şangay’da Aşk 
    1999 ve günümüz arasında gidip gelen bu hikayede olay tahmin edebileceğiniz üzere Şangay’da geçiyor. Li Mo adlı karakterimiz ve Xiao Yu çok iyi iki arkadaştır. Hatta arkadaştan da öte olmak üzeredirler. Lakin kaderin onlar için farklı bir planı vardır. Yetişkin Li Mo, taşınırken kutulardan birinde eski bir teyp kaseti bulur ve bu kaset Xiao Yu’dandır. Küçükken birbirlerine sürekli kaset doldurmuşlardır ama Li Mo bu kaseti hiç dinlememiştir. Akabinde geçmişe döneriz ve karakterlerin yaşamlarına, bu hale nasıl geldiklerine tanıklık ederiz. Bir Pirinç Erişteleri olmasa da Ufak bir Defile’den çok daha iyi bulduğum üçüncü hikaye için puanım 8.5 



    Flavors of Youth’taki üç hikayeyi kısaca tanıttıktan sonra aynı şekilde kısaca teknik kısmına da değinmek istiyorum. Anime müthiş bir çizim kalitesine sahip. Elbette karakterler çok fazla gerçekçi değil, daha doğrusu anime karakteriler ama arka plan ve mekan çizimleri çok kaliteli. Keza müziklerin de çizimlerden aşağıya kalır yanı yok. Özellikle hikayeleri desteklemeleri açısından besteciler on numara iş başarmış.

    Flavors of Youth, aşağı yukarı 75 dakika. Bir hikayede 25-30 dakika arası sürüyor. Bir oturuşta üç farklı yaşam – üç farklı hikaye sizleri bekliyor ve hayatın içinden tarzını, sıcak hikayeleri seviyorsanız bu anime filmini severek sizlere önerebilirim. 

  • Goblin Slayer İncelemesi

    Yönetmen: Tahakaru Ozaki
    Stüdyo: White Fox
    Tür: Fantastik
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7.5


    Bu incelememiz ile beraber karşımızda Sword Art Online veya Log Horizon gibi buram buram RPG oyunu kokan ama RPG oyunları ile alakası olmayan bir anime serisi. Fantastik bir dünyada geçen seride Guild (Lonca) denilen yerler için çeşitli görevler yerine getiren maceracılar vardır. Bir maceracı Guild’e gider, dişine göre bir Quest (Görev) seçer, görevi yerine getirir ve ödülünü alır. Görevleri verenler de genelde çeşitli şikayetleri olan halktır. Yok efendim lağımlarda kocaman fareler yaşıyor, öldürene şu kadar altın gibi. Tabi maceracılar da görevler edinip tamamladıkça seviye atlamaktadırlar. En düşül seviye porselen, en yüksek seviye platindir. Bu maceracılar ise şövalye, okçu, büyücü, mızrakçı, dövüşçü gibi çeşitli kategorilerdedir. Dediğim gibi bu anlattıklarım RPG oyunlarına benzese de oyunlarla alakası yoktur çünkü öldünüz mü öldünüz demektir. 

    Günün birinde yeniyetme bir Rahibe, ilk macerasını vermek Guild’e adımını atar. Porselen seviyede olan Rahibeye kendisi gibi yeniyetme üç maceracı yaklaşır ve Goblin avlamaya gideceklerini, bir Rahibeye ihtiyaçları olduklarını söylerler. Goblinler tek başlarına küçük ve pek parlak zekaya sahip olmayan, çelimsiz yeşil yaratıklar olsa da özellikle mağara gibi dar alanlarda sürü halinde gezdikleri için tehlikelidirler. Genç rahibe çekinse de ekiple ilk macerasına çıkar. Fakat ekibin ummadığı şey başlarına gelir. Goblinler mağarada onları sıkıştırır. Ekipten iki kişi ölür, bir tanesi tecavüze uğrar ve tam sıra Rahibeye gelmek üzereyken tepeden tırnağa zırhlar içinde bir maceracı çıkagelir ve goblinleri alt eder. Bu gelen kişi Goblin Slayer olarak bilinen maceracıdır ve en yüksek üçüncü seviye olan gümüş seviyededir. Üstelik tek yaptığı Goblin öldürmektir. Akabinde olaylar gelişir ve Rahibe, Goblin Slayer’a katılır. Bizlere de ikilinin goblinlere karşı mücadelelerini izlemek düşer.


    Açıkçası ilk bölümde tecavüz sahnesi görmenin beni şaşırttığını söyleyebilirim. Yani tarz olarak anime daha yumuşaktır diye düşünüyordum ama yeri geldiğinde belli olmasa da tecavüz gibi sahneler, kopan uzuvlar, ezilen goblin başları ve bolca kan sergilemekten çekinilmemiş. Erkeklere hitap eden yersiz dekolteleri de unutmamak lazım. İçerik olarak buram buram RPG oyunu gibi gözükmesine karşın olmaması ve kendine has bir dünyası – işleyişi oluşu da ayrı bir konu. Bir yandan merak uyandırıcı. Bu dünyada maceracılar dışında normal halk ne yapıyor diye düşünüyor insan. Sonuçta diğer bu tarz animelerde herkes bir sınıfa mensup ve bir şeyler için mücadele ediyor. Burada ise maceracıların tek sıkıntısı ekmek parası.

    İlerleyiş olarak anime zaman zaman tempoyu yükseltse de olağan bir havada ilerliyor. Karakterlerimiz çeşitli mekanlarda goblin avlıyor. Mağara yahut eski bir kanalizasyon gibi. Her defasında farklı taktikler uygulansa da hepsi aynı kapıya çıkıyor. İçerik olarak şaşırtmıyor yani. Güzel tarafı ise kimsenin gereğinden fazla güçlü olmayışı. Yeri geldiğinde Goblin Slayer da darbe alıp yaralanabiliyor.


    Animenin çizimlerinden zaten az biraz bahsettim. Şiddet ve ecchi diye tabir edeceğim cinsellik gösterilmekten çekinilmemiş. Karakter çizimleri başarılı ve mekanlar da genel olarak sınıfı geçmiş durumda. Goblin Slayer’ın çizimleri için “şurası müthiş olmuş” diyemem ama kalitesiz hiç diyemem. Kalitesiz bir şey varsa o da bana göre müzikler. Özellikle açılış parçalarını hiç beğenmedim.

    Goblin Slayer bazı özellikleri ile ön plana çıksa da genel olarak sıradan bir anime. Sıkılmadan izliyorsunuz, finali de fena değil lakin bir etki bırakmıyor. Yani animeyi elbette öneririm ama Goblin Slayer müthiş anime, mutlaka izleyin de demem. Biraz da tercih meselesi tabi. Özellikle bu tarz RPG temalı animelerden hoşlanıyorsanız belki de çok seversiniz. 

  • Hai to Gensou no Gimgar İncelemesi

    Yönetmen: Ryosuke Nakamura
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Fantastik, Macera
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7


     Her halde kimse A-1 Pictures stüdyosunun yapıtlarının kalitesini sorgulamaz. Çoğunlukla ortalamanın üstünde kaliteye sahip yapıtlar karşımıza çıkardı stüdyo. .Bu yapıtlardan biri de Hai to Gensou no Gimgar demek isterdim ama ortalama bir yapıt olmuş ne yazık ki. Bu tarz animeleri aslında severim. Sizde de böyle mi bilmiyorum ama hani bi oyunda mahsur kalsam, buna en az üzülecek insanlardan biri olurum sanırım:). Yine de Gimgar bu düşünceyi değiştiren bir anime olmuş. Neden derseniz RPG oyun misali animelerdeki o gerçek dışı havayı bu animede fazla göremiyoruz. İsterseniz incelememize başlayalım.
    Haruhiro ve birçok genç gözlerini açtıklarında bir kulenin üstünde, bilmedikleri bir dünyada olduklarını fark ederler. Gerçi bilmedikleri tek şey dünya değildir. İsimleri dışında hiçbir şey hatırlamamaktadırlar. Neden orada olduklarını, geçmişlerini hatırlamamaktadırlar. O anda tuhaf bir adam onlara Gimgar dünyasında olduklarını söyler. Burada para kazanıp yaşamak için gönüllü asker olmaları gerektiğini belirtir. Gönüllü askerler yaratıkları öldürüp onların ganimetleriyle yaşamlarını sürdüren insanlardır. Kuledeki insanlar bölünerek ekipler oluşturur. Doğal olarak güçlü güçlüyü seçer. Geriye kalanlar da kendi aralarında bir ekip oluşturur. Haruhiro ve ekibi bu bilinmeyen dünyaya adımlarını atarlar.

    Daha önce de belirttiğim gibi biraz daha gerçekçi ama hantal bir anime bunun artıları da eksileri de var doğal olarak. Fakat bunun oluşturduğu atmosfer gerçekten güzel oturmuş animeye.Aynı yapıya sahip birçok animedeki o işi basite indirmiş tavırlar yerini ölüm korkusu ve güvensizliğe bırakmış.
    Animedeki çizimlerin açıkçası biraz daha iyi olabileceği düşüncesindeyim. Özellikle çevre çizimlerine pek dikkat edilmemiş. Bunun dışında kullanılan karakterlerin kullandıkları bazı özelliklerin çizimleri de  daha göze çarpan tarzda olsa izlerken alınan keyfi arttırırdı. Karakter çizimlerinde başarılı bir iş çıkarmalarına rağmen diğer kısımlardaki eksikliği sadece dengelemeye yaramış bu klasmanda.


    Konu olarak aslında sıkça karşımıza çıkan RPG oyun tarzı bir yapıya sahip anime. Yine de bu durumda aslında olması gereken duyguları ve zorlukları animeye güzel bir şekilde aktarmayı başarmışlar. Diğer türevleri gibi kahramanlarımız düşük seviyeli yaratıkları ekmek keser gibi kesemiyor veya iki yaraktık kesti diye ilah moda geçmiyorlar. Animenin neredeyse hepsinde azar azar gelişimlerini izliyoruz. Animenin bazı kısımlarında Goblin Slayer izliyormuş gibi hissettim neredeyse. Anime dünyasında güçsüz sayılan goblinlerin bile aslında ne kadar korkutucu olduklarını iyi bir şekilde gösteriyor. Yine de yazının başında da belirttiğim gibi bu durum hantal bir anime oluşmasına yol açmış. Bu da izlerken biraz sıkıcı bir durum olabiliyor. Konunun beraberinde getirdiği aksiyonu da pek iyi kullamadıklarını düşünmekteyim. Karakterler zor durumda kaldıklarında bu durumu bize hissettiriyorlar ama bundan çıkmaları anındaki aksiyon gerçekten birçok sahnede yetersiz kalmış. Bunun yanında karakterlerin bazı anlarda dünyamıza ait olan kelimelerin kullanması (oyun, telefon gibi) veya Haruhiro'nun ayın aslında kızrmızı olmaması gerektiğini bilmesi gibi durumlar beni başlarda heyecanlandırsa da karakterlerin bunun üstünde durmamaları ve geçmişlerini hiç merak etmeyip bulmak için çaba harcamamaları kafamda çok fazla soru işareti bıraktı.


    Karakter konusunda ise en büyük sıkıntı sayı. Animede karakter kıtlığı var. Diğer savaşçılar sadece şehirdeki diyaloglarda kullanılmış. Bunun yanında şehir dışında veya olaylarda az da olsa yer verilse daha güzel olurdu. Karakterlerin sınıf çeşitliliği ise animeyi güzelleştiren kısımlardan biri. Hırsız, rahip, savaşçı gibi 6-7 çeşit sınıf olması ve bunların hepsinin ekipteki yerinin ayrı olması aksiyon sahnelerinin kalitesini arttıran bir etken olmuş.
    Özetle aslında birçok eksiğinin yanında başarılı bulduğum, birçok özelliği olsa da açıklarını kapatmaya yetmemiş. Çizim, karakter ve konu  olarak çok fazla eksiği var. Karakter sayısını arttırıp biraz daha aksiyonlu ve hızlı bir anime daha başarılı olabilirdi. İkinci sezonu gelebileceğini düşünüyorum.Umarım yeni sezonunda daha güzel bir yapıt olma yolunda ilerler anime. Uzun lafın kısası çok boş kaldıysanız izleyebilirsiniz.

  • Grand Blue İncelemesi

    Yönetmen: Shinji Takamatsu
    Stüdyo: Zero-G
    Tür: Komedi, Hayatın İçinden
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/9


    Kitahara İnori, üniversiteyi yeni kazanmış ve hayalindeki üniversite yaşantısını yaşamak için bir deniz kenarı şehri olan İzu'ya gelmektedir. Burada amcasının dalış dükkanında yaşayacak olan İnori, büyük beklentilerle açtığı kapının ardında hayal ettiğinin tam tersi bir manzarayla karşılaşır. Alkolik üst dönemlerine (senpai) başlarda karşı çıkmaya çalışsa da zamanla onlardan biri olur ve hikayemiz başlar.

    Animenin aslında belli bir konusu yok düşünecek olursak. Gündelik yaşamdaki olayları, abartılı durum komedisi olarak karşımıza çıkarmışlar ki bence gayet başarılı bir şekilde yapmışlar. Şimdiden belirtmek isterim ki animenin içinde bolca alkol ve erkek çıplaklığı var ama merak etmeyin bunların hepsi sadece komedi malzemesi olarak kullanılmış. Size fazla rahatsızlık vermiyorlar. Hatta baya gülüyorsunuz. 


    Çizimlere gelecek olursak, bir süredir gördüğüm en güzel çizimlere sahip anime. Deniz altı çizimler olsun, karakter çizimleri olsun veya çevre çizimleri olsun mükemmel bir iş başarmışlar. Ayrıca konuşma esnasında karakter çizimlerini başarılı bir şekilde değiştirerek komedi dozunu daha da arttırmışlar.

    Konu hakkında aslında söylenecek çok bir şey yok. Çünkü ortada ilerleyen belli bir konu yok. Zaten animenin eksik noktası da burada benim düşünceme göre. Bu durum biraz sürükleyiciliği azaltıyor. Yine de bu açığı komediyle doldurmayı başarmışlar. Olayların sürekli olarak alkol almaya dönmesi ve bunun sebep olduğu komik olayları abartarak karşımıza sunmuşlar. Uzun zamandır bu kadar güldüğüm bir seri hatırlamıyorum. Yine de dediğim gibi eğer art arda izlemek isteyenler için sonlara doğru biraz zorlaşabilir. 


    Karakterlerin nedense hepsinin sıkıntılı olması animeyi canlandıran nokta olmuş. Her ne kadar bir çoğu gayet normal insanlar gibi görünse de altından sürekli olarak sizi güldürecek ve animenin sonraki kısımları için malzeme çıkaracak konular çıkıyor. Karakterlerin abartılı tavırları ve birbirleriyle olan diyalogları animeye renk ve bol bol kahkaha katmış. Animenin en komik karakterleriyse İnori ve Kouhei benim için. Sürekli olarak kavga etmeleri ve bu kavgalarda baş vurdukları yöntemler sizi kırıp geçiriyor.

    Özetlemek gerekirse başarılı bir yapıt olmuş. Abartılı yetişkin mizahıyla sizi güldüreceğinden eminim. Karakterler ve çizimler tam puan almasına rağmen konu olarak aynı noktada sabit kalması bir çırpıda bitirmenizi engelliyor. Eğer eğlenmek isterseniz şiddetle öneririm.

  • Devilman Crybaby İncelemesi

    Yönetmen: Masaki Yuasa
    Stüdyo: Science Saru
    Tür: Fantastik, Dram
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 10
    Anime Puanı: 10/8.5


    Netflix’te görebileceğimiz Devilman Crybaby, kökleri 1972’ye kadar uzanan aynı adlı mangası ve animesine dayanıyor. Yani orijinal Devilman’ın günümüz uyarlaması var karşımızda. İzleyebileceğiniz en şiddetli, en açık ve rahatsız edici animelerden birisi olmayı garanti eden seride olayların baş kahramanı Akira Fudo adlı genç arkadaşımız. Akira’nın ailesi yurtdışındadır ve Akira, çocukluk arkadaşı Miki Makimura ve ailesinin evinde yaşamaktadır. Çok iyi bir yüreğe sahip olan Akira, başkalarının dertleri için sürekli gözyaşı döken bir tiptir. Günün birinde Akira’nın çocukluğundan bir arkadaşı karşısına çıkar: Ryo Asuka. Ryo’ya göre dünyada iblisler kol gezmektedir ve ona göre iblisleri yenmenin en iyi yolu iblis olmaktan geçmektedir. Akira’yı yanına alan Ryo, onu kaptığı gibi şeytana tapılan seks partilerinin yapıldığı bir yere götürür. Akira elbette bulunduğu ortamdan rahatsız olur ama Ryo’ya göre iblisler böyle yerlerde daha fazla açığa çıkmaktadır. Ryo olayı daha da abartarak kırık şişeyle insanlara saldırmaya başlar ve kavgalar başlar. Derken iblisler meydana çıkar ve bunlardan en güçlülerinden birisi olan Amon adlı iblis, Akira’yı ele geçirir. Fakat Akira’nın kalbi baskın gelir ve vücudunun kontrolü Akira’da gelir. Yani Akira artık Amon’un güçlerine sahiptir ve iblisleri de öğrendiğine göre onları avlamanın vakti gelmiştir. 


    On bölümlük kısa seride dediğim gibi belki de hiç görmediğim kadar şiddet ve cinsellik bulunmakta. Kopan uzuvlar, dağılan organlar, her şey meydanda olmasa da seks sahneleri… Kısacası ne ararsanız var. Animenin bu yönünü, daha doğrusu cesaretini bir yandan takdir ettim ama bir yandan da fazla abartıldığını düşündüm. Belki Netflix’te olmanın özgürlüğü olabilir, anime hiçbir şey sergilemekten çekinmiyor. Hatta öyle sahneler var ki, ben şiddeti seven birisi olarak bile rahatsız oldum. Çok hafif bir spoiler vereyim; çocuklar bile bu animede kolayca ölebiliyor.

    Animenin ilk bölümü ve beşinci – altıncı bölümlerden sonrası dikkat çekici. Aradaki bölümler biraz durağan geçse de esas olaylar yarısından sonra başlıyor. Ve şunu belirteyim; bu animede mutlu son beklemeyin. Her şeye hazırlıklı olun çünkü herkes ölebilir, hem de en hunharca şekilde. Devilman Crybaby dört dörtlük bir senaryo sunmasa da nadir rastlanan sonu ve içeriği ile bu açığını kapatıyor. 


    İçeriğinin rahatsız edici olmasının en büyük etkenlerinden birisi de şüphesiz çizimleri. Bir bakıyorsunuz on numara çizimler çıkıyor karşımıza, bir bakıyorsunuz rahatsız edici tipler ve kopan uzuvlar. Rahatsız edici tipler derken hakikatten rahatsız edici. Yani kötü yönde. Çizimler çirkinleşiyor ve bakılamayacak bir hal alabiliyor. Özellikle ilk bölümde Akira daha iblise dönüşmeden son andaki o koşuşu sanırım anlattıklarımın özeti olur. Müzikleri ele aldığımızda ise bağımlılık yapan ritmik bir teknno açılışı ile farklı bir havaya sahip seri. Bölümler esnasında önce çıkan müzikleri olmasa da, repçi arkadaşların yaptığı repler fevkaladeydi.

    Devilman Crybaby acayip bir anime. Bu yazıyı yazmadan önce kafamda belirlediğim puan acaba çok mu fazla veya çok mu az diye düşündüm durdum. Çalkantılı, rahatsız edici, dikkat çekici ve karartıcı, öte yandan izledikçe izlenilesi gelen bir anime. Kısacası birçok yoruma açık. Yani çok da sevebilirsiniz, benim gibi sevip kötüleyebilirsiniz de veya yüzüne bile bakmazsınız:) İzleyin görün! 

  • Hinamatsuri İncelemesi

    Yönetmen: Kei Oikawa
    Stüdyo: Feel
    Tür: Komedi Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7.5


    Günlük hayat – komedi temasına doğaüstü güçlerin eklendiği ve bölümler ilerledikçe bu güçlerin adeta terk edildiği Hinamatsuri’de, Hina adlı kızın Nitta adlı yakuza üyesi ile olan ilişkilerini konu alıyor. Sarı saçları, vazolara olan düşkünlüğü ile bir yakuza ailesinde üst kademe yöneticilerden olan Nitta’nın kendine has, düzenli bir hayatı vardır. Günün birinde Nitta’nın oturma odasında yumurta benzeri büyük bir cisim belirir. Üstelik cismin üzerinde küçük bir kızın yüzü de vardır. Nitta ise oldukça değişik bir tepki vererek uyumaya gider:) Sabah kalktığında ise yumurta yine oradadır ve düğmesine basıp açtığında içinden orta okul yaşlarında bir kız çıkıverir. Kızın adı Hina’dır ve telekinetik güçleri vardır. Üstelik çok da güçlüdür. Öyle ki, ağaçları bile yerinden sökebilmektedir. Nitta elbette önce korkudan Hina’ya bakmaya başlar ama günler geçtikçe aralarında bir bağ oluşur. 


    Hina’nın doğaüstü güçlerinin olması skeçvari ilerleyen, yani belirli bir hikayeyi takip etmekten ziyade olaya odaklanan animeye ilk başta farklı bir hava katmıştı. Fakat giriş cümlesinde de bahsettiğim üzere bölümler ilerledikçe Hina’nın doğaüstü güçleri yüzde doksan göz ardı edilip sıradan bir komedi animesine dönüşüyor seri. Elbette kötü değil ama başlangıçta bize vaat edilen ile ilerledikçe bizlere sunulan bambaşka. Dolayısıyla biraz puan kırdım çünkü ben doğaüstü yetenekleri olan bir kızın komik maceralarını izlemek istiyordum. Sünepe, itici, tembel, gıcık bir kızın yaptıklarını değil.

    Sünepe, itici, tembel, gıcık… Hina’yı birkaç kelimeyle anlatmam gerekirse kesinlikle bu kelimeleri kullanırım. Ve bu animenin ana karakteri kim diye sorarsanız benim cevabım Anzu’dur. İlk etapta Hina’yı geri getirmek için gelen ama dünyada kalan Anzu, harikulade bir karakter. Eylemleri, gelişimi, insan ilişkileri olsun on numara. Hina’ya baktığımızda ise parazit görüyoruz. Dolayısıyla Anzu üzerine yoğunlaşan bölümler benim için daha keyifli oldu. Dediğim gibi anime ilerleyen bölümlerde doğaüstülüğü bırakınca Anzu’yu izlemek daha eğlenceli bir hal alıyor. Bu arada, ilk bölümlerde Hina güçleri kullanmazsa enerji patlaması yaşayıp etrafı kırıp dökeceğini ima ediyordu. Lakin bu tema da ilerleyen bölümlerde rafa kalkıyor. 


    Hinamatsuri’nin çizimlerine baktığımızda anime rengarenk ve bir hayli sevimli. Aynı şekilde karakter modellemeleri de bir hayli başarılı. Hina’yı sevmesem bile çizimlerine diyecek bir sözüm yok. Anime komedi animesi olduğundan komiklik mimikleri önem teşkil ediyor ve diyebilirim ki anime görevini çok iyi yerine getirmiş. Bir tek Hitomi adlı karakterin şaşırma veya korkma efektleri iğrenç ötesi. Yani gerçekten olmamış. Şu an bile gözümün önüne geldi de… :) Müzikleri ise standart diyelim. Türüne uygun ama çok da ön plana çıkmayan parçalar mevcut seride.

    Hinamatsuri benim beklediğimden farklı bir anime çıktı. Hem iyi yönde hem kötü yönde. İyi yönü, eğlenceli olması ve bölümlerin kendilerini izlettirmesi. Kötü yanı ise ilk bölümde vaat ettiklerinin birçoğunu son bölümde göremiyoruz bile. Üstelik son bölümün son yarısı Hina veya Anzu ile ilgili bile değil. Ve son olarak anladığım üzere bir devam sezonu gelecek gibi. 

  • Ingress the Animation İncelemesi

    Yönetmen: Yuuhei Sakuragi
    Stüdyo: Crafta
    Tür: Bilim Kurgu, Fantastik
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 11
    Anime Puanı: 10/7


    CGI teknolojisini iliklerimize kadar hissettiren bir Netflix serisiyle karşı karşıyayız. Konusu kısaca şöyle: Antik çağlardan bu yana bazı topluluklarca bilinen fakat bilim dünyasına yakın gelecekte dahil olan “Egzotik Madde (XM)”, Ingress adlı oyun görünümlü uygulamayla halkın da kontrolü altına girmiştir. Bu maddenin insan beyninde potansiyel güçler ortaya çıkarması da işleri kızıştırmıştır. Akabinde olaya dahil olan Dedektif Makoto’nun gizemli bir patlama gerçekleşen olay yerine müdahalesi sonucu bazı kritik seçimler yapması gerekir ve olaylar bununla birlikte şekillenmeye başlar. 


    Konusu ilk etapta biraz karmaşık gelebilir. Ancak devam ettikçe anlamaya ve zaten az olan bölümleri hızlıca tüketmeye başlayacaksınız. Hikâyeye aşırı hızlı bir giriş yapılması anlamlandıramadığım bazı kavramlar meydana getirdi. Fakat ilerleyen bölümlerde bu kavramlar öyle güzel bir biçimde açıklandı ki gelişen olaylara adeta bir parçasıymışım gibi dahil oluverdim. Bu yönden akıcılığını çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

    11 bölümlük kısa bir seri olsa da oldukça zengin bir alt metni var bence. Özellikle yapılan benzetme ve göndermeleri anlayabilmek için “Doğu Mistisizm’i”, ”Singularity” ve “DMT” gibi kavramlara ufak da olsa aşina olmak gerekiyor. Ancak benim hayal kırıklığına uğradığım nokta da burada. Böyle güzel ve zengin bir konuyu 11 bölüme sığdırmak elbette çok zor fakat yine de -en sondaki twist haricinde- konunun çözüm bölümü bana oldukça zorlama geldi. Sırf kısa kesmek için altın değerinde bir konuyu harcamalarına bayağı üzüldüm açıkçası. 


    Serinin çizimlerinin son teknoloji olması bana sanki bir anime değil de film izliyormuşum hissiyatı verdi. Bundan da oldukça memnunum zira karakter yüzleri yine aynı teknikle çizilmiş olsa da tepki ve hareket hızları gerçek hayatla örtüştüğünden, ekrandan gözümü ayırdığımda oluşan göz ağrısını yaşamadım. Ancak en hoşuma giden husus açılış kısmı idi. Seri içi müzikler beklentimin altında kalsa da açılış ve kapanış müzikleri, konsepte uyumuyla ve şarkısının güzelliğiyle hayranlığımı kazandı diyebilirim.

    Hülasa edersek; güzel çizimleriyle, şahane Opening’i ile, hikayesine paralel hazırlanan güzel göndermeleriyle kısa ve öz bir deneyim yaşatan bu tek solukluk animeyi müsait bir zamanınızda izlemenizi öneririm. 

  • Re: Creators İncelemesi

    Yönetmen: Ei Aoki
    Stüdyo: Troyca
    Tür: Aksiyon, Fantastik, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 22
    Anime Puanı: 10/8


    İncelemeye geçmeden önce hayali bir evren yarattığınızı hayal edin. Yarattığınız karakterler okuyuculara ya da dinleyicilere bazı duygular tattırabilir. Fakat karakterler gerçek olsaydı cidden bu duygulara mı sahip olacaklardı? Hikayenin ana teması bu şekilde işleniyor. Öncelikle elimizde Battle Royale tarzı bir seri var. ve seriyi ilk on bir - son on bir  olmak üzere iki bölüme ayırmak mümkün. İlk başta bahsettiğimiz gibi yaratılan evrendeki (manga/novel/anime/çizgiroman/fanart) karakterlerin bir şekilde dünyamıza girmeseyle hikayemiz başlıyor. Ana karakterimiz Sota etrafında dönen olaylar izleyiciye sanki yeni bir Fate serisi izliyormuş izlenimi verebilir. 


    Karakter bolluğu seride göze çarpan bir şey. Ve cidden karakterlere uğraşılmış her birinin çizimi olağanüstü. Çok ince detaylarla oluşturulmuş bir çok karakterimiz mevcut. Özellikle Yuya'nın kıyafetleri tarzı ve gözlüğü seriye bağlanmamı sağladı. Karakterleri şöyle bir inceleyecek olursak;

    Sota Mizushino:
    16 yaşında, Metropolitan Kissui Lisesi'nde ikinci sınıf öğrencisi.Utangaç ve sessiz birisi. Çok kolay duyguları incinen normal  (normal oğlanlar böyle mi der gibisiniz ama normal çocuk:) bir oğlan.

    Selesia Upitiria: 19 yaşında, Vogelchevalier'in Elemental Senfonisi'nden (manga/anime ismi) bir kadın kahraman. Avalon askerlerine karşı savaşan Krallığın şövalyelerinden birisi. Cesur ve güçlü bir ahlaki yapıya sahip. Kılıç ve büyü kullanıcısı. İyi tarafta yer alıyor.

    Meteora Osterreich: Kunst Wunderkammer'in (oyun) kütüphanecisi. Dünyanın Sonu'nun bilgesi. Yüksek becerilere sahip güzel ve yetenekli bir büyücü. Çevresine uyum sağlayabilen ve sorunları hemen anlayıp analiz edebilen akıllı bir kişilik. Duygusal olmayan bir yapıya sahip. Soğuk bir görünümü var. Mavi gözleri sürekli uykusu var gibi gösteriyor (cin gibi inanmayın). İyi tarafta yer alıyor.

    Rui Kanayo: 16 yaşında, Manomagia: Sonsuzluğun Ötesi'ndeki Makine .2124 yılında yeni sanal şehir Energia İchiara'da savaşan devasa bir robotun pilotu. Neşeli ve konuşkan bir tip. Kendisinin harika olduğunu düşünüyor, ayrıca sinirlerine hakim olamayıp hemen patlayan tiplerden. Ayriyeten küçük kızları (loli) seviyor. İyi tarafta yer alıyor.

    Yuya Mirokuji: Seçkin Örgüt'ün son büyük düşmanı. Eskiden hikayesının ana karakteri Sho'nun en iyi arkadaşıydı. Marketin önünde takılan motorcu tiplerden. Ve oldukça kaba. Kılıç ve çağırdığı ruh Hangaku ile savaşıyor. En beğendiğim karakter kendileri. Hikayesinde kötü karakter olsa da dünyamızda iyilerden yanadır.

    Mamika Kirameki: Büyülü Katil Mamika'dan kadın bir kahraman. Kendi hikayesinde gece gündüz savaşan birisi. Aşırı iyi düşünen birisi ve herkes mutlu olsun dünya barışı sürsün kafasında ilerleyen bir tip. Ancak kendisiyle aynı fikirde olmayanlar ile savaşmaktan kaçınmıyor. Kötü takımda yer alıyor.


    Blitz Talker: Babil Kodu'ndan bir karakter. Orta yaşlı eski bir dedektif ve ana karakterin ortağı. Sert biriymiş gibi konuşmayı ve karanlıktan çıkmayı seviyor. Sert büyümüş nesilden. Altıpatlar ve büyülü mermiler kullanan birisi. Ayrıca yaşlı, kadın, çocuk demeden öldürebilecek bir tip. Kötü takımın bir üyesi.

    Alicetaria February: Kızıl Alicetaria'dan. Kutsal Ulterstein'in Prensesi. Kraliyet soyundan aktarılan "Gauntlet of Gotz von Berlichingen" ile savaşıyor. (bir çeşit kalkan zırh karışımı bir şey). Serideki onurlu şövalye havasındaki ablamız bu şahıs. İri bir yapısı var (zırhtan mı iri yoksa kemikleri mi kimse bilmiyor:). Kötülerden yana.

    Magane Chikujoin: Yasoukiroku'daki düşman karakter. Özel gücü sebep-sonucu tersine çevirmek. "Kelimelerin Sonsuz Aldatması". Aşırı yalan söyleyen bir tip, hatta doğru konuştuğu yok desek yeridir. Kendine güvenen ve felsefik kounuşmayı seven birisi (Hatta Meteora'ya benimle konuşmak istemiyor musun? Yoksa korktun mu ? Bana karşı kaybetmek istemiyor musun? Sen bile mi Binlerce Mil'in Arayıcısı Meteora? repliği serideki en havalı repliklerden) Kısaca insanları kışkırtıp onların zayıflıklarından yararlanan bir karakter. Serideki İyi/Kötü taraflarının ikisindede yer almayan kendi başına takılan kişidir bu arada.

    Altair: Koyu lacivert askeri bir şapka ve İspanyol stili kruvate bir palto (Akame ga Kill'deki Esdeath'ın küçülmüş hali). Sonsuz Savaşlar Megalosfer'inden bir karakter. Hikayesi olmayan bağımsız bir varlık. Neredeyse yenilmez. Diğer karakterleri bu dünyaya getiren ve Dünya'nın mantığını bozmaya çalışarak mutlak yokoluş istiyor. Kötülerin Lideri.

    Hikayu Hoshikawa: Seriye sonradan dahil olan, StarSky: Milkway oyunundan (+18 flörtleşme similasyonu) gelen kız karakter. İnsanların onu tanımasından çokca utanır. Dünyaya hiç gücü olmadan geldi. Yaratıcısı tarafından sonradan güçlendirildi.

    Sho Hakua: Yuya ile aynı hikayeden gelmiş olan bir başka havalı karakterimizdir kendileri.Yuya, kız kardeşini ve ekipdekileri öldürüp takımı terk etti. Tek amacı Yuya'dan intikam alabilmek. Kendi hikayesinde iyi, seride kötü takımda yer almaktadır.


    Animenin sıkıntılı yanlarından birisi konunun işleniş tarzı. Çünkü dünyamıza gelen karakterler durumu hemen kabullendi. Her gelen karakter pek bir şey sorgulamadan hadi kötülerle/iyilerle savaşalım moduna girdiler. Karakterlerin yeni dünyayı yabancılamaları ve şaşırmalarını beklerken hemen adapte olup konuya girdiler. Bence bu derinliği etkilemiş yeteri kadar o duyguyu hissedemedik. Çizimler ve dövüş sahneleri tatmin edecek derecede güzel özellikle savaşlarda çalan ''layers'' o kadar mükemmel ki olaya dahil olmanızı sağlıyor. 

    Karakterlerimizin yeni dünyaya gelişi dışında diğer düşünceleri gayet mantıklı ve yapılarına uygundu. Mesela onurlu bir şövalye olan Alicetaria hikayesindeki masum halkının ölmesinden yaratıcısını sorumlu tutuyor. Ayrıca karakterlerin yaratıcılarıyla tanışma faslı da güzeldi çünkü onların gözünde Tanrı olan bizim aslında normal bir insan olduğumuzu anlayınca yaşadıkları hayal kırıklığı görülmeye değer. Bir diğer konu kötü ana karakterimiz Altair; Altair güçlü ve aşırı kötü bir karakter. Neden kötülük yapmak istediğini anlasak da dünyayı yok etmeyi neden istiyor akıl erdiremiyoruz (çok güçlüsün Kralı olsana yok edeceğine:).


    Serinin iki açılış ve dört kapanış parçası bulunmakta. İlk açılış parçamız ''gravityWall" seriye yakışır tarzda hızlı ve enerjik bir parça. İkinci açılış parçamız ''sh0ut'' ilkine göre biraz sönük kalıyor fakat görselliğindn bir şey kaybetmiyor. Kapanış parçalarımızın çizimleri çok özel olduğunu izleyince anlayacaksınız fakat müzik olarak sadece ikinci parça hoşuma gitti.

    Finali yorumlayacak olursak beklenmedik şekilde iyiydi. Her şeyi güzel ve tadında bitirdiler. Seri bize bir yazarla, karakterlerinin, bir sanatçıyla ve yaptığı sanat arasındaki bağı, onu yaparken ne kadar zorlandığı, ümitsizliğe düştüğü ama içindeki ''yaratma'' tutkusunu bastıramayışını, o kadar güzel anlatmışlar ki. Mangakaların sorunları, maddi manevi olsun, özellikle okur ve izleyicilerin ne kadar önemli olduğu, insanlara özgü yaratma güdüsü olsun, kendini yetersiz görme hissi ve kıskançlık olsun bir bir işledi. Kısacası parça parça bakıldığında sıkıntıları ve eksikleri olan fakat bütüne baktığınızda önünüze çok güzel bir yemek sunan bir seri Re: Creators

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan