• Akagami no Shirayuki-hime


    Yönetmen: Masahiro Andou
    Stüdyo: Bones
    Tür: Fantastik, Romantizm, Dram, Macera
    Yapım Yılı: 2015 - 2016
    Bölüm Sayısı: 12 + 12
    Anime Puanı: 10/7.5


    Ne? Yeni bir anime yazısı mı yazmışım. Ne? Çok mu sevmişim.. Ve evet. Yine shoujo türünde bir anime yorumu ile geldim. O zaman hemen bahsedeyim konusundan..

    Shirayuki eşsiz kızıl saç rengiyle doğan, şifalı bitkilerle uğraşan bir aktardır. Ülkesinin prensi Raji Shenazard onun saç renginin methini duyunca haremine katılmasını ister. Buna karşı olan hatun kızımız upuzun saçlarını kısacık keser ve komşu ülkeye kaçar. Ormandan geçerken Zen adında bir çocukla tanışır. Daha sonra olaylar gelişir. 
     

    Kahramanlarımız: Zen, Shirayuki, Mitsuhide Rouen, Kiki (Zen’in sağ kolları) ve Obi (ekibe sonradan katılır) Zen hatun kızımızın kaçtığı ülkenin prensidir efenim. Buradan kendisine maşallah’larımı gönderiyorum. Çünkü... İzlediğim en aşık olunası karakterlerden biriydi. - Yazdığım bütün anime yorumlarındaki erkek karakterlerinin mükemmel olması benim suçum değil. Lütfen (: -Sürekli kızın etrafında pır dönmesi samimi davranması... Çok şekerlerdi yahu. İlk aşk heyecanınızı hatırlıyorsunuz değil mi yada bastırdığınız fangirl duygularınızı, hayran olup, ayılıp bayılma hislerini... Heh işte bu anime o hisleri yaşatıyor insana. İzlediğim süre boyunca hep bir tebessümle izledim. Minik minik kalp çarpıntılarıyla..


    Animede herkesin belli bir karakteri var ve bu çizgi hiç bozulmamış. Dönem animesi olması da ayrı bir güzel. Shirayuki fazla iyimser bir karakter ama sizi rahatsız etmiyor. Birbirine güvenen ekip yaşanan maceraları, olayları hep birlikte çözüyor. Final bölümü pek tatmin etmeyebilir. 3.Sezon gelebilecekmiş gibi bitti. Aslında blogumda da yazdığım gibi anime için izleyici yaş aralığı biraz düşük olabilir. Baya pembiş bir anime çünkü. Nasıl diyeyim? Hayattan soyutlanıp, masal tadında bir şeyler izlemek isteyenler için ideal. Aynen böyle.

    Büyük bir senaryo beklemeden, fazla yormayan, sadece zaman geçirmek için tatlı bir şeyler arıyorum diyorsanız sizin için önerebileceğim bir anime. Bir sonraki anime yorumumda görüşmek üzere! 
     

    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Kamisama Hajimemashita İncelemesi

    Yönetmen: Akitaro Daichi
    Stüdyo: TMS Entertainment
    Tür: Fantastik, Komedi
    Yapım Yılı: 2012
    Bölüm Sayısı: 13 + 12
    Anime Puanı: 10/9


    Kamisama Hajimemashita izlediğim ilk animelerden ve o zamandan beri Tomoe’ye platonik olarak aşığım efenim. Evet, bu animeyi izlemek için araştırırken hep aynı yorumla karşılaşmıştım: ”Tomoe’ye aşık olacaksınız!” Öyle de oldu.. “Anime karakterine aşık olma hastalığı” diye bir hastalık var (shoujo sever hatunlar bilirler) ve bende o hastalığa yakalandım. Gerçi insan 27 yaşında olunca bir durup düşünmüyor değil. Ama olsun, gizlice de olsa kalbimize gömüp severiz. Öhöm!

    Momozono Nanami'nin babası borçlarını arkasında bırakarak evden kaçar. Eve gelen icra memurları Nanami’yi eşyaları ile kapı önüne atar. Gidecek yeri ve kimsesi olmayan kızımız, parkta otururken köpek tarafından kovalanan ağaca tünemiş bir adam görür. Ona yardım edip köpeği kovar, adam da karşılık olarak Nanami'yi alnından öper ve ona kendi evini vereceğini söyler. Adamın tarif ettiği yere giden Nanami kendini bir tapınakta bulur ve sonra olaylar gelişir. 


    Spoiler vermeden nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama karakterleri kısaca anlatacak olursam:

    Momozono Nanami
    Nanami parktaki adamdan alnına bir öpücük aldı ya hani sonra adamın tarif ettiği tapınağa gitti. Heh işte aldığı öpücük kontrat yerine geçiyor ve artık o tapınağın Tanrısı Nanami oluyor:) Tapınağın hizmetçisi olan Tomoe’yi kendi hizmetçisi yapabilmek için öpmesi gerek peki bu o kadar kolay mı?

    Tomoe
    Tilki ruhu. Tapınağın tanrısından aldığı öpücükle ona sonsuz itaat eden ve onu koruyan tapınak hizmetçisi.. Öyle bir karakter ki yemek yapmada çok iyi, temizlik yapıyor ve her şartta önce sizi düşünüyor, koruyor. (Gelde aşık olma!) Nanami insan olduğu için ona daha fazla dikkat ediyor, başı acemi Tanrı Nanami ile dertte yani.

    Mizuki
    Mizuki, Yonomori tapınağının yılan koruyucusu. Bazı olaylar sonucu yolu Nanami ile kesişiyor ve kızımıza aşık oluyor. Ömür boyu yanında kalmak istediği için de o uyurken gizlice onu öperek hizmetçisi oluyor. Tabi bundan sonrası aynı tapınağa sığamayan Mizuki ve Tomoe’nin itiş kakışlarıyla dolu.  


    2 sezon ve toplam 26 bölümden oluşuyor. Romantizmi komediyi o kadar güzel işlemişler ki sadece bunun için bile izlenebilir. Hatta yazarken çok özlediğimi fark ettim. Fırsatını bulduğumda tekrar izleyeceğim. Bu anime benim herkesi zorla oturtup izletmek istediğim bir anime oldu. Bazı şeyler vardır hayatımda daha iyisi gelse bile yeri hiç değişmeyen, bu da öyle işte. Shoujo sever olup bu animeyi izlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama tavsiyemdir. Bir sonraki anime yorumumda görüşmek üzere! 


    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Kaichou wa Maid-sama İncelemesi

    Yönetmen: Hiroaki Sakurai
    Stüdyo: J.C. Staff
    Tür: Komedi, Romantizm, Okul
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 26
    Anime Puanı: 10/9


    Bugün Kaichou wa Maid-sama animesi ile geldim. Mangasını Konusuna değinip ikisini de yorumlayacağım. Elimden geldiğince..

    Seiga Lisesi daha önce erkek lisesi iken, karma liseye dönmüştür. Erkek sayısının fazla olması sebebiyle kızları korumak isteyen Ayazawa Misaki öğrenci konseyi başkanı olmuştur. Sert ve kuralcı olan Misaki okul çıkışlarında Maid Latte cafesinde çalışmaktadır, bunu da okuldaki herkesten saklar. Sebebi, cafenin kuralları gereği hizmetçi konseptine göre müşterilerine hizmet vermesidir. Okuldaki imajının bozulacağından korkan Misaki bunu herkesten gizlerken okulun altın çocuğu Usui Takumi’ye yakalanır ve bütün hayatı değişir. 



    Anime 26 bölümden oluşuyor. O kadar şirin bir anime ki.. Size kahkahalar attırıp, kalbinizi çarptırıp, bazen de gözlerinizin dolmasına sebep oluyor. İzlediğim ilk yapımlardan olması nedeniyle de yeri bende ayrıdır. Hatta shoujo türünde anime izleyen çoğu arkadaş da aynı yorumda bulunacaktır çünkü cidden türünün sağlam animelerinden.

    Misaki karakterini çok sevdim kendisi en sevdiğim kadın karakterlerden birisi. Tartışmasız. Ve Usui.. Aşık olunacak anime karakterleri listesine ilk 3'den girer. Öyle bir adam. Bak yine aklıma düştü de..Usui sürekli Misaki'nin peşinde.. Bu yüzden Misaki ona "Sapık Uzaylı" lakabını takıyor. Usui.. Nasıl diyeyim, her eve bir tane lazım sanki.. -Çok mu fangirl yorumu oldu? Olsun.. Çok sevdim, seviyorum çünkü :D-


    Her anime de olan yarım kalma mevzusu burada da var ama bu konuda mangası imdadınıza koşuyor. Animesi final verdiğinde bir yanım yarım kalmıştı itiraf ediyorum hem bitişine hem de istediğim sonu göremeyişime üzülmüştüm ama manga –mangası olduğunu biliyordum ama okumaya cesaret edememiştim- aklıma geldi ve hemen başladım okumaya.. Zaten mangasını da animenin kaldığı yerden çevirmeye başlamışlar.

    Bence animesine mutlaka 2. Sezon gelmeli çünkü manga da o kadar güzel sahneler var ki.. Mutlaka canlandırılmalı.. Ama bu animeye bayılmış ve yarım kalmasına sinir olmuşsanız hiç durmadan mangasını okumaya başlayın, okumadığınıza pişman olabilirsiniz! Belki de manga okumaya başlamak için bir fırsat yaratmış olursunuz.


    Son zamanlarda mangadan çıkma dizileri çok sık görüyorum. Japon dizilerinden bahsediyorum.. Lütfen, lütfen, lütfen.. Bu animenin dizisi de mutlaka yapılmalı. Eğer bu tat da olacaksa tabi ki.. Usui'nin kanlı canlı halini görmek çok güzel olurdu❤

    Finali ise öyle güzel öyle tatlış.. Daha fazla konuşursam spoiler dolabilir buralar o yüzden susmalıyım diyerek gidiyorum ben. Böyle tatlış anime, manga avlarındayım bulursam tüketeceğim hemen. Önerilerinizi de alabilirim.

    Sağlıcakla, mutlu mesut kalınız.. Ve hayatınızın Usui'sini bulmanız dileğim ile.. :) Bir sonraki anime yorumumda görüşmek üzere! 


    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Tokyo Ghoul:re 2 İncelemesi

    Yönetmen: Toshinori Watanabe
    Stüdyo: Pierrot
    Tür: Aksiyon, Gerilim, Fantastik
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/5


    Uzun soluklu ve popüler Tokyo Ghoul serisinin finalini nihayet gerçekleştirdik. İyi ki de gerçekleştirdik diyorum çünkü benim açımdan Tokyo Ghoul artık can çekişmeye başlamıştı. Yazımda fazla bir şeyden bahsetmeyeceğim. Sonuçta Tokyo Ghoul:re sezonunun devamı var karşımızda. Kısa bir hafıza tazeleme dilerseniz, buraya tıklatarak her şeyin başladığı ilk sezona, buradan ikinci ve buradan da üçüncü sezonun ilk kısmına ulaşabilirsiniz.

    Üçüncü sezonun ikinci, komple Tokyo Ghoul serisinin son on iki bölümünde dediğim gibi olaylar üçüncü sezonun ilk kısmının bıraktığı yerden başlıyor. Biraz spoilere gireceğim bundan sonra, bu yüzden dikkat! Sasaki Haise, yani aslında hepimizin Kaneki Ken olduğunu bildiğimiz karakterimiz nihayet hafızasına geri kavuşmuştur ve yeniden Kaneki Ken olmuştur. Tabi insanlarla ghoullar arasındaki savaş son sürat devam emektedir ve Eto adlı güçlü ghoulun bir dizi girişimleri sayesinde olaylar gelişir de gelişir. Taa ki Kaneki dev bir solucana dönüşene kadar! 


    Solucan olayını ayrı bir paragrafta belirtmek istiyorum. Bir önceki izlediğim seri olan One Punch Man 2’de de devasa bir solucan vardı aynı tarz bir solucanı Tokyo Ghoul’da da görünce sinirlerim bozuldu diyebilirim:) Şimdi ise doğrudan düşüncelerimi belirteceğim: Tokyo Ghoul:re 2 kötü bir sezon. Gerek karakter gelişimi, gerekse solucan olayı, bazı önemli karakterlerin arka plana itilişi ve Arima için çizilen yolu izleyince seri için acıdım diyebilirim. Dövüşler her zamanki gibi başarılı ama tüm olay apar topar toparlanıp rafa kaldırılış gibi bir his yaratıyor. Son bölümün final sahnelerine eyvallah da diğer tüm bölümler hiçbir tat vermiyor. Özellikle karakter bolluğu yaşandığı için herkese sahne süresi verilmek istemesi sonucu azıcık ona azıcık buna odaklanmamız ve sonrasında boş vermemiz zaten başlı başına bir olay. Hikaye olarak zaten hak getire. Solucan arkadaşlar, hikayemiz dev solucan. 


    Çizimler için söyleyecek bir sözüm yok. Teknik kısmı zaten her daim Tokyo Ghoul’un en güçlü yanlarından birisi olmuştu. Tek değinmek istediğim olay kısaca saç olayı yine. Tokyo Ghoul’da bir karakterin saçı renkli değilse, yani ya siyah ya beyaz ise o karakterin saçı bir bakmışsınız siyah olmuştur ya da beyaz olmuştur. Buna artık alışın:) Kaneki ile de siyah başlıyoruz ve tekrardan beyaz ile bitiriyoruz mesela. Müzikler ise yine kalitesini konuşturuyor. Gerek açılış parası gerekse kapanışı alıştığımız kalitede.

    Tokyo Ghoul’un bitmesine hem sevindim hem üzüldüm. Üzüldüm çünkü aşağı yukarı beş senedir hayatımızdaydı. Sevindim çünkü böyle bir sezondan sonra benim düşüncelerime katılan insanların bir daha Tokyo Ghoul görmek isteyeceklerini sanmam. 

  • One Punch Man 2 İncelemesi

    Yönetmen: Sakurai Chikara
    Stüdyo:J.C. Staff
    Tür: Aksiyon, Komedi
    Yapım Yılı: 2019
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/6


    2015 yılında Saitama adlı kel bir arkadaş girmişti hayatımıza. Mazlumu zalimin elinden kurtarmaya ant içmişti ve antrenman yapa yapa saçları dökmüş, güçlenmişti. Lakin bir terslik vardı. Saitama fazla güçlenmişti. Öyle bir güçlenmişti ki, diğer kahramanların zar zor yenebildiği düşmanları tek yumrukla alt edebiliyordu. Tek bir yumruk düşmanları için yeterliydi fakat ya Saitama için? Çok güçlü olduğu için içindeki heyecan da yavaş yavaş sönmeye başlamıştı. Neredeydi o güçlü canavarlar? Hep böyle mi olacaktı? Bu sorunun cevabını zaman gösterecek:) Öncelikle One Punch Man evreni hakkında biraz daha fazla bilgi almak ve izlemediyseniz ilk sezon hakkında bilgi almak için buraya tıklayarak 2015 yapım ilk sezona ulaşabilirsiniz. 


    Dört senelik aradan sonra ikinci sezonu elbette herkes hevesle bekliyordu. Bu arada One Punch Man, Madhouse’dan J.C. Staff’a geçmişti. Kimilerine göre bu geçiş çizimler açısından seriyi kötü etkilemişti. Benim görüşüm ise bu yönde değil. Çizimler evet, çok dikkatli bakınca biraz farklı ama kötü falan da hiç değil. Benim asıl derdim hikayenin gidişatı. İkinci sezon, ilkinin doğrudan devamı doğal olarak ve spoiler vermemek adına derinlemesine dalmayacağım. Saitama kahramanlar birliğinde, Genos ustasının yanında ve canavarlar da kendi birliğini kurmuş ve bir komplo peşindedir. Bu arada da Garou adındaki Bang Usta’nın eski öğrencisi kahramanları avlamaya başlamıştır. Kahramanlar ise bir yandan Garou ile bir yandan da canavarlar ile baş etmeye çalışıyordur. Saitama mı ne yapıyor? Hiçbir şey! Hiçbir şey çünkü olayın akışı Saitama’dan diğer karakterlere kaymıştır. Hatta animenin adını Saitama’nın arkadaşlarının macerası olarak bile değiştirebiliriz… 


    Yoğunluk Garou’un kahramanlarla çarpışmasına ve diğer çeşitli sınıflardaki kahramanların canavarlarla olan mücadelesi üzerinde. Arada Saitama çıkıp günü kurtarsa da çoğu bölümde birkaç dakika ya görünüyor ya görünmüyor. Göründüğü zaman da genelde konsol oyunları oynuyor. Oysa en keyifli anlar Saitama ekrandayken gerçekleşiyor. Saitama’nın konuşma tarzı, vurdumduymaz tavırları efsane. Onun dışında ise anime sıradan bir dövüş animesine dönüşüyor. Bu benim kişisel görüşüm ve ben diğer karakterlerin dövüşmesini görmek istemiyorum. Ben Saitama’nın ortaya çıkmasını, etrafı tek yumruğu ile dağıtmasını istiyorum. Etrafta yeterince dövüş içerikli anime var ve One Punch Man da bu sezon ağırlığını buraya vererek farklılığını yitirmiş durumda. Saitama’nın olmadığı çoğu sahnede açık söylüyorum: Sıkıldım. Bir de bir konuşuyorlar bir konuşuyorlar. Dövüşleri iki dakika, konuşmaları yirmi iki:) Zaten Saitama da ortada yok? Eee ne anladık One Punch Man’dan? 


    Çizimleri ikinci paragrafta biraz çıtlatmıştım. Bana göre gayet güzeller ve kalite babında bir değişme yok. Saitama’nın ciddi ve komik hali, Genos’un karizması, Garou’un tehlikeli aurası falan çok güzel yansıtılmış. Seslendirme kadrosunda da bir değişiklik yok. One Punch Man 2’yi Türkçe altyazı ile izledim ve belirtmeden geçmek istemiyorum; Adonis Fansub şahane bir çeviri örneği sergilemiş. Saitama’nın konuşma tarzını o kadar güzel Türkçe’ye uyarlamışlar ki, sanırsınız harbiden Türkçe konuşuyorlar:) Bundan sonra bir seriyi Türkçe izleyeceksem ilk önceliğim her zaman Adonis Fansub olacak.Son olarak animede yine harika bir açılış parçası var, dinlemeden es geçmeyin.

    One Punch Man 2 benim için ilkinin yanında hayal kırıklığı oldu. Saitama’nın arka plana atılması, uzadıkça uzayan diyaloglar derken ikinci sezon da bitti. Hikaye açısından aslında bir sorun yok animede ama benim bu animeyi izleme amacım Saitama’yı izlemekti ve kendisi nadir karşıma çıkacaksa ne anlamı kaldı animenin One Punch Man ismini taşıması? Tek tesellim, bir sonraki sezonda Saitama için ortam hazırlanmış gibi bir hava var. Umarım ilk sezondaki gibi ağırlık yine Saitama üzerinde olur da bolca eğleniriz. Asıl soru, yeni sezon için ne kadar bekleyeceğimiz yönünde… 

  • Shingeki no Kyojin 3 (2019) İncelemesi

    Yönetmen: Masashi Koizuka
    Stüdyo: Wit Studio
    Tür: Aksiyon, Fantastik, Dram
    Yapım Yılı: 2019
    Bölüm Sayısı: 10
    Anime Puanı: 10/10


    2018 yılının Temmuz – Ekim aylarında yayınlanan üçüncü sezonun (incelemesi burada) ardından, yine aynı sezon ikinci kısmı ile devam ediyor. Bu sefer yeni sezonu, pardon üçüncü sezonun ikinci kısmını izlerken fazla ara vermediğim için hafızam taze olarak izledim ve karakter karmaşası – en son ne olmuştu gibi bir karışıklık yaşamadım:) Doğrudan devam sezonu olduğundan inceleme hafif spoiler içerek. Bu yüzden hala anime izleyip Shingeki no Kyojin’e başlamamış bir vatandaş varsa derhal burayı terk etsin ve en baştan izlemeye başlasın:) Hafızasını tazelemek isteyenler ise buradan ilk sezonun incelemesine ve buradan da ikinci sezona ulaşabilirler. 


    Aslında hikaye olarak fazla anlatılacak bir şey yok. Keşif Birliği’nin kalan kısmı ve yeni katılan birkaç üye, her şeyin başladığı yer olan Shiganshina’ya doğru yola koyulurken başlıyor anime. Amaç: şehre varıp duvardaki delikleri tıkamak, kalan titanları temizlemek ve bölge kontrol altına alındıktan sonra Eren’lerin meşhur bodrumuna inmek. Tabi karşı saldırıda beklenmektedir. Üstelik karşı tarafta Canavar (Kıllı) Titan, Zırhlı Titan ve Dev Titan vardır. On bölümlük önümüze adeta kırıntı diye atılan bu sezonda da nihayet bazı cevaplara kavuşuyoruz. Daha doğrusu senelerdir beklediğimiz “Titanlar nereden geldi” sorusu artık gün ışığına çıkıyor.

    Birçok anime devam sezonlarında düşüş yazar. Bunun nedeni de “Hype” olarak adlandırabileceğim o ilk heyecanın giderek kaybolması. Nitekim Shingeki no Kyojin de bu durumu ikinci sezonu ile yaşadı. Yanlış anlaşılmasın, sezon elbette ki kötü değildi ama ilk sezonda tüyleri diken diken eden o atmosfer de yoktu. Üçüncü sezon daha atraksiyonlu başladı ama asıl bombayı şu anda okuduğunuz üçüncü sezonun ikinci kısmı yaptı diyebilirim. Bölümler zaten az, bir de peş peşe gidince iki güne bitti. Ve bu sezonu izlerken ilk sezonun keyfini alıyorsunuz diyebilirim. O mücadele, kim ölecek kim kalacak, bodrumda ne var, surların dışında ne var, hem bunların hepsinin cevaplanıyor oluşu da daha bir heyecan katıyor. Spoiler olduğu için bahsedemeyeceğim ama bir – iki sinir olduğum ve “yine mi” dediğim yerler de oldu ama bölümlerin şahane oluşlarının hatırına bunları görmezden geliyorum:) 


    Çizimler ve müziklere zaten girmiyorum. Çizimler alışageldiğimiz Shingeki no Kyojin tarzında. Bu konuda tek diyebileceğim Mikasa sakın saçlarını toplayıp yüzünü açmasın :D Buradan okuyunca ne demek istemediğimi anlamayacaksınız ama seriyi izledikten sonra aklınıza gelsin. Anime içerisindeki müzikler her zamanki gibi efsane, açılış parçası tanıdık ve kapanış da seriye yakışır biçimde.

    Çok bekliyoruz, çabuk tüketiyoruz… Geriye artık sadece bir sezon kaldı, yani final sezonu. Bunun için de Ekim 2020’ye kadar beklememiz gerekecek ve ekranlarda yedi sene önce başlayan Shingeki No Kyojin anime serisine veda edeceğiz. 

  • Re:Zero - Starting Life in Another World İncelemesi

    Yönetmen: Masaharu Watanabe
    Stüdyo: White Fox
    Tür: Dram, Fantezi, Psikoloji, Gerilim
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 25
    Anime Puanı: 10/8.5


    Orijinal adı Re:Zero kara Hajimeru Isekai Seikatsu olan animede karakterimiz Natsuki Subaru, gittiği bir marketin çıkışında kendisini birden başka bir dünyada bulur. Bu dünyada yarı insanlar da yaşamaktadır ve Subaru kendisini oyun dünyası gibi bir paralel evrene çağırıldığını düşünür. Daha sonra burada saldırıya uğrar. Onu bu saldırıdan büyü kullanan gümüş saçlı bir kız ve onun kedisi kurtarır. Bu kız ise çalınan rozetini aramaktadır. Subaru da kendisini kurtarmasının karşılığı olarak kıza yardım etmek ister ve birlikte çalınan rozeti bulmak için araştırmaya başlarlar. Ancak araştırma sırasında saldırıya uğrayıp öldürülürler. Daha sonra ise Subaru gözünü tekrar o dünyada açar ve olaylar geliştikten sonra Subaru'nun öldüğü zaman o dünyada tekrar canlanabilme yeteneği kazanmıştır. 


    Animenin karakterlerine gelecek olursak ana karakterimiz Subaru diğer çoğu animelerin ana karakterlerinin aksine çok karizmatik, zeki, güçlü ya da sonranan güçlenen (power up, OP) bir karakter değil. O da sizin benim gibi bir insan :). Sadece çağırıldığı dünyada ölünce yeniden doğma özelliğine sahip. Canlanınca da tekrar ölmemeye çalışıyor :).Subaru'dan sonraki önemli karakterimiz de Emilia. Emilia bir gümüş saçlı yarı elf ve ruh tekniği kullanıcısı. Ruh olarak da kedisi Puck ile bir antlaşması var ve gayet sevimli bir ikililer. Ayrıca Subaru ile diyalogları komikti. Ram (kızıl saçlı) ve Rem (mavi saçlı) ise ikiz kardeşler ve Emilia'nın yaşadığı Roswaal Malikanesi'nde hizmetçidirler. Ram ablasına göre ev işlerinde daha yeteneklidir, Rem ise ablasına göre daha güçlüdür ve ikisi birbirini tamamlamaktadır. Zorlu geçmişleri ise onları birbirine daha sıkı bağlamaktadır. Diğer bir karakterimiz Beatrice bu malikanenin kütüphanesini korumakla görevlidir. Oldukça bilgili ve sivri dilli birisidir. Bununla birlikte büyü ve mana gücü de üst düzeydedir. Roswaalt ise bu malikanenin lordudur ve yüksek bir büyü gücüne sahiptir. Bunların dışında Felt, Reinhard ve ihtiyar Rom, Wilhelm gibi karakterler de var. Anime karakter açısından zenginliğe sahip ve hepsinin psikolojilerini bize yansıtabiliyor. Her karakterin ruh halini hissetmekle birlikte özellikle "Ana karakterin yerinde ben olsaydım ne yapardım?" gibi sorgulamaya da başlıyorsunuz. 


    Animenin müziklerini beğendim. Açılış ve kapanış müzikleri gayet hoştu özellikle ilk kapanış müziğini çok beğendim. Bölüm içerisindeki fonda çalan müzikler de iyiydi. Özellikle gerilim müziği bize sahnenin gerilimini daha çok hissettiriyordu. Çizimlerinde de herhangi bir tuhaflık, rahatsız eden, gözüme çarpan bir şey görmedim. Gayet güzel ve olması gerektiği gibiydi.

    Olumsuz denebilecek eleştirim ise animenin başlarında Subaru'nun başka bir dünyada gözünü açmasını, ölüp yeniden canlanmasını sorgulamaması biraz garip gelmişti ve birçok soru işareti oluşturmuştu . Ama bunları fazla sorgulamadan izlemeye devam ettiğimde seri güzel bir hal almaya başladı. Ayıca sürekli birinin kendine yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu hissederek illa onun için bir şeyler yapması gerektiğini düşünmesi ve Subaru'nun çok zayıf bir karakter olması sinir bozucuydu. Ama anime ana karakterden yan karakterlere kadar hepsinin psikolojisini bize çok iyi yansıtmayı başarıyor. Bazı bölümlerde sıkılsam da bölüm sonlarını heyecanlı birşekilde bitirip bir sonraki bölümünü hemen izletmeyi başarmıştı (Zeigarnik etkisi) ve seri ilerledikçe animedeki heyecan inanılmaz artıyordu. 


    Son olarak animeyi izlemenizi tavsiye ederim. Dram, gizem, gerilim, psikoloji ve tadında mizahı bizlere çok iyi yansıtan bir anime olduğunu söyleyebilirim. Bunları yüzeysel olarak değil derinlemesine hissediyorsunuz. Animenin finalini ise daha açıklaması yapılmayan birçok şey olsa da tatlı buldum . Belki bu soru işaretlerini çıkacak ikinci sezon ile giderebiliriz. Animeyle kalın... 

  • Ultraman İncelemesi

    Yönetmen: Shinji Aramaki
    Stüdyo: Production I.G.
    Tür: Aksiyon, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 2019
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/7


    İçeriğe geçmeden önce Ultraman nedir/kimdir diye kısaca bilgi vereyim; Japonya’da bir hayli popüler olan Ultraman’ı biraz Power Rangers’lara benzetebiliriz. Zırh içindeki bir veya birkaç kişi, dev yaratıklara karşı mücadele vermektedir ve Ultraman ilk olarak 1966 yılında çıkmıştır. Akabinde düzinelerce televizyon dizi, filmi ve oyunu derken günümüze kadar popülerliğini koruyan bir seriyi Netflix aldı ve bizlere anime olarak da sundu. 


    Hikaye olarak bu seride asıl Ultraman olan Shin Hayata’nın oğlu Shinjiro Hayata’ya odaklanıyoruz. Orijinal hikayeye göre Işık Devi olarak bilinen bir varlık, normal bir insan olan Shin Hayata’ya gücünü vermiştir ve zırhla da donanan Shin Hayata, Ultraman olarak bir deve dönüşebilip dünyayı tehdit eden uzaylı dev yaratıklarla mücadele etmiştir. Akabinde dünyaya barış gelmiş ve herhangi bir tehdit olmadığı için Işık Devi de geldiği gibi gitmiştir. Lakin giderken iz bırakmıştır çünkü artık Shin Hayata deve dönüşemese de güçlerinin büyük kısmını korumuş, üstelik bu güçleri oğlu Shinjiro’ya da aktarmıştır. Aradan yıllar geçer ve dünya bir kez daha tehdit altında olduğu için bir kez daha Ultraman’a ihtiyaç duyar. Shinjiro artık liseye gitmektedir ve güçlerinin de farkındadır ama ne olduğunu bilmemektedir. Ta ki bir gün, Bemular adındaki bir uzaylı Shinjiro’nun karşısına geçip “senin ilk düşmanın benim” diyene kadar. Bunun üzerine olaylar gelişir ve Shinjiro’nun babası ona gerçekleri anlatır. Artık Ultraman olmasa da dünyayı uzaylılardan koruma çabası kesintisiz devam etmiştir ve yeni tehditler de ortaya çıkmaya başladığına göre artık yine bir Ultraman’a ihtiyaç vardır; o Ultraman da genç Shinjiro olacaktır – olmak zorundadır. 


    Ultraman serisinin ilk sezonu (evet ilk sezon diyorum çünkü devamı gelecek) daha çok karakterleri tanıtma ve olaylar zinciri oluşturma üzerine kurulmuş. Yani bir kitabın giriş paragrafı gibi. Gelişme ve sonuç henüz yok. Shinjiro’nun Ultraman olması, bambaşka deneyimler yaşaması, uzaylıların aslında aramızda yaşadığını fark etmesi, ilk başlarda onları öldürmek istememesi (sadece tutuklamak) ve diğer karakterlerin olaya katkısı aktarılıyor bize. Her ne kadar Shinjiro’nun çömez bir Ultraman olarak yaptığı eylemlere gıcık olsam da gerçekçilik bakımından aslında gayet doğru işlendiğini fark ettim. İnsanüstü güçleri olsa da, daha önce hiç eline silah almamış bir askerin eline silah verirseniz ne yapması gerektiğini bilememesi gibi düşünün. Buna karşın dedim ya hani kitabın giriş paragrafı gibi diye, hikaye bakımından birkaç fena olmayan dövüş dışında pek bir şey sunduğunu söyleyemem. Mesela Bemlar’ın amacı ne gibisinden en basit soru bile bir sonraki sezona kalmış. 


    Ultraman için izlediğim en iyi CGI (Computer Generated Images) içerikli anime olduğunu söyleyebilirim. Seri tamamen bilgisayar animasyonlarından oluşuyor ve bana göre bu sefer becermişler:) Misal Souten no Ken: Regenesis gibi bir felaket veya Ajin gibi arada hantal hareket eden karakterler yok. Oldukça akıcı ve dövüşler gayet zevkli. Mesela Uzaylı Ajan Adad’a karşı dövüşler vardı ki buram buram estetik kokuyordu. Müzikler ise daha çok batılı tarzda. Animenin açılış parçası yok ve içerdiği müzikler bana acayip bir şekilde Avengers’ı hatırlattı.

    Ultraman fena bir seri olmayacak gibi. İlk sezon hikaye bakımından üst noktalarda olmasa da ilerleyen sezonlarda bir şeyler olacak gibi ve CGI izlerken rahatsız olmadığım ilk anime unvanına da sahip oldu. Dolayısıyla Netflix’in bizlere sunduğu bu yeni Ultraman’ı takip etmekte fayda var diye düşünüyorum. 

  • Children of the Whales İncelemesi

    Yönetmen: Kyohei Ishigura
    Stüdyo: J.C. Staff
    Tür: Fantastik, Dram
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/8.5


    Balinaların Çocukları adı altında Netflix’te Türkçe Altyazılı olarak da izleyebileceğiniz Children of the Whales, Çamur Balina adı verilen ve kum denizinde başıboş sürüklenen ada/gemi üzerinde yaşananları ele alıyor. Önce kısaca geçtiği dünya hakkında bahsedeyim; yıl olarak Sürgün Yılı 93 yılında geçiyor anime ve uçsuz bucaksız kum denizleri üzerinde sürünen adalar mevcuttur. Bu adalardan birisi de bahsettiğim Çamur Balina’dır. Bu adada seçilmişler ve seçilmemişler olmak üzere iki çeşit insan yaşamaktadır. Seçilmişler özel güçleri olan gençlerdir. Bir nevi telepatik güçleri vardır fakat otuz yaşlarına geldiklerinde ne yazık ki ölmektedirler. Seçilmemiş olanlar ise normal insanlardır. Yönetim ise yaşlılardan oluşan seçilmemiş insanlardadır. 


    Ana karakterimizin adı Chakuro. Kendisi seçilmişlerdendir ve adadaki görevi olan biteni yazı ile kayda dökmektir. Adadaki her genç gibi dış dünyayı merak etmektedir. Günün birinde Çamur Balina’nın yakınında bir ada belirir ve Chakuro da kaynak bulma ekibine katılarak adaya gider. Lakin Chakuro, kaynaktan ziyade adada perişan halde ve kanlar içinde bir kız bulur. Kız, Chakuro’ya saldırır ama çok yorgun olduğu için anında kendinden geçer. Chakuro, kızı yanında alarak diğer arkadaşlarının yanına gider ve hemen Çamur Balina’ya geri dönerler. Sonuçta dış dünyadan bir insan bulunmuştur. Bu, adeta sansasyonel bir olaydır. Çok geçmeden ise asıl bomba patlayacaktır çünkü birileri Çamur Balina’ya doğru yaklaşmaktadır.

    Animenin en büyük kozu merak ettirmesi ve müthiş çizimleri. Çamur Balina nedir, neden seçilmişlerin gücü var ve erken yaşta ölüyorlar? Dış dünyada hayat var mı derken ilk bölümler su gibi akıp gidiyor. Tabi gizem çözülene kadar. Elbette bahsetmeyeceğim şimdi ama sonlara doğru bazı soru işaretleri cevaplandığında ilk bölümlerdeki o heyecan kalmıyor. Tabi bu anime kötüye gidiyor demek değil. Farklı bir tarafa yöneliyor ve anlatılan dünya giderek büyüyor. 


    Müthiş çizimler demiştim. Karakterler standart anime karakteri olsalar da arka plan çizimleri son zamanlarda izlediğim en iyi anime. Tek tek elle çizilmiş gibi, detaylı, yumuşak ve narin. Anlatması biraz zor, görsellerde de pek belli olmasa da özellikle yeşilin tonları ve kum rengi müthiş bir hava katıyor. Müziklere gelecek olursak; açılış parçası benim çok hoşuma gitti. “Sona Saki e” adlı parçaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kapanış parçası içinse standart diyelim. Bölümler esnasında çalan parçalarda veya seslendirmelerde dikkatimi çeken bir unsur olmadı.

    Balinaların Çocukları, biraz dram yönü ağır basan, gerektiğinde şiddet sergilemekten çekinmeyen, merak ettiren ve çizimleri ile büyüleyen bir anime. Animeyi izlerkenki büyü bölümler ilerledikçe biraz soluyor ama buna karşın anime için sağlam ve izlenmesi gereken sevimli bir seri diyebilirim. Bu arada, ikinci sezonu da merakla bekliyoruz. 

  • Treasure Island İncelemesi

    Yönetmen: Osamu Dezaki
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Macera, Dram
    Yapım Yılı: 1978
    Bölüm Sayısı: 26
    Anime Puanı: 10/8



    Nostalji kuşağımızda bugün Treasure Island var. Orijinal Japonca adıyla Takarajima olan ve Louis Stevenson’un aynı adlı romanından uyarlanan bu 1978 yapımı anime nereden esti derseniz şöyle anlatayım; Kingdom Hearts 3 oynarken Karayıp Korsanları’nın gezegenini ziyaret ettiğimizde birden aklıma Long John Silver adlı hayali korsan karakter geldi. Akabinde Google’da kısa bir arama yaptıktan sonra doksanlı yıllarda izlediğim seriyi de buldum ve anime olduğunu görünce şaşırdım :) Doğal olarak kısaca değinmeden olmaz diye düşündüm. 


    Hikayenin kahramanı 13 yaşındaki Jim Hawkins. Enerjik, yerinde duramayan ve iyi kalpli olan Jim’in ilk bölümlerde en iyi arkadaşı tek bacaklı John Silver’dır. Hatta arkadaştan da öte baba figürüdür. İkili beraber efsane korsan kaptanı Flint’in hazinesini açığa çıkarmak için bir gemiye katılırlar. Hatta John geminin aşçısı olur. Adaya yaklaşıldığında ise John gemiyi ele geçirir ve aslında Kaptan Flint’in sağ kolu görevini üstlenmiş, acımasız Long John Silver olduğu açığa çıkar. Dolayısıyla Jim kendini ihanete uğramış gibi hisseder ve acı, hüzün, nefret duyguları ile karışık eski dostu, yeni düşmanı John Silver’ı alt etmeye çalışır.

    Treasure Island’dan aklımda kalanlar kesit kesit. En iyi hatırladığım karakter ise elbette ki Long John Silver. İlk bölümlerde Jim ile sıkı dosttular ve ihaneti karşısında çok şaşırıp üzüldüğümü çok iyi hatırlıyorum. Akabinde Jim ve arkadaşları bu adamdan çok eziyet gördü çünkü bir hayli acımasız davranıyordu. Ebette Jim’e karşı her zaman sanki hala dostmuşuz gibi tavırları da can yakıyordu. Uzun boyu, yapılı oluşu, tek bacağı ve koltuk değneği ile Long John Silver aklımın bir köşesine kazınmış efsane bir karakter. 


    Seriyi Almanya’da izlediğimden orijinal seslendirmeleri yahut müzikleri hakkında yorum yapamayacağım. Gerçi Almanca dublajı hakkında da diyeceğim fazla söz yok lakin Youtube’da bulduğum Almanca açılış parçası anıları geri getirdi diyebilirim. Merak edeniniz olursa buraya tıklayabilir:)Yani bayağı bayağı geçmişe gittim arkadaşlar.

    Kırk bir senelik bir anime olmasına karşın, belki de küçücük çocuk olduğum için çok etkilenmiştim bu animeden. Sonunu çok düşündüm ama hatırlayamadım. Belki bu vesileyle bir gün tüm bölümleri bulabilirsem yeniden izlemeyi düşünebilirim. 

  • Ajin 2 İncelemesi

    Yönetmen: Ando Hiaroki
    Stüdyo: Polygon Pictures
    Tür: Aksiyon, Gerilim, Doğaüstü
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/7


    Yine aynı yıl içinde yayınlanan ilk sezonunun devamı olan (incelemesi burada) Ajin 2’ye geçmeden önce ilk sezona ve ana hikayeye kısaca değinmek istiyorum. Anime başlamadan 17 sene önce, daha sonradan Ajin adı verilen insanlar meydana çıkmıştır. Bu insanlar ölmemektedir. Daha doğrusu öldükten sonra yaraları iyileşerek dirilmektedirler. Wolverine veya Deadpool gibi hızlı iyileşme olayı Ajin’lerde yoktur ve sadece öldükten sonra dirilerek vücut eski haline dönmektedir. Bir de IBM yahut hayalet adını verdikleri suretlerle (bu suretleri Ajin’ler istemediği sürece insanlar göremez) bir hayli tehlikeli olabilmektedirler. İlk sezonda Ajin olduğunu yeni keşfeden Kei Nagai ve Ajin olmanın avantajlarını sonuna kadar kullanan Sato’nun mücadelesini izliyorduk. İkinci sezon da ilk sezonun bıraktığı yerden devam ediyor.

    İkinci sezonun ilk bölümünde Nagai ve Nakano, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Ajin Araştırma Birimi’nin başı Tosaki ile zoraki de olsa anlaşarak beraber Sato’nun peşine düşerler. Sato ise bir ölüm listesi yapmıştır ve istedikleri karşılanmadığı sürece sırayla listedekileri öldüreceklerdir. Ayrıca Sato’nun dediğine göre listedeki herkes öldükten sonra hala istekleri karşılanmazsa, Sato ve ekibi Japonya’yı ele geçirmekle tehdit etmektedirler. Süregelen 13 bölüm boyunca da Sato’nun birer birer hedeflerini alt etmesini ve Nagai ile Tosaki’nin “plan” yapmasını izliyoruz. 


    İçerik olarak Ajin’in ikinci sezonu aslında ilkinden pek farklı değil. Nagai’in iğrenç davranış biçimi ve hareketleri kendisinden zaten iyice soğutuyor .Sato da giderek karizma bir düşmandan uzaklaşıyor ne yazık ki. Bölümler ilerledikçe üzerine katarak ilerlese de son bölümde yaşananlardan dolayı yine biraz hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Ayrıca Nagai’ler bana göre biraz fazla plan yaptı:) Sato ise sanki biraz fazla abartılmış gibi. Tamam, profesyonel asker geçmişi var. Dövüşmesini biliyor ve Ajin olmanın nimetlerini sonuna kadar kullanıyor ama bu kadar profesyonel insan, bu kadar Ajin’in bile bu adamı durduramaması? Dediğim gibi biraz fazla kaçmış.

    Ajin’in çizimleri konusunda ise ilk sezonun incelemesinde yazdığımdan farklı bir şey yazmayacağım. Çizimler olarak bolca CGI’a yine doyuyoruz. Bu sefer tek fark, iki seriyi izlemem arasındaki geçen süre zarfında CGI kullanan animelere alışkanlık kazandığım için bu sefer bu kadar itici gelmedi. Müziklerde ise bir düşüş gözlemledim. İlk sezonun açılış parçası çok hoşuma gitmişken ikinci sezonun ne açılışı ne de kapanış parçasını ikinciye yeniden dinlemeye tenezzül bile etmedim. 


    Ne bayıla bayıla ne de sıkıla sıkıla izledim seriyi. Orta halli, yetişkinlere hitap eden, aksiyon sahneleri ile başarılı, bazen kilitleyen bazen gözleri kaydıran dengesiz bir anime:) İlk sezonun incelemesinde üç sezon olacak diye yazmıştım ki ortada hala üçüncü sezon yok ama ben yine de dediğimin arkasındayım çünkü animenin bitişi öyle bir sinyal verdi. 

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan