• Overlord 2 İncelemesi

    Yönetmen: Naoyuki Itou
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Aksiyon, Macera, Fantastik, Oyun
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/7.5


    Neredeyse 3 senelik bir aradan sonra Overlord ikinci sezonuyla karşımıza çıkıyor. Ainz-sama'nın ilk sezonda yarım kalan dünyayı keşfetme planı bu yeni sezonda yine uygulamaya konuluyor. Eğer ilk sezonunu merak ediyorsanız, sitemizde bulunan ilk sezon incelemesine buradan ulaşabilirsiniz.

    İkinci sezonu iki kısım olarak ayırmak daha mantıklı geldi bana. İlk kısım kertenkele adamlarla ilgili olmakla birlikte komedisini çok başarılı buldum. İlk sezonun etkisinin bu kısımda daha hafiflemiş olsa da hissediyorsunuz ama keşke bu kısım biraz daha uzatılsaymış, daha güzel olurdu. Yine de gelecek sezonlarda bu konuya tekrar giriş yapacaklarını düşündüğüm için içim rahat. Bunun yanında kertenkele adamların üstünde yeterince durulması bu bölümlerin havada kalmasını engelleyip sizi içine çekme konusunda yardımcı oluyor. İkinci kısıma geldiğimizde ise ilk sezonun başarısında önemli pay sahibi olan gardiyan ve hizmetkarların ön plana çıkarıldığını görüyoruz. Belki de bu başarının artmasına yönelik bir hamle olarak yapıldı ama olay akışı ile birleştiğinde bu hamlenin beklenen etkiyi yaratmadığını gözlemledim. Finale hazırlık yapmak ve etkisini arttırmak için bazı bölümleri etkisizleştirmişler. Bu durum da animenin seyir zevkini düşürmüş. Buna karşın bu çabalara karşılık verircesine final bölümlerin kalitesi ve tatmin seviyesi gayet yerindeydi. Buna rağmen başından beri beklediğim etki sonlara doğru gelince insan ister istemez üzülüyor. Bununla beraber ilk sezonun havası animenin birçok bölümünde bulunmuyor. Takıldığım bir noktaysa kötü karakter olarak konumlanan örgütün üstünde pek durulmadı. O konu da daha iyi bir iş çıkarıp animeyi daha güzel bir hale sokabilecekleri düşüncesindeyim. Animeye belli olaylarla bir belirsizlik, yeni bir heyecan getirilmeye çalışılmakla birlikte başarılı olunamamış. Tüm bunların yanında bir sahnede bilerek mi yapıldı bilmiyorum ama Naruto'ya bir gönderme var gibi hissettim. Yaptığı el mührü aynı çünkü. 


    Çizimlere gelecek olursak; ilk sezona göre seviyesini korumuş. Yeni gelen karakterlerin bu seviyenin altında kalmayıp çizim konusunda iyi bir iş çıkartıldığı görüşündeyim. Bu sefer insan şehirlerinin iyice içine girilmesiyle birlikte buralardaki mekan çizimlerinde de kaliteli bir iş çıkartılmış. En başarılı bulduğum noktalardan biri ise müzikleri. Hem anime içinde kullanılan müzikler hem de açılış - kapanış şarkıları mükemmel. Özellikler açılış şarkısını (buradan dinleyebilirsiniz) çok beğendim. Ağzıma da takılmadı da değil:

    Karakterlere gelirsek; dediğim gibi ağırlık hizmetkarlara verilmiş. Bu bir yandan iyi bir durum. Onları daha iyi tanıtıyor, hislerini daha iyi anlamamızı sağlıyor Geçen sezon çok üstünde durulan Albedo'yu yedek kulübesine çekmeleri doğru bir hamle olmuş. Hizmetkarlarla beraber insan ırkındaki karakt1erlere de önem verildiğini görüyoruz ki bu durum animeye yeni bir soluk getirmiş. Bundan kastım animenin konu olarak önü biraz daha açılmış. İnsan karakterlerin ise dizaynı çok güzel oluşturulup boşlukta bırakılmamış. İlk sezondan alıştığımız 'over-powered' durumu bu sezonda da kendisini gösteriyor ki zaten Overlord için bu durum olmazsa olmazlardan. Yine de bu durumun son anlarını yaşadığını düşünüyorum. Demek istediğim artık aynı etkiyi yaratmayabilir.E n azından az da olsa başa baş giden bir dövüş eklenmeli gelecek sezonlarda. Olması gereken karakter bolluğunu yakalayan anime bu kulvardaki eksikliklerini de yavaş yavaş kapatıyor gibi gözüküyor. 


    Özetlemek gerekirse; hataları bulunmasına rağmen ilk sezonun sahip olduğu, kendisini izleten havayı ben ikinci sezonda bulamadım. Yeni karakter ve olaylarla konu potansiyelini yavaş yavaş kullanmaya başlamış. Bununla birlikte animenin hem başında hem de sonunda bizi yeni sezon için merak içinde bırakacak gelişmeler olması üçüncü sezonla ilgili umutlarımı yükseltti. Umarım hatalarını azaltarak heyecan dozunu daha iyi kontrol edebilirler. İkinci sezon itibariyle Overlord pek de başarılı bir işe imza atmamakla birlikte kötü sayılacak konumdan son dakika golüyle çıkmayı başarmış. 

  • Major İncelemesi

    Yönetmen: Kenichi Kasai, Toshinori Fukushima
    Stüdyo: Studio Hibari, SynergySP
    Tür: Spor, Komedi, Dram
    Yapım Yılı: 2004 - 2010
    Bölüm Sayısı: 154 + Film + 3 OVA
    Anime Puanı: 10/8.5


    Başlarken pek istekli değildim açıkçası. Neden diye sorarsanız malum beysbol ülkemizde çok az bir kesim tarafından takip ediliyor ve ben kesinlikle o kesimin içinde değilim. Spor animelerine özel bir ilgim olmasına rağmen es geçtim yıllardır. Şimdi geriye dönüp baktığımda aptallık etmişim diye düşünüyorum. Son bölümü izledikten sonra şunu anladım ki 'underrated' yani Türkçeye çevirmek istersek küçümsemenmiş klasmanındaki animelerin ilk sıralarına koyabiliriz rahatlıkla. Uzun zamandır beklentilerimi bu kadar aşan, kendisine bağlayan bir anime izlemedim.

    Hikaye Gorou Honda adlı bir çoçuğun hikayesi. Gorou'nun babası Shigeharu, çıkış yakalamış ve kısa zamanda yıldızı parlamış bir atıcıdır ama karısının ölümü üzerine büyük sorunlar yaşayan Shigeharu bunun üstüne bir de sakatlığı ortaya çıkınca yıkılır ve emekli olmaya karar verir. Hayatta geriye kalan tek dayanağı olan beysbol sevgisini aşıladığı oğlu bu durumu öğrenince oğlunun üzüntüsüne dayanamayan Shigeharu vurucu olarak tekrar takıma dönmeye karar verir. Gouro ile yakından ilgilenen öğretmeni Momoko, Gorou ile ilgilenirken babasıyla da yakınlaşmaya başlar ve birbirlerine ilgi duymaya başlarlar. Gorou'nun ise tek hayali babası gibi bir profesyonel olup babasıyla aynı takımda oynamaktır ama kaderlerinde bambaşka bir yol izlemek vardır. 


    Şunu belirtmek isterim ki başları gerçekten ağır bir anime. Dram dozu aşırı yüksek ve olaylar sürekli dikkatinizi vermenizi gerektiriyor. Bazı seriler vardır, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Major ilk bölümleri itibariyle bunlardan değil, ortalarında daha hafifleyen ve sonlarında iyice kendinizi verebileceğiniz bir yapısı var. Şunu da belirtmek isterim; eğer benim gibi oturup 10 bölüm falan izleyen bir insansanız, sizi yoruyor anime. Eğer tadında bırakan tipteyseniz sizi fazla etkileyeceğini sanmam.

    Çizim olarak kendine has havası olan bir yapıya sahip anime. Daha çok eski tarz çizimlerin kullanılan animenin zaten 2005 yapımı. Mekan ve özellikle karakter çizimlerini baya beğendim. Tabi bu tarz spor animelerinin olmazsa olmazı topa vurulma efektleri de geçer not almayı başardı. Sadece bazı karakterlerin ağız çizimleri beni hafif rahatsız etse de birkaç bölüm sonra alışmayı başardım. Eksi veya artısı olmasa da en çok takıldığım nokta ilk bölümlerde duştaki suyun sürekli rengi değişiyor, buna anlam veremedim.:) 


    Gelelim en çok beğendiğim kısmına animenin. Bu kısım tabi ki konu ve olay akışı oluyor. Anime başlar da öyle bir vuruyor ki size, etkisinden çıkamıyorsunuz. Bu demek değil ki dram alanında en iyilerden. Sadece bir spor animesinden beklenilmeyecek seviyede. Birkaç bölüme bir ömür yetecek dramı sığdırmışlar ama bunun ucunu biraz kaçırmışlar. Animenin başlarında etkili oluyor ama ortalarda yine aynı şekilde dram yaratmaya çalıştıklarında yeter artık dedim. Konu akışı olarak aceleye getirmemişler, yapacaksak güzel yapalım demişler. Yavaş ilerliyor ve kafanızda soru işareti kesinlikle bırakmıyor. Bunun yanında dram dozunun fazlalığının bıraktığı etkiyi azaltmak için komedi ögeleri kullanılmış. Bu güzel ama keşke daha fazla kullansalarmış. Gelelim en büyük eksikliğine. Anime konusu gereği beysbol terimlerine bolca yer veriyor ve bir sürü maç izliyoruz. Buna rağmen birçok spor animesinin yaptığı gibi animenin başında tutorial tadında işlenen spor dalıyla ilgili bir bilgilendirme yapılmıyor. Açıkçası animenin belli bir bölümünde alışana kadar canım çıktı.Yok birinci kalede koşucu var, yok bunt vurdu, ne zaman sayı oluyor. Sizi bu yönden baya bir zorluyor anime. Orta kısımlara doğru hatta biraz daha ilerisi de diyebiliriz, alışıyorsunuz ama ne gerek var bu kadar kasmaya dimi. Benden tavsiye: En azından oyunun kurallarına bir göz atın:) Konu hakkında dikkatimi çeken bir başka nokta spor dallarının hepsinde sağlık ön planda tutulur ama animeye baktığımızda kolu burkulur, oyunda kalır, kafasına top çarpar kontrol bile edilmez. Yani etkileyicilik katmak için çok zorlama geldi yine de etkisi fazla sürmedi bu durumun oluruna bıraktım. 


    Karakterlere gelecek olursak; eksikleri bulunsa da bu konuda da başarılı bir iş çıkartılmış. Bazı karakterleri başta seviyorsunuz sonlara doğru içiniz de bir nefret tomurcuğu oluşmaya başlıyor. Ya da tam tersi başta nefret edip sonralarda sen nasıl bir kralsın ya dediğim karakterler oldu. Karakter konusundaki eksikliklerin bir tanesi(konu gereği olmak zorunda ilerleyen sezonlarda kalacağına inanıyorum) karakterlerin çoğu 4. yada 5. sınıf yani anlayacağınız size pek uymuyor. Kendinizi yerlerine koymakta güçlük çekiyorsunuz. Şunu da belirtmek isterim ki animede çok gıcık tip var. Ana karakterimizin(artık küçük olduğundan mıdır yoksa birçok animede var olan ilişki konusundaki beceriksizlik midir emin değilim) ilişkiler hakkındaki saflığı animeye güzel bir soluk getirmiş diyebilirim. Bir diğer eksik nokta ise takımdaki 4-5 kişi haricindeki karakterlerin animenin sonlarına kadar hiç etki göstermemesi ve bu karakterler üzerinde fazla durulmaması. Spor animelerinde bu olmaması gerek bir olay bence.

    Animenin ikinci sezonunda ise yine aynı şekilde ilerliyor ama bu sezonda yavaş yavaş önceden bahsettiğim yaş sıkıntısını aşmaya başlıyoruz. Karakterler hakkında eksikliği hala devam eden animenin dramının azalıp biraz daha komediye önem verdiği gözlerden kaçmıyor. Bu hamlesini şahsen doğru buldum. Üçüncü sezona gelindiğinde ise başlarında acaba anime artık sıradanlaşan hikaye taktiğinden vazgeçiyor mu? Dedim ama yok olmadı. Bu sefer daha zorlu bir rakiple karşılaşan Goro ve arkadaşlarının mücadele dozu aynı seviyede kalırken artık animeye yeni bir soluk gelmesi gerektiği görüşündeydim. Bu konudaki beklentilerimi boşa çıkarmayan yapımcılar, animenin artık sıradanlaşan konu akışını da az da olsa değişikliğe gidiyor ve yavaş yavaş gündelik yaşantıyı da animenin içine katmaya başlıyor 4. sezonda. Komedi düzeyi ise giderek artıyor. Ara sıra dram soksalar da ilk sezonki kadar etkilemiyor artık. Profesyonel hayatı da iyi aktardıklarını düşünüyorum açıkçası. Beşinci sezonda karşımıza farklı bir kulvarda çıkan anime arasıra sundukları romantizm türüne de ağırlık vererek beni sevindirdi (ne kadar tür o kadar mutluluk). İlk sezonda yaşına verdiğim davranışlarının büyüse de aynı kalmasıyla artık ümidimi kesmiştim ama anime bu türü de iyi bir şekilde ve komedi ile bize sunmayı başarmış. Konu akışı hakkındaysa artık hep aynı şekilde olması biraz animenin etkisini azalttığı görüşündeyim. Gelelim son sezona yani altıncı sezonumuza, artık animeye iyice girmiş olduğunuzdan sizi etkileyecek bir son sezon bekilyorsunuz. Major başlarını saymazsak (çok uzatılmış, zaten belli ne olacağı) size istediğinizi veriyor. Mücadele dozu animenin bütün sezonlarından bile yüksek düzeyde. Finalinde ise çoğu animede yaşamadığım tatmin duygusunu yaşatmayı başardığını söyleyebilirim.
     
     
    Major size 6 sezon boyunca pek rastlanmayan bir şekilde karakteri küçüklükten itibaren tanıma fırsatı veriyor hayatının her anında, her kısmında.Goro'yu benimsiyorsunuz belli bir kısımdan sonra ki bu animenin en önemli artısı bence. Bir eksikliği ise konu akışında genelde aynı yöne kaymaları ama yine de heyecan dozu bunu batırmayı başarmış. Arıca henüz bu ay (Nisan 2018) başlayan ve Goro'un çocuğunun ana karakter olduğu Major 2nd adında bir devam serisi daha bulunmakta.

    Özetle çizim ve konu akışı gayet başarılı, karakterler ise birazcık daha geliştirilebilir. Belli bir süredir beni en çok etkileyen animelerden biri oldu. Ufak tefek eksiklikleri var evet ama dram konusundaki başarısı, heyecan dozu, en önemlisi konu akışı ile yüksek bir puanı hakkediyor anime. Buna rağmen keşke sporu bir tanıtsalardı dedim defalarca. Eğer izlemediyseniz kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. 

  • Ao no Excorcist İncelemesi

    Yönetmen: Tensai Okamura
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Aksiyon, Macera, Fantastik
    Yapım Yılı: 2011
    Bölüm Sayısı:25
    Anime Puanı: 10/6


    Daha önceki yazıkarımda belirttiğim gibi yapımlarını çok beğendiğim A-1 Pictures'ın animesinden beklentim büyüktü. Konu olarak defalarca işlenmiş "şeytan vs din" kapışması bu yapıtta da karşımıza çıkıyor. İlginç ve bence potansiyeli yüksek bir şekilde bu konuyu ele almışlar ama animenin bu büyük potansiyeli altında ezildiklerini, işi ellerine yüzlerine bulaştırdığını söyleyebiliriz yapımcıların.Beklentilerimin o kadar altında kaldı ki söyleyecek kelime bile bulamıyorum.

    Hikaye Okumura Rin adlı bir gencin etrafında şekilleniyor. İnsanların yaşadığı Assiah adı verilen bir boyuttan başka bir de iblislerin yaşadığı Gehenna adı verilen bir boyut bulunmaktadır. Gehenna ile Assiah arasında geçiş yapmak imkansızdır, yine de iblisler Assiah'taki canlıların bedenlerine geçerek diğer boyuta geçebilirler. Okumura Rin ise bir gün güçlerinin açığa çıkmaya başlamasıyla beraber iblisleri göremeye başlar. Gücünü fark eden iblislerin peşine düşmesi üzerine onu büyüten Peder Shiro tarafından kurutarılan Rin, ondan şeytanın oğlu olduğunu öğrenir. Tüm bunları öğrendiği anda şeytan, oğlu için gelir ama Shiro Rin'i kurtarmak için canını verir. Şeytana büyük bir nefret besleyen Rin, ikiz kardeşi Yukio'nun gittiği True Cross akademisine gidip bir iblis kovucu olmaya ve şeytanı öldürmeye yemin eder. 


    Öncelikle şunu söylemek istiyorum; animenin neresinden tutarsak tutalım elimizde kalan parçalar oluyor. Hikaye tam oturtulamamış. Bununla birlikte ne yönde ilerleneceğine, konseptin ne olacağına da tam anlamıyla karar verilememiş. İzledikten sonra kafamda çok fazla soru oluştu. İblisler neden iblis kovucularla birlikte savaşıyor? Mephisto'nun olayı ne ve neden insanların tarafında? Mephisto o kadar şey yaptı nasıl hala bu adama güveniyorlar? Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi? :D

    Çizimlerle incelemeye başlayalım isterseniz. Benim öyle çok seçiciliğim yoktur bu konuda. Demek istediğim kolay kolay kötü demem ama Ao no Exorcist'in çizimleri beni çok rahatsız etti. Mekan çizimleri olarak iyi bir iş çıkardığını düşündüğüm animeye karakter çizimleri için aynı tepkiyi veremedim. Birkaç karakter haricinde izlerken rahatsız oldum karakter çizimlerinden dolayı. Hele o kalın kaşlı kız ve sakallı öğretmen gerçekten huzursuz etti. Bunun dışında normalde animenin tatlı kızı rolünü üstlenmesi gereken Shiemi'nin çizimlerinde de kusurlar bulunmakta. 


    Asıl sıkıntının bulunduğu kısıma geldik: HİKAYE. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, geçen hafta son geceye bırakıp yarım yamalak yaptığım ödevle anime arasında pek bir fark göremiyorum. Neden derseniz, animenin olay örgüsü başlarda güzel ilerlerken daha sonrasında artık zaman mı yetmedi bilmiyorum, animeyi 4-5 bölümde neredeyse sıfırdan bitişe götürdüler. Bunun dışında konu havada kalıyor gibi biraz benim açımdan tam kendimi veremememe neden oldu bu. Daha önce belirttiğim gibi çok fazla soru işareti var animede. İblislerin hareketleri de bir tuhaf. İyilik perisi iblisler var animede. Yine de bu biraz daha anlaşılabilir diğerlerine göre. İyi yanları da yok değil tabi ki. Komedi anlamında beni baya güldürmeyi başardı anime. Aksiyon olarak da dozu sürekli olarak yüksekte tutmayı başarıp sizi sürekli bir heyecan içinde bırakıyor. Son kısımları saymazsak animenin olay örgüsü güzel. Animenin en büyük artısı ise beklenmedik olayları sürekli karşınıza sunması, animeyi tahmin edemiyorsunuz anlayacağız.

    Karakter konusunda da bocalamış bazı kısımlarda anime. En büyük sorunu Mephisto oluşturuyor. Hemen ardındansa bizim büyümüş de küçülmüş Yukio geliyor. Mephisto'nun amacını anime tam olarak size sunamamış, onun dışında neden insanların yanında, o konu da muallakta. Yukio'ya gelirsek; diğer öğretmenlerden bile daha çok şey bilip onlara komut vermesi benim tuhafıma gitti. Diğer karakterlerse iyi oluşturulmuş bir çoğunun geçmişindeki olaylar animenin ilerleyen bölümlerinde ana konuyla bağdaştırılarak güzel bir hava katmayı başarmış. Yine de keşke iblisleri daha çok animeye katsalarmış keşke. Gehenna hakkında daha fazla bilgi ve olay olsa izleme zevkini arttırırlardı diye düşünüyorum. Birçok sıkıntısı olsa da animenin en eğlenceli karakteri yine Mephisto'nun hareketleri ve davranışlarıyla sizi eğlendirmeyi başarıyor. Mekanlar konusunda Mephisto üstünden yapılan primlerde başarılı bulduğum ayrı bir nokta. 


    Özetle başarısız bir anime olmuş demek yanlış olmaz. Birçok şeyi havada bıraktılar. Çizim ve olay akışı kısımlarında eksiklikleri çok fazla olmakla birlikte karakter dizaynı da mükemmel değil. Dediğim gibi potansiyeli iyi kullanamamakla birlikte altında ezilmişler. Sonraki sezonları için yine de ümitliyim. Giderilecek çok sıkıntı var ama yine de imkansız değil. Tüm bunlara rağmen eğlenceli bir anime ama eğer izlemeyi düşündüğünüz başka bir şey varsa onu izleyin. Ha, yok ben merak ettim diyorsanız seçim sizin tabi ki. 

  • B: The Beginning İncelemesi

    Yönetmen: Kazuto Nakazawa
    Stüdyo: Production I.G.
    Tür: Aksiyon, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/4.5


    Dizi ve film dünyasına Netflix’in yaptığı katkı tartışılmaz. Oluşturduğu küçük Marvel evreni, Altered Carbon ve Stranger Things dizileri olsun Netflix’in elinde birçok yapım parlayıp yıldızlaşıyor. İlla orijinal Netflix yapımı olmasına da gerek yok. İspanya dışında kimsenin bilmediği La Casa del Papel’i alıp tüm dünyaya satabiliyor. Tabi başında kıyısında Netflix yazınca hep harika olacak diye bir kural yok. Özellikle doğuya doğru kaydığımızda çatlamaların olduğu görüyoruz. Death Note film uyarlamalarının hali ortada. İzlemedim ama çığlık çığlılığa Kira’yı görmek yetti de arttı :) Keza kendilerine ait anime serileri de pek parlak sayılmaz. Castlevania iyiydi fakat o da Japon yapımı olmadığı için anime kategorisine girmiyor. Netflix animeleri Devilman: Crybaby veya Sword Gai gibi anime serilerini nette araştırdığımda pek iç açıcı yorumlarla karşılaşmıyorum. B: The Beginning içinse aslında ben ümitliydim. Ama maalesef Kira’nın çığlığı gibi bir ruh haline bürünüp son bölümden sonra sadece bir “oh” çekebildim. 


    Netflix’in orijinal anime serisi B: The Beginning bizleri kurgusal bir ülke olan Cremona’ya götürüyor. Biraz gotik, azıcık yazlık, biraz da Prag’vari havası ile küçük bir Avrupa ülkesi havası estiren bu şehirde bir seri katil acımasızca avlanmaktadır. Kurbanlarını adeta parçalayan katil her olay yerinde “B” harfini bırakmaktadır. Dolayısıyla adı Killer B’ye çıkmıştır. Polisler ve RIS (Royal Investigation Service / Kraliyet Araştırma Servisi) pek bir ilerleme kaydedememektedir. Durum böyle olunca RIS, efsanevi dedektif Keith Flick’i yeniden göreve çağırır. Az iş yapan ama çok düşünen bu adam, geçmişinde yaşadığı bir olay neticesinde görevine bir süre arar vermişti. Keith, Killer B’nin peşindeyse de Killer B’nin de kendi planları vardır. Bir başka organizasyonun ise bambaşka planları vardır.

    Benim gözümde B: The Beginning’in en büyük hatası kısacık 12 bölüm boyunca fazla dallanıp budaklanmaya çalışması. Keith var – geçmişi var. RIS’teki Lily adlı karakter üzerine bir şeyler kurulmaya çalışılıyor. İki bölüm sonra kimliğini öğrendiğimiz Killer B’nin planları – geçmişi var. Garip bir organizasyon ve evet, buradaki karakterlerin geçmişleri derken bir bakıyorsunuz senaryodan “pat” diye kopuvermişsiniz. Halbuki ben Keith ve Killer B arasında daha böyle bir kedi – fare oyunu, Monster adındaki anime gibi bir şey bekliyordum ama bir müddet sonra güya ana karakter olan Keith de önemini yitiriyor. Hikaye sürekli toz bulutu gibi havada süzülüyor ve bir türlü sağlam zemine oturamıyor. Bir orada bir burada sürüklenip giderken bir bakıyoruz, mutlu son ile anime bitivermiş:) Ha, mutlu sonla bitiyor bitmesine de gizemli organizasyonun arkasındaki karanlık ismi ve tam amacını öğrenemiyoruz bile.


    Teknik bakımdan animenin hakkını teslim etmek lazım. Özellikle hızlı aksiyon sahnelerini çok başarılı buldum ve çizimleri de gayet hoş. Anime, yeri geldiğinde bolca kan kullanmaktan da çekinmiyor. Türü bakımından fazla komedivari bir şey beklemeyin sakın. Az biraz Lily üzerinden mizah yapılmaya çalışıyor ve genelde hedef Keith. Bunun dışında Cremona şehrinin mimarisini de çok beğendim. Tarif edemediğim, değişik nostaljik bir havası var. Animenin bana göre en harika yanı ise kapanış parçası. “The Perfect World” adındaki parça inanılmaz güzel. Son olarak Netflix olduğu için seriyi ister İngilizce veya Japonca seçenekleri ile izleyebileceğinizi belirtirim. İngilizce izleyen var mı ki? :)

    Netflix olmasına aldandım. İsmine, kaşına gözüne kapıldım. Sonucunda hayal kırıklığına uğradım. Bir filmin – dizinin – oyunun – animenin bel kemiği hikaye oturmayınca isterse diğer özellikleri tavan yapsın, olmuyor işte. Belki biraz ağır eleştirdiğimi düşünenler olabilir ama inanın B: The Beginning’ten kat ve kat daha iyi düzinelerce anime serisi var. Tek tesellimiz şahane bir şarkıyı öğrenmek oldu:) Bakalım, bu Beginning’ti. Belki devamı toparlar.

  • Shokugeki no Souma İncelemesi

    Yönetmen: Yoshitomo Yonetani
    Stüdyo: J.C. Staff
    Tür: Komedi, Okul, Ecchi
    Yapım Yılı: 2015
    Bölüm Sayısı: 24
    Anime Puanı: 10/9


    Daha çok komedi animeleriyle karşımıza çıkan ve bu konuda yüksek bir standart yakalamış J.C.Staff, bu standartta yakışır bir animeyle yeniden karşımıza çıkıyor. Japonya dışında Food Wars! olarak nam salan seri, anime dünyasında yemek yapmanın bile aksiyon dolu, havalı bir şey olabileceğini gösteren anime, sizi öyle bir etkiliyor ki; omlet yaparken bile triplere giriyorsunuz. (Eğer benim gibi bir ev arkadaşıyla kalıyorsanız sizi alaycı gözleriyle izlemesine sebebiyet veriyor:)

    Hikayeye gelecek olursak; Yukihira Souma küçüklüğünden beri aile restoranlarında babasına mutfakta yardım etmektedir.Yaşı ilerledikçe yemek yapmaktaki yeteneği ve özgün ruhu kendisini göstermeye başlar. Birçok sefer babasına yemek konusunda meydan okusa da bir kez bile yenememiştir. Tek hayali babasını geçmek olan Souma'ya bir gün babası bir arkadaşının teklifini kabul ettiğini ve birkaç yıl yurt dışında çalışacağını söyler.Souma'yı da yeteneklerini geliştirmesi için ülkenin en iyi aşçılık okuluna girmesi gerektiğini belirtir. Bunun üzerine akademiye giden Souma kendinden emindir ama akademi yılları beklediği kadar kolay geçmeyecektir.


    Öncelikle şunu belirtmek isterim, önlüklü senpaimizin bir lafı var: Bu akademide her şey yemekle ilgilidir. Gerçekten çok doğru bir söz. Kavgalardan tutun dersler, konuşmalar, arkadaşlığa kadar her şey yemekle ilgili. Hatta cinsellik bile! Çizimler şu ana kadar gördüğüm en iyiler listesinde kendine yer bulmuş durumda. Karakterlerin uyumlu renklerle oluşturulmasındaki yakaladıkları başarı, karakterlerin güzelliği, mekanların ayrıntıları gerçekten taktir edilmesi gereken faktörler. İzlerken sürekli bu düşünce aklımdan çıkmadı.(birçok anime bunu başaramadı)Özellikle yemeklerin çizimlerindeki canlılık sizde yemek yeme isteği uyandıracak cinsten ki bu durum eğer gece vakti izliyorsanız sizi sıkıntıya sokabilir:) 

    Konu olarak başlarında biraz yavaş ilerliyor ama sonralarında ivmeyi artırıp sizi içine çekmeyi başarıyor. Fakat yemek anlatışları çok uzun tutulmuş. Özellikle yemekleri yiyen insanların açıklamaları başlarda sizin ilginizi çekse de ilerleyen bölümlerde sıkıcı bir hal alıyor. Aynı durum yedikleri zamanki tepkileri için de geçerli. Sonlara doğru tamam yeter, uzatma demenize sebep oluyor. Komedi açısından çeşitli varyasyonlara sahip olması sizi baya bir güldürüyor. Heyecan dozu olarak normalde alçaktan seyreden bir yapıda olan anime shokugekilerde (yemek savaşları) ve akademinin sınav ile etkinliklerinde artıp izlenme zevkini arttırıyor. Olaylarsa dallanıp budaklanarak birçok heyecan uyandıracak özellik taşımayı başarmış. Hele ki karakterlerin ilişkileri ilerleyen sezonlar için çok büyük bir potansiyele sahip. 


    Animenin nereye çeksek oraya gidebilecek bir ecchisi var. Bundan kastım ecchi kısımlar genelde yemeklerle bütünleştirilmiş.Yemek yeme sahneleri gibi kısımlarda ecchi özellik animenin konusu olan yemeklerin güçlerini, ilgi çekiciliklerini arttırmış. Bazı komedi sahnelerinde de ecchi ögelerinden yararlanan anime tüm bunlara rağmen  bu durumu biraz fazla abarttığı gözden kaçmıyor. Sahnelerin çok uzun bırakılması sizin ilginizi düşürmeye yetebiliyor. Sahnelerin ecchi dozunun da sizi fazla rahatsız edecek tarzda olmadığını düşünüyorum. Ecchi ana konu olmaktan çok yardımcı bir tür olarak konulmuş animeye.


    Karakter olarak bol bir havuza sahip animenin bu konuda hataları yok değil. Özellikle Erina çok abartı geldi benim gözüme. Yok efendim tanrının diliymiş de bebek yaşlarında bile mamaların kalitesini üst düzeyde ayırt edebiliyormuş. Abartı durumların animelere bir güzellik kattığı bir gerçek ama bu kadarı da fazla. Onun dışında Souma birçok seride karşımıza çıkan ana karakter yapısında oluşturulmuş. Bunu açmak gerekirse; çoğunlukla saf, yeri geldiğinde cesur, yetenekli ve arkadaşlarına her zaman arka çıkan birisi. Diğer karakterlerse birkaç istisna haricinde pek üzerinde durularak yaratılmış gibi gelmedi bana. Özellikle yurttakilerin. Demek istediğim sadece birkaç özellik katmışlar. İlerledikçe tahmin edilmesi kolay davranışları var ama yine de davranışları ve tepkileri animeye bir güzellik katmış demek yalan olmaz. En çok takıldığım nokta ise (bunun artı ya da eksi bir yanı yok) müdürün yüzündeki yara izi. Sen bir aşçısın o yara izi nasıl oldu demeden edemedim her gördüğümde.

    Özet olarak gayet başarılı bir anime olmuş. Çizim olarak çok başarılı, konu ve olay akışı olarak eksik noktaları olsa da beğendiğim anime karakterler üzerinde biraz daha dursalarmış daha iyi olurdu dedirtti. Eğer bazı sahneleri azaltır ve olayları ilerletmede sıkıntı yaşamadan yenileriyle güzel bir şekilde harmanlamayı başarırlarsa çok güzel sezonlar bizi bekliyor. Yakın zamanda dördüncü sezonu çıkacak olan animeye şimdiden başlamanızı ve yemek yapma eyleminin doruk noktalarını görmenizi tavsiye ederim ama şimdiden uyarayım izledikten sonra kahvaltı için yaptığınız tost sizi pek tatmin etmeyecek:) 

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 7 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak  dergimizin yedinci sayısı çıktı! 
    Nisan sayısını tam gününde yetiştirmeyi başarabildim:) Bir önceki sayıya göre daha kısa olsa da, yine her zamanki gibi eğlenceli bir içerik oldu. Persona oyunlarına ve anime serilerine, 8 Nisan'da çıkacak olan Persona 5'in anime uyarlamasına ve hikayesine kısa kısa değindim.
     
    İyi okumalar!
     
  • Working! İncelemesi

    Yönetmen: Hiraike Yoshimasa, Ootsuki Atsushi, Kamakura Yumi
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Komedi, Romantizm, Hayatın İçinden
    Yapım Yılı: 2010 - 2011 - 2015
    Bölüm Sayısı: 13 + 13 + 13
    Anime Puanı: 10/7


    Stüdyo olarak Shigatsu wa Kimi no Uso, Fairy Tail, Sword Art Online ve daha birçok güzel animeyle gözümde bir efsane halini almış olan A-1 Pictures tarafından oluşturulan animeden beklentimu yüksekti. Konu olarak da farklı bir çevrede geçen Working!, bizi artık sıradanlaşan okul ortamından alıp çalışma hayatının içine sokuyor. Bu durum da bize yeni heyecanlar tattırma ihtimali doğruyor. Yine de animenin beklentilerimin çok altında kaldığını yazının başında belirtmek isterim.

    Hikaye, Popura Taneshima'nın yeni eleman bulma umuduyla arkadaşlarından yardım istemesiyle başlıyor. Beklediği yardımı bulamayan Popura'nın karşısına Souta Takanashi çıkıyor. Küçük ve tatlı şeylere (köpek yavruları, oyuncak ayılar, küçük çocuklar(!)...) aşırı derecede düşkün olan Souta, ilkokul öğrencisi görünümü olan Popura'dan etkilenip teklifini kabul ediyor ve Wagnaria'da çalışmaya başlıyor. Sorun şudur ki Wagnaria'da bir tek aklı başında çalışan bulunmamaktadır. Souta'nın da gelmesiyle beraber hergün yeni bir olayla karşılaşacaklardır. 


    Animenin konu ve ortam gereği geniş bir kullanım alanı varken üç - beş olaya bağlı kalıp üç sezon boyunca hep aynı olay ve esprileri karşımıza çıkarması belli bir süreden sonra beni baydı. Başlarında komik, etkili esprileri orta kesimlere gelindiğinde aynı etkiyi yaratmamaya, sonlara doğru artık güldürmemeye başladı. Demek istediğim izleyenleri nasıl güldürürüz ve bunun devamlılığını nasıl sağlarız diye düşünmüşler. Bunun yanıtını da esprileri tazelemek yerine yeni karakter sokmak olarak vermişler. Anime ne zaman sıkıcı olmaya başlasa yeni bir karakter giriyor. Bu bir - iki bölüm götürüyor belki ama sonradan yine aynı noktaya geri dönüyoruz.

    Çizimler konusunda gayet başarılı bulduğum bir anime. Karakter dizaynı olarak iyi bir iş başaran yapımcılar, mekan ve özellikle restoran anlamında etkili ve ayrıntılı bir çizim sunmuşlar. Renkli ve canlı çizimleriyle kadın karakterler, özellikle K-on karakterine benzettiğim Popura, birbirinden sevimli olmuş diyebilirim. Konu olarak önceden de bahsettiğim gibi birkaç noktada takılıp kalmış anime. İlk sezonda başladıkları özellikle romantizm olayları ikinci sezonun ana konusu oluyor. Üçüncü sezonda da bu olayların ön planda tutulduğunu görüyoruz. Yanlış anlamayın bu güzel bir şey hele ki bunun gibi komedi animelerinde olay çeşitliliği önemli fakat bahsettiğim olaylar üç sezon boyunca yerinde sayıyor neredeyse. Bu durumda ister istemez ilginin azalmasına yol açıyor. Hatta sonlarına doğru artık bitirin, ne olacaksa olsun dedim. Olayların yerinde sayması bir yana olayların etrafındaki esprilere de üç sezon boyunca yenilik gelmiyor neredeyse. Bu durumda her sezon komedi dozunun azalarak sonunda sıkıcı bir hal almasına sebebiyet veriyor. Bu durumu en iyi Kimi no Tokode'yi örnek vererek anlatabilirim sanırım.


    Karakter konusundaysa anime size istediğinizi veriyor. Karakter bolluğu seriyi izlenebilecek seviyede tutmayı başaran en temel etkenlerin başında geliyor. Her biri birbirinden sıkıntılı birçok karakter animenin bir iki bölümünde alışmayı zorlaştırsa da sonrasında sizi içine çekmeyi başarıyor. Şahsen favori karakterim olan Popura'nın sevimli halleri, Souma'nın psikopat tavırları, İnami'nin yumrukları size eğlenceli dakikalar geçirtebilir. Yamada dışında bütün karakterler eğlenceli bir yapıda hazırlanmış (Bu benlik bir durum biraz sinir etti:D). Restoran çalışanları olsun, Souta'nın ev halkı olsun, bu insanların geçmişinden gelenler olsun anime karakterden geçilmiyor. Animenin başarılı olduğu noktalardan birisi de hepsinin kendine has bir eğlencesi olması.

    Özetle çizim ve karakter kategorilerinde tam puan alan animenin konu ve olay örgüsündeki sıkıntısı azımsanamayacak derecede. Eğer ikinci sezonun ortalarında olayları çözüp yeni sulara yelken açsaydı çok daha yüksek bir puanı hak ederdi. Geçtiği ortamı iyi kullanamadığını düşündüğüm animenin bu kadar karakterle böyle bir sıkıntı yaşaması beni baya şaşırttı. Eğer siz de benim gibi artık ne izlesem diye düşünmekten bıktıysanız ve keyifli zaman geçirmek istiyorsanız, Working!'e bir göz atmanızı tavsiye ederim. 

  • Ookami Kodomo no Ame to Yuki İncelemesi

    Yönetmen: Mamoru Hosada
    Stüdyo Studio Chizu
    Tür: Romantizm, Dram, Komedi
    Yapım Yılı: 2012
    Bölüm Sayısı: Film
    Anime Puanı: 10/8


    Ookami Kodomo no Ame to Yuki, İngilizce adı ile Wolf Children veya Türkçesiyle Kurt Çocuklar; Mamoru Hosoda tarafından yönetilen bir dram animesi. Film, üniversite öğrencisi olan Hana ‘nın aynı sınıfta bulundukları gizemli gence aşık olmasını anlatıyor. Hana, gençle yavaş yavaş kaynaşıyor ve sevgili oluyorlar. Ama Hana’nın bilmediği bir şey vardır: Aşık olduğu kişi yüz yıl önce soyu tükenildiği sanılan, Japon Kurt’larının son üyesi, kurt ve insan kanını taşıyan tek kişidir. Hana bunu öğrenmesiyle elbette ki çok şaşırıyor ancak aşık olduğu kişiden uzaklaşmıyor, aksine onu tamamen kabulleniyor ve birlikte yaşamaya başlıyorlar. Güzel günler böyle devam ederken bir süre sonra Hana hamile olduğunu öğreniyor ancak ne hastaneye ne de herhangi bir doktora danışabiliyor çünkü çocuğunun kurt gibi gözükmesinden korkuyor. Hiç kimsenin yardımı olmadan ilk çocukları dünyaya geliyor:Yuki. 


    Yuki’nin doğmasından bir yıl sonra bir de oğlanları oluyor: Ame. İki çocuklarıyla mutlu bir yaşamları varken bir gün Hana eşinin gelmemesiyle endişeleniyor. Kapısının önünde alışveriş poşetleriyle cüzdanını buluyor, ancak eşi ortada yoktur. Hana onu aramaya çıkıyor. Arıyor, arıyor… Köprüde durduğu zaman eşini görüyor, kurt halinde ve nehrin içinde süzülüyor. Hana elbette yıkılıyor ama elinden bir şey gelmiyor. Acısından güç alarak çocuklarına gözü gibi bakacağına ölmüş eşine söz veriyor. Zamanla Ame ve Yuki büyüyor ve film Yuki ve Ame’ nin kurt mu yoksa insan hayatını mı benimseyeceklerini anlatmasıyla devam ediyor. 

    Anime gerçekten çok duygusal ve insanın kalbine işleyecek türden. Bir annenin çocukları için neler yapabileceğini gerçekten görüyoruz. Ama aynı zamanda Ame ve Yuki’ninü büyüme sürecinde yaşadıkları bir o kadar komik. 


    Filmin çizimlerine gelirsek ortalama bir güzellikte olduğunu düşünüyorum. Ancak konusu ve verdiği hava herhangi bir eksiklik hissettirmiyor. İzlenmesi gereken anime filmlerinin başında geldiğini düşünmekte olup izlenmesini şiddetle tavsiye ediyorum.
  • Redline İncelemesi

    Yönetmen: Takeshi Koike
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Bilimkurgu, Yarış
    Yapım Yılı: 2009
    Bölüm Sayısı:Film
    Anime Puanı: 10/8
     
     
    Hızlı ve öfkeli neslinden bir gençsiniz diyelim. Ama şu silah, tank veya görevimiz tehlike edalarına anlam veremiyorsunuz. Ne yaparsınız? "Hmm galaksiler arası yarışma demek. Şu benim kankaya whatsaptan mesaj atayım boş mu diye" böylece 5 yılda bir yapılan bu sokak(?) yarışına katılabilirsiniz. Redline hakkında bir ufak öneriyle başlamak istiyorum bu yazıya. Mümkünse aranızda toplaşıp bir sinema salonu falan kiralayın bunun için. Hoparlörün gümbürtüsü kaburgalarınızı titretsin, gözleriniz renk cümbüşüyle şenlensin, fan çığlığı atarken sesiniz ses sistemi tarafından bastırılsın öyle bir şölen var yani.

    Neden mi?
    Yapımı 7 yıl sürmüş. 7 yıl. Yedi YIL. Y-E-D-İ YIL.  Doktor olacağım desen 6 sene sürer be! Dolayısıyla yerde hareket eden antep fıstığı kabuklarının dahi kendine özgü hareketlerini izleyip mest oluyorsunuz. Bir de buna Madhouse yapımı olduğunu ekleyeyim oha çekin Amacı zaten daha ilk 10 dakikasında veriyor. Ardından ufak bir hikaye ve alt yapı düzenliyor sonra da son aksiyona geçiyor. Bu, şu demek: Öyle çok derin bir mana, zekalı şeyler, gerçekçi bir yarış için geldiyseniz üzülürsünüz. Böyle çok tatlı karakter dokunuşları var ki salt aksiyona bir alt yapı katıyor. Karakterlerin yapmacık edası kalkıyor. Gerçek motiveleri, gerçek uğraşları, hobileri oluyor. Yapmacıklıktan çıkıyorlar yani.
     
     
    Çok kasmanıza ve çok düşünmenize gerek yok
    Alın patlamış mısırınızı ilk 10 dakikada ne zaman bitirdim bu kadar mısırı diye kalırsınız yani. Fakat işin gerçekçiliğine takılırsanız beğenmezsiniz. Görselliğe abanmış bir yarış animesi bu. Başka bir şey bekleyen üzülür. Ancak ne istediğini bileni de deşarj edecek bir yapım. Evet, karakterler ufak dokunuşlarla yüzeysel kalmıyor. Mesela ana karakterimizin arabasına silah koydurmaması hakkında pek çok ipucu veren bir dokunuş var ama hemen hiçbir karakter aklınızda kalmayacaktır tabi. Çok fazla patlama ve efekt gözünüzü yorarsa sevmeyebilirsiniz bir de. Sonuçta aksiyon yani. Spoiler uyarısına bile ihtiyacı olmayan bir yapım olmakla son sözlere girmeden pek çok klişenin olduğu ancak bunları hikayeye güzel yedirip akıcılığı kesmediği için de tebrik ediyorum yapımcıları.
     
     
    İzlemesini devamlı ertelediğim bir yapımdı aslında. Ama sonra öğrendim ki ilk yaptıkları zaman şöyle bir durum varmış; Anime filmleri için "artık bu da tutmazsa bırakıyoruz" dedikleri bir yapım.  Yani bu yapım tutmadığı için artık böyle el emeği göz nuru yapımlar çekmiyorlar, yazık. Ben kaliteli yapımlar izlemek istiyor ve destekliyorum. Sırf bunun için izleyin, nasıl izlerseniz izleyin de izlendiği bilinsin.

  • Ao Haru Ride İncelemesi

    Yönetmen: Ai Yoshimura
    Stüdyo: Production I.G.
    Tür: Komedi, Dram, Romantizm
    Yapım Yılı: 2014
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/6.5


    Ao Haru Ride, ortaokulda güzel bir kız olduğu için arkadaşları tarafından dışlanan Futaba’nın yine ortaokulda aşık olduğu Kou’yla lisede yeniden buluşmasını anlatan bir anime. Futaba, eski tecrübelerine dayanarak lisede deyim yerindeyse "yeniden başlatma düğmesine" basmış ve sevimli olmaktan çok uzak, gürültücü ve dağınık bir kız olmaya karar veriyor. Bu şekilde lisede aynı şeyleri yaşamaktan kurtuluyor ve arkadaş ediniyor. Animenin devamında olaylara Kou giriyor. Kou ve Futaba birbirlerinin ortaokul aşkları ve birbirlerini tabii ki görür görmez tanıyorlar ancak ikisi de ortaokuldaki kişilerden çok farklılar. Anime Futaba’nın Kou’yla yeniden arkadaş olup ona karşı hislerini keşfetmesiyle devam ediyor. 


    Animenin genel konusu böyle olmakla birlikte tekniksel yönlerine gelirsek animenin çizimleri güzel. Fakat anime ilerledikçe kötüleşiyor. Başta beğeniyorsunuz ancak anime devam ettikçe çizimlere olan emeğin azaldığını anlayabiliyorsunuz. Sakisaka Io gibi değerli bir mangakanın eseriı olan Ao Haru Ride’nin mangasının bu kadar güzel çizilip konuyu işlemesine baktımığımızda animesiyle karşılaştırdığımızda açık ara manga kazanıyor. Animenin diğer özelliklerine gelirsek soundtracklerini gerçekten beğendiğim bir anime. Özellikle Chelsy’nin yapıtı ‘I will’ adlı parçası ve openingi ile dikkat çekiyor. Karakterlerlere bakacak olursak, animedeki herkes birbirinden farklı. Futaba komik, denemekten vazgeçmeyen ve yalnız kalmaktan korkan bir kız. Kou normal bir öğrenci gibi görünürken içindeki acıların üstünden gelmeye çalışıyor. Makita Yuuri, Futaba gibi sevimli ve ‘erkeklerin yanında daha faklı’ davrandığı nedeniyle kızlar tarafından dışlanmakta. Murao Shuuko yalnız bir kurt ve Kominato Aya, konuşkan, sosyal bir karakter. Karakterlerinin bazıları başta size itici gelebilir ama seri devam ettikçe hepsinin iç dünyalarına yolculuk ediliyor. Bu yüzden sevmediğiniz bir karakter varsa bile zamanla seviyorsunuz.

    Anime 12 bölümden oluşmakla birlikte 2 tane de ovası var. Ova'ların ilkinde olaylar Futaba ve Kou ortaokuldayken dönüyor, ikinci ova ise animenin 13. bölümü olarak kabul ediliyor. Animede manganın yani genel konunun sadece yarısı işleniyor. Zaten puan kırmamın asıl nedeni bu. Çünkü animesi konunun çok önemli bir yerinde bitiyor ve tan "sonra ne olacak?" derken hop, devamı gelmiyor. Bu açıdan büyük hayal kırıklığı olduğunu düşünüyorum ama elbette sevenler mangasıyla da devam edebilir.


    Son söz olarak anime konusuyla, karakterleriyle shoujo türünün başında gelen bir yapıt ve aşkın yanında dram ve komediyi de seviyorsanız gerçekten dikkat çeken bir anime. Ancak ikinci sezonunun gelmemesi ve çizimlerinin gittikçe kötüleşmesiyle başarasını gölgeliyor. Eğer shoujo tarzı animeler seviyorsanız ve güzel bir aşk hikayesi izlemek istiyorsanız bu anime; ya da yok ben tüm hikayeyi bir tek bir kaynaktan takip ederim diyorsanız mangası tam sizin için.

  • Sword Art Online: Ordinal Scale İncelemesi

    Yönetmen: Tomohiko Ito
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Bilimkurgu, Fantastik, Macera
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: Film
    Anime Puanı: 10/7.5


    MMO oyun temalı animeleri popülerliğin zirvesine yerleştiren şüphesiz Sword Art Online. 2012 yılında ilk kez yayınlanan yirmi beş bölümlük seride ana karakter Kirito ve birçok oyuncu Sword Art Onlie (SAO) adlı fantastik temalı sanal gerçeklik oyununda mahsur kalıyordu. Üstelik kurallar değişmiş; eğer oyunda ölürseniz gerçek yaşamda da öleceksinizdir. Seri çok tutunca animelerde bolca MMO görür olduk. Log Horizon, Overlord, Hai to Gensou no Grimgar gibi animeler başlıca örnekleri. 2014 yılında çıkan ikinci sezondan sonra ise Ordinal Scale adlı film serinin bir nevi üçüncü sezonu. Dolayısıyla yazı biraz spoiler içerebilir, uyarmadı demeyin:)

    Hemen baştan söyleyeyim: Koyu bir SAO fanı değilim. Bazı platformlarda SAO için gelmiş geçmiş en iyi animesi yakıştırması yapanlar var ki onlardan hiç değilim. Bunu söylememin sebebi filmi bir fan olarak değil de bir anime sever olarak kaleme aldığım bilinsin diye. Film, ilk iki sezondan sonrasını, mangasında Aincrad arc adı altında yayınlanan bölümü konu alıyor. İlk iki serinin kısa bir özetini geçip hafızamızı tazeledikten sonra SAO evrenindeki karakterlerin gerçek dünyada olduğunu görüyoruz. Yıl 2026’dır ve ilk iki sezonda karşımıza çıkan NerveGear ile AmuSphere’den sonra yeni nesil sanal gerçeklik Augma geliştirilmiştir. Augma, seleflerinden çok farklıdır çünkü Augma ile bambaşka bir dünyaya sanal olarak dalmaktan ziyade gerçek dünyada, bilinciniz yerinizdeyken oynuyorsunuzdur. Basit bir örnek vereyim: Her zaman önünden geçtiğiniz bakkalı düşünün. Augma ile bu bakkalın yanında sanal bir hediye kutusu vardır mesela. Veya yemek yediğiniz restoranda pac-man oynadığınızı düşünün. Kısacası gerçek ve sanal iç içedir. Augma’nın en popüler oyunu ise Ordinal Scale adlı yapımdır. Tüm bu olaylar yaşanırken, kahramanımız Kirito tüm bu olan bitene şüphe ile yaklaşır. Geçmiş deneyimlerinden yola çıkarak Ordinal Scale’in bir oyundan daha fazlası olduğundan şüphelenmektedir. Maalesf Kirito şüphelerinde haklı çıkar çünkü Ordinal Scale’in yaratıcısı Gendo Ikarı, SAO oyununda ölen (dolayısıyla gerçek dünyada da) Yuna’nın babasıdır ve amacı eski SAO oyuncularını bir araya toplayıp hafızalarından kızını tekrar oluşturmaktır. 


    Ordinal Scale animesini kısaca derin olmayan ama izlemesi keyifli bir anime filmi diye özetleyebilirim. Eski SAO kurtulanlarının çılgın bilim adamı ile olan mücadelesi işlenirken ciddi ve olgun bir çizgi üzerinde gidilmiş. Hatıralar, geçmişte yaşananlar ve geleceğin getireceği fazla kafa karıştırılmadan, fazla sulandırılmadan gayet başarılı bir şekilde aktarılıyor. İzlerken biraz da felsefe sezinlemedim değil:) Ordinal Scale bize aslında kötü de olsa hatıralarımıza sahip çıkmamız çünkü günün birinde bunların iyiye dönüşeceğini ve bunun da bizleri oluşturacağını mesajını veriyor. Dolayısıyla Kirito ve Asuna’nın geçmişte yaşadıkları, hatıralarına sımsıkı sarılarak mücadele etmeleri duygu yoğunluğu yüksek bir şekilde sunuluyor.

    Gerçeklik ve sanalın bolca iç içe geçtiği filmin görsel tarafının dört dörtlük olduğunu söyleyebilirim. Rengarenk ve detaylı arka planlardan karakterlere kadar özenle ve ağırdan alarak çalışıldığı ortada. İlginçtir ki ilk iki sezonda bu kadar hoşlanmama rağmen Asuna anime filminde nedense çok hoşuma gitti. Daha doğrusu çok başarılı buldum. Takındığı tavırlar olsun, Kirito ile olan ilişkisi olsun adeta içime işledi. En beğendiğim yanı da duyguların ön planda olduğu sahnelerin raydan çıkmaması. Olur ya, bazı animelerde romantikliğin içine komedi katılır ve çoğu zaman içine edilir. Ordinal Scale’de kesinlikle böyle bir durum söz konusu değil. Sadece Asuna değil Kirito’ya yüklenen sahneleri de bu sefer daha çok beğendim. Çünkü ilk iki seriye nazaran Kirito artık her şeyi kendisi yapmıyor. Takım çalışması çok daha ön planda. Takım çalışması demişken, dövüşlerin şahane gözüktüğünü belirteyim. 


    Ordinal Scale’in artıları olduğu gibi eksileri de mevcut lakin bunlar seyir kalitesini bozmayan küçük şeyler. İlk olarak ilk iki sezonu izlemeyen Ordinal Scale’den de uzak durdun derim çünkü ilk iki sezonla hem bağlantılı hem de birçok gönderme mevcut. İkinci olarak da takım çalışması ön planda desem de Kirito ve Asuna dışında herkes yan karakter olmuş. Yani Kirito’ya yardım ediyorlar ama bu yardımı eden Ahmet de olabilir Mehmet de. Bu yan karakterlere maalesef fazla derinlik katılmamış. Ve tüm bunlara rağmen Kirito yalnız dövüşmese de sanki yalnız da olsa başarabilirmiş gibi bir hava hakim. Nasıl desem, sanki Kirito yüzde yüzü ile dövüşmüyor da birisi ona arkadaşlarınla rakiplerini alt edeceksin demiş gibi. Son olarak filmin sonunu benim gibi tahmin etmeniz olası. Derin olmayan ama izlemesi keyifli bir anime derken bunu kastetmiştim. Olacakları kestirebiliyorsunuz ama yine de izlemek istiyorsunuz:)


    İzlediğim en iyi anime değildi ama sevdim. Koyu hayranlarının SAO’da ne bulduklarını da az çok anladım. Eğlenceli, basit, çok yüzeysel değil, gereksiz sahneler yok. Belki yirmi yol sonra Cowboy Bebop gibi akıllarda kalmayacak ama piyasada olmaya devam ettiği sürece kendinden bahsettirecek. 

    Bu yazı ilk olarak YATTAA* E-dergisinin 23.sayısında yayınlanmıştır. Dergiyi okumak için buraya tıklayınız.


  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan