• Onihei İncelemesi

    Yönetmen: Shigeyuki Miya
    Stüdyo: Studio M2
    Tür: Tarihi, Dram
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/9


    Shotaro Ikenami’nin popüler ve tarihi kurgu içerikli romanlarından uyarlama olan Onihei’de, Kundaklama ve Hırsızlık Birimi’nin başı olan Oni (Şeytan) lakaplı Hasegawa Heizo’nun (Oni-Hei) başından geçen olaylar anlatılıyor. Dediğim gibi Heizo, özel bir polis biriminin başı olarak Edo’da vazifesini gerçekleştirmektedir. Adamları olsun, eski hırsız casusları, karısı ve iki çocuğu ile birim adeta bir aile gibidir. On üç bölüm boyunca da gerek Heizo’nun kırklı yaşlarındaki şimdiki halini, gerek yirmili yaşlardaki bıçkın delikanlı haline tanıklık ediyoruz.

    Onihei’in konusu hakkında anlatabileceğim pek bir şey yok. Her bölüm farklı bir konuyu ve hikayeyi ele alıyor. Animede nadir görülen yetişkin (burada ise kırklı yaşlar!) ana karakter Heizo benim çok hoşuma gitti. Özellikle ağırbaşlı ve sorumluluk almayı bilen karakterinin gençken nasıl da enerjik, kumara ve kadınlara düşkün hali ile desteklenmesi güzel işlenmiş. Heizo’nun gençlik halleri kimi bölümlerde flashback olarak sunulurken kimi bölümlerin tamamını oluşturuyor. 


    Anime serisinde aslında olaylar tam olarak Heizo’nun etrafında geçmiyor. Her animede farklı bir karakter ve hikayesi söz konusu. Bu hayatların kimisi yaşam şartlarından kimisi ise içinde barındırdığı kötülük yüzünden bir şekilde suça bulaşmıştır ve olaylar Edo’da vukuu bulduğu için bir yerde Heizo ve biriminin önüne geliyor. Ve en hoşuma giden detaylardan birisi de Heizo’nun adamına göre muamele yapması. Heizo gerektiğinde kafasını diğer tarafa çevirebiliyor, gerektiğinde ise kılıcını acımadan indirebiliyor. Kılıç demişken; seriyi samurayların çarpıştığı bir anime sanmayın sakın. Ön planda olan insan ilişkileri lakin özellikle Heizo ve birimi basın yaptığında kan gövdeyi götürüyor diyebilirim. Azıcık abartı olsa da kılıçlı sahneler oldukça göz alıcı.

    Onihei’in ilk duyduğumda tarz olarak anımsattığı için aklıma Cowboy Bebop’u getiren bir açılış müziği var. Batının jazz müzikleri ve doğunun dingin müzikleri çok güzel harmanlanmış. Jazz barındırması ve sözlerinin olmayışı da dediğim gibi bana Bebeop’u anımsattı. Çizimler ise gerçekçi bir çizgide çıkıyor karşımıza. Fakat bir husus dikkatimi çekti. Bu sadece Onihei ile alakalı bir durum değil. Birçok animede mutlaka görmüşsünüzdür; minicik boyları ile “oba-chanlar” :) Onihei’de de yaşlı karakterlerin birçoğu bir metre. Yani neden böyle bir şey var? Japonya’da yaşlılar küçülüyor mu? Onihei’i ilgilendiren husus ise kullanılan bazı renk tonlamaları. Mesela iki karakter konuşurken birisinin üzerine solgun bir ışık vurması yahut ekranın bir kısmının mora bürünmesi gibi bazı garip tonlamalar mevcut. Ve evet, izlediğim sürüm ile alakalı bir şey değil bu:) Yine de 2016 yılında kurulan ve ilk projeleri olan Onihei ile yapımcı stüdyo M2 işin hakkını vermiş. 


    Onihei benim beklentilerimi aşan bir anime oldu. İzlediğim her bölüm birbirinden güzeldi ve her hikayeyi, Heizo’nun verdiği her kararı zevkle izledim. Dolayısıyla belirli bir hikayeyi takip etmeyen ve insan ilişkileri ön planda bir seri arıyorsanız Onihei’e bir göz atın derim. 

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 9 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak dergimizin dokuzuncu sayısı çıktı! 

    Haziran ayını es geçtiğimizin farkındayım arkadaşlar:) O dönem hatırlayamadığım bir yoğunluk vardı ve ramazan da araya girince pas geçmenin uygun olacağını düşündüm. İki güne alelacele bir sayı çıkarmaktansa Temmuz ayında sağlam dönmeyi uygun gördüm ve öyle de oldu. Bana göre çok güzel bir sayı oldu ve bu sayıda son yirmi yılın birincilerine kısaca göz attık.


    İyi okumalar!

  • Robomasters: The Animated Series İncelemesi

    Yönetmen: Yamamoto Yasutaka
    Stüdyo: DandeLion Animation Studio LLC, Gonzo
    Tür: Hayatın İçinden
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 6
    Anime Puanı: 10/7


    Hepimiz hayatımızın bir bölümünde televizyonda, ufak bir arenada çarpışan robotları görmüşüzdür. Birbirlerini havaya atıyor, kesiyor, biçiyor vs. ve bozulunca eleniyorlardı. Bu tarz turnuvalar rakibini yok etmek üzerine kurulu fakat animeye de uyarlanan Robomasters daha sofistike bir olay. Öncelikle Robomasters’ın dünyanın en kompleks ve ilgi çekici robot turnuvası olduğunu belirteyim. Çin’in elektronikleri ile meşhur Shenzhen bölgesinde yapılan ve beş gün süren yarışmaya Çin’deki iki yüzden fazla üniversite katılmaktadır. Binlerce kişi turnuvayı yerinde, milyonlarcası da online olarak izlemektedir. Ve bu turnuvaların yapılmasını sağlayan, etkinliği düzenleyen, Da-Jiang Innovations, batıdaki adı ile kısaca DJI adlı teknoloji şirketidir. Belki DJI ismini meşhur Phantom dronlarından bahsedilirken duymuşsunuzdur. 


    Robomasters: The Animated Series, adından da anlaşılacağı gibi bahsettiğim meşhur etkinliğin animeye uyarlanmış hali. Daha doğrusu Robomasters’ın küçük bir tanıtımını yapan mini bir seri. Altı bölümlük mini seride Tantan (veya Dandan) adlı karakterin üniversiteye başlaması ve tek başına geliştirdiği Kaka adındaki, aynı zamanda sesli komutlar da alabilen çift pervaneli dronu ile kendisini üniversitenin dronlarla ilgilenen kulüp üyeleri ile etkileşime geçmesini konu alıyor. Robomasters bir ekip işidir. Uçan gözlemci bir dron, mühendis robot, kahraman robot, saldırı robotları gibi adlandırılan robotlarla dört – beş kişilik grupların katılımı ile gerçekleştirilmektedir. Amaç, pinpon topu benzeri minik toplarla robotlara yerleştirilen sensorları vurarak etkisiz hale getirmektir. Tabi bazı yarışmalarda özel amaçlar da vardır. Arenanın ortasındaki özel alana ulaşıp özel mühimmatı almak gibi. Kısacası Tantan yeni okula başlar, kulübe katılır ve Robomasters’in kapıları bizlere açılır:) 


    Anime serisi Japon yapımı olsa da (doğal olarak?) yapımcısı ilk paragrafımda bahsettiğim DJI. Yani adamlar gelmiş demişler bizim şu Robomasters hakkında bir anime yapalım. Önce Japonya’ya oradan da nasıl olsa dünyaya yayılarak reklamını yaparız. Neden altı bölüm olduğuna dair ise açıkçası bir fikrim yok. Derin araştırmamama karşın şöyle bir bakındım da altı bölümde karar kılınması hususunda bir bulgu elde edemedim. Anime altı bölüm olduğundan isterseniz bir günde bile rahatça bitirebilirsiniz. İçerik olarak ne eksisi var ne de artısı. Kısa olduğundan zaten hızlı ilerliyor ve robot – dron gibi günümüzün yıldızı makineleri seviyorsanız kendisini izlettiriyor. Turnuva aşaması, geliştirme aşaması, az da olsa karakterlerin birbiri ile olan etkileşimleri derken zaten bitiyor. Küçük de olsa aralık bir kapı bırakılmış. Hani olur da tutarsa devamını getiririz gibisinden. Lakin edindiğim izlenimlere çok da istenilen etkiyi yaratamamış gibi. Baksanıza; animenin İngilizce vikipedi sayfası dahi yok ki ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum! 


    Çizimler ve müzikler ortalamanın üzerinde. “Uff şu görüntüye bak bee” demediğimiz gibi dikkatimi çeken herhangi bir “abukluk” da yoktu. Aynı şekilde müzikler de öyle. Tek gariplik isim telaffuzlarındaydı:) Bu bir eksi değil ama Japonların Çin isimlerini telaffuz (Robomasters olduğu için olay tabii ki Çin’deyiz:) ederken altyazıda sanki çok farklı bir şey yazıyormuş gibi. Animenin ana karakteri mesela; kimi yerde Dandan diye kimi yerde Tantan diye geçiyor. Ya da adı Xia Ai olan karakte seslenirken sanki yazandan bambaşka bir şey diyorlarmış gibi geldi bana. Bu da böyle bir anım işte:)

    Robomasters: The Animated Series, çerezlik bir seri. Varsa merakınız izleyin. İzlemeseniz de emin olun hiçbir şey kaybetmezsiniz. Ben merak ettiğim için izledim ve gayet de memnun kaldım. Evet, ne uzadım ne de kısaldım ama çok az da olsa keyifli vakit geçirdim sayılır. 

  • Violet Evergarden İncelemesi



    Yönetmen: Taichi Ishidate
    Stüdyo: Kyoto Animation
    Tür: Dram, Hayatın İçinden
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/7.5


    Yaklaşık dört saat süren serimizde baş karakterimiz olan Violet, küçük yaştan itibaren “savaş aleti” diye adlandırdıkları ve savaş koşullarına dayanıklı şekilde yetiştirilen küçük bir kızdır. Onu yetiştiren ve sahipliğini üstlenen Binbaşı Gilbert son savaşta ölür. Ölmeden önce en yakın arkadaşı Yarbay Hodgins’e Violet’i korumasını ve Evergarden ailesine emanet etmesini söyler. Bunun üzerine Evergarden ailesi Violet’ i evlatlık almak isterler fakat Violet buna karşı çıkar ve Yarbay Hodgins’in postane firmasında “otomatik anı kuklası” diye tabir edilen yazmanlık işine başlar. Bu olaylar çevresinde Violet’ in gelişimi ve arayışı başlamış olur…

    Hikâyenin büyük çoğunluğu; olayların sonuçlarının ortaya çıkması ve etkileri üstüne değil de Violet’in karakter gelişimi üzerine kurulmuş. Sarmal bir yapıda ilerleyen seri ilk bölümlerde kendini boş bir dram animesi olarak gösterirken gelecek bölümlerde geçmişteki soruları cevaplandırıp eski konumuna tekrar dönerek döngü halinde ilerliyor ve bu da çok boş bir anime olmadığını ispatlıyor. Özellikle Violet’in asker yönünü ilerleyen bölümlerde göstermeleri ve bunun için seyirciyi ilk bölümlerde sabırsızlandırmaları başarılı bir taktik olmuş diyebilirim. On üç bölüm boyunca parçalar halinde hem yan olaylara hem ana hikâyeye hem de Violet’in karakter gelişimine karışık bir sırada yer verip, mizah unsurunu da minimum düzeyde fakat maksimum yararda tutarak çok hoş bir işe imza atmışlar. 


    Beğenmediğim bazı hususlar olmadı değil tabi ki. Serinin dram türü adına anime dünyasına çok bir katkısı olduğunu düşünmüyorum zira “Shigatsu wa Kimi no Uso” gibi bir baş yapıtın yanında “Violet Evergarden” ın esamesi okunmamalı. Ayrıca seri içine değinecek olursak Violet’in kişiliği ve davranışlarında birçok çelişki bulmak mümkün. Seri bazen duygusuz bir savaşçının aşkın anlamını aramasından çok bir yapay zekanın insanları tanımaya çalışmasına doğru gidiyor gibiydi. Üstelik Violet gibi duygusuz olarak lanse edilen birinin insanların hayatlarına girip Pollyanna‘nın aşırı dobra versiyonunu oynaması da bana biraz saçma geldi.

    On üç bölümlük serüvende aramıza üçüncü bölümde katılan açılış ve kapanış müzikleri hakkında diyebileceklerim sınırlı. Elimde olsaydı kapanış müziğini de açılış müziğini söyleyen kişiye söyletirdim. Bölümler içindeki müziklere bakacak olursak ilk iki bölüm boyunca serinin ismini “Violin Evergarden” zannetmeme sebep oldular diyebilirim zira arka fonda bölüm boyunca hiç susmayan bir keman sesi vardı. Neyse ki ilerleyen bölümde çözdüler bu sorunu hatta bazı sahnelerde kemanla piyanoyu öyle güzel harmanladılar ki bir sahne müzik sayesinde ancak bu kadar etkileyici olabilirdi dedim. Çizimleri genel olarak renkli ve hoştu. Bilhassa kadın karakterlerin çenelerinin sivri çizilmesi onları biraz daha ciddi ve güzel yapmış bence. 


    Animeye puan verirken zorlandım. İlk başta 6 puana zor çıkmıştı fakat sonradan olayların birbirine güzel bağlandığını ve kafamda hiçbir soru işareti bırakmadıklarını da hesaba katınca bu puanı vermeye karar verdim. Genel hatlarıyla güzel olan bu seriyi yapacak daha iyi bir işi olmayanlara tavsiye ederim :)
  • Shoujo Shuumatsu Ryokou

    Yönetmen: Takaharu Ozaki
    Stüdyo: White Fox
    Tür: Bilimkurgu, Dram
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7


    Girls’ Last Tour olarak da bilinen animede Yuuri ve Chito adlı iki sevimli karakterin serüvenlerine eşlik ediyoruz. Kino’s Journey benzeri bir tema ile iki arkadaşın savaş sonrası dünyada, oldukça büyük boru fabrikasından uzun bir süre sonra yeryüzüne çıkıp etrafı keşfetmesi konu ediliyor. Yani “hikaye şöyle” yahut “konu bu” diyebileceğim bir senaryosu yok. Yuuri ve Chito’nun “Kettenkrad” adlı araçları ile etrafı keşfi, birbiri ile olan diyalogları, geçmiş ve gelecek üzerine konuşmaları her bölüm farklı bir temaya bürünerek bizlere sunuluyor. Mesela bir bölümde Yuuri’nin yükseklik korkusuna dikkat çekilirken diğer bölümde ikilinin girdikleri bir balık üretim tesisinde tek bir balığın kaldığını görüyoruz. Dünyada tam olarak ne oldu? Nasıl bir savaş yaşandı pek açıklanmasa da insanlığın ciddi bir biçimde sonlandığını fark ediyoruz. En azından Yuuri ve Chito’nun gezdiği çevreden edindiğimiz izlenim bu yönde. Son iki bölümde de dünyaya ne olduğuna dair biraz daha detaya inilip final yapılıyor. 


    Chito – yahut Chii-chan ekibin beyni ise Yuuri “Yuu” da kas gücü. Chii, kettenkradın şoförüdür ve kitap toplamayı sever, erzakları daima idareli kullanır. Yuu ise biraz aklı havadadır ve tüfeği ile güvenlikten sorumludur. Benim tahminime göre ikili aşağı yukarı on iki yaşlarındadır ve gayet uyumlu bir takım oluşturmuşlar. Animeye gelirse; inişli – çıkışlı bir grafik çizdiklerini söyleyebilirim. Yani kimi bölüm pür dikkat izlerken kimi bölümde “bu ne ya” demişliğim var. Bu konuda örneğini verdiğim Kino’s Journey kadar ne yazık ki ilgi çekici değil anime. İlk bölümlerde zaten merak unsuru var. İki küçük kız, dış dünya, savaş derken birkaç bölüm sonra zor kısım başlıyor: Seyirciyi tetikte tutmak. Bu görevi de Shoujo Shuumatsu Ryokou zorlanarak beceriyor diyelim. Yani ilk bölümleri ve son iki bölümü saymazsak birçok alanda dikkatiniz başka bir tarafa kayabilir. Öte yandan dediğim gibi kendine bağladı mı da tam bağlıyor. 


    Animenin arka plan çizimleri için fazla bir şey diyemiyorum çünkü bolca kar, borular ve enkaz olduğu için şöyle canlı, şöyle parlak, şöyle detaylı veya tam tersi diyemiyorum. Yani kar ne kadar detaylı olabilir ki? Başarılı diyelim ve geçelim. Karakter çizimleri ise birazcık garip. İki arkadaşın burunsuz ve yuvarlak suratları hem sevimli hem de farklı. İlk kez resimlerinde gördüğümde garipsesem de çabuk alışılıyor. Seslendirmeler ise gayet başarılı. Chii’nin ağırbaşlı havası ve Yuu’nun vurdumduymaz tavırları karakterlere güzel aktarılmış. Anime serisinin türünü göz önüne alırsak hareketli bir açılış ve kapanış parçası var. Elbette anime kasvetli bir hava sunmuyor, aksine Chii ve Yuu’un eğlenceli halleri çok ama genel olarak baktığımızda komedi – okul tarzına daha çok yakışırmış gibi parçalar. Ha, kötüler mi? Değil.

    Shoujo Shuumatsu Ryokou herkese hitap etmeyen bir anime. Hele ki her bölüm farklı olaydan ziyade takip edilen bir senaryo şeklindeki içerikleri seviyorsanız yanına dahi yaklaşmayın. Şayet benim gibi diğer kesime girip animenin farklı içeriğine göz atmak isterseniz bir şansınızı deneyin derim. 

  • Mai Mai Miracle İncelemesi

    Yönetmen: Sunao Katabuchi
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Dram, Macera
    Yapım Yılı: 2009
    Bölüm Sayısı: Film
    Anime Puanı: 10/8


    Mai Mai Miracle veya Mai Mai Shinko to Sennen olarak da bilinen anime filmi, alışılmışlığın dışında, ilk olarak ülkesi Japonya’da değil İsviçre’de Locarno Uluslar arası Film Festival’nde gösterilmiştir. Hikaye olarak ise Sei Shonagn’un The Pillow Book adlı eserinden ilham almıştır.

    Anime filmi bizleri 1955 Japonya’sına, Yamaguchi bölgesinde yer alan bir kasabaya götürüyor. Dokuz yaşındaki minik Shinko Aoki köklü bir aileden gelmektedir ve kendisine göre çevresinde bin yıl önce yaşanmış dünya ile bağlantı kurabilmektedir. Günün birinde Shinko’nun okuluna Kiriko adında, taa Tokyo’dan taşınan bir kız gelir. Kiriko doğal olarak adapte olmakta zorlanır. Sonuçta Tokyo gibi çok büyük ve kalabalık bir şehirden yanında adeta köy gibi kalan yeni bir yere taşınmıştır. Shinko, yeni kız Kiriko ile yakınlaşmaya başlar ve arkadaşlık kurarlar. Shinko, Kiriko’yu dünyasına davet eder ve bin yıl öncesine dayanan bir maceraya götürür. 


    Mai Mai Miracle bir yandan izleyicisine büyülü bir macera sunarken bir taraftan da insan ilişkileri ile arkadaşlığa yoğunlaşan bir anime. Shinko’nun hayat tarzı olsun, Kiriko’nun şehirli kız olarak ilgi çekmesi bir hayli gerçekçilik katıyor. Mesela Shinko’nun birçok arkadaşı okula yalınayak giderken Kiriko’nun renkli kalemlere sahip olup ilgi çekmesi hoş bir ayrıntı. Doğal olarak Kiriko’nun adeta bir yabancı gibi muamele görmesi Shinko’nun da dikkatini çeker ve ona yakınlaşmak ister. İki sevimli karakter yakınlaşır ve Shinko, Kiriko’ya kendisine dedesinin bin yıl öncesine dayanan hikayeleri anlatmaya başlar. İşte tam burada anime gerçekçilikten uzaklaşıp daha fantastik – tarihi elementlere bürünüyor. Shinko’nun bin yıl önce yaşamış bir prensesin varlığına inanması ve hatta onunla arkadaşlık kurmak istemesi, Shinko’nun prensesle duygular aracılığı ile iletişime geçtiğini iddia etmesi ve bizlere acaba gerçekten mi yoksa küçük bir kızın hayal gücü mü diye merak ettirmesi animeyi zengin kılıyor. Hele ki karakterlerin dokuz yaşında çocuklar olması sayesinde yarattıkları enerjik hava animeye ayrı bir bağlanmanızı sağlıyor.

    Animenin en güçlü yanını karakterler oluşturuyor. İçerik olarak zengin lakin bu zenginliği eğer sağlam karakterleriniz yoksa aktarmanız çok zor. Karakteristik özelliklerin yanında karakterlerin çizimlerdeki gerçekçiliği de burada devreye giriyor. Animeye izlerken küçük kasaba havasını gerçekten soluyorsunuz. Burnu akan çocuklardan, yalınayak koşturanlardan, Shinko’nun öğretmeninden ailesine kadar herkes yaşadığı coğrafyaya göre uyumlu. Tabi kasabanın çizimlerini de göz ardı etmemek lazım. Kasabanın güzelliği ve dinginliği renkler ile çok iyi aktarılıyor. Müziklerin de önemi büyük elbette. Biraz da çocuklara hitap ettiği için kullanılan çocuksu tınılar animeye sıcak bir hava katmış. Shinko’nun seslendirmesi ise hem iyi hem kötü. İyi çünkü biraz erkek gibi davranan Shinko’nun hal ve hareketlerine renk katıyor. Kötü çünkü bu ses tonunun biraz daha dokuz yaşında bir çocuğun sesine benzemesi gerektiği kanaatindeyim. 


    Birçok festivalde çeşitli kategorilerden aday olan Mai Mai Miracle, Belçika’da iki ödül, Kanada’dan bir ödül ve ülkesinde de Japan Media Arts Festivali’nden bir ödül almasını başarmıştır. Bu ödüllü anime filminin yönetmeni Küçük Cadı Kiki (Kiki’s Delivery Service) filminde Hayao Miyazaki’nin ekibinde çalışan ve bir başka ünlü Black Lagoon animesinde yazar – yönetmen rolünü üstlenen Sunao Katabuchi. Stüdyo olarak ise filmin arkasında köklü Madhouse bulunuyor.

    93 dakika süren Mai Mai Miracle oldukça başarılı ve sıcak bir anime filmi. İki arkadaşın dostluğu, insan ilişkileri, hayal dünyası derken bir çırpıda geçiveriyor. Dolayısıyla anime severlerin kaçırmaması gereken bir eser olduğu görüşündeyim. 

    Bu yazı ilk olarak YATTAA* E-dergisinin 24.sayısında yayınlanmıştır. Dergiyi okumak için buraya tıklayınız.


  • Oda Nobuna no Yabou İncelemesi

    Yönetmen: Yuuji Kumazawa
    Stüdyo: Madhouse, Studio Gokumi
    Tür: Aksiyon, Komedi, Tarihi
    Yapım Yılı: 2012
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/5.5


    Studio Gokumi ve Madhouse tarafından ortak olarak hazırlanan Oda Nobuna no Yabou, tahmin edebileceğiniz üzere tarih konulu bir anime. Hazırlayan ikiliyi görünce biraz şaşırdım açıkçası, sonuçta bir tarafta Death Note, Hajime no İppo, One Punch Man gibi yapıtlara sahip Madhouse diğer tarafta şu ana kadar beğendiğim bir serisi bulunmayan Gokumi. Animeye dönecek olursak tadımlık klasmanına koyulabilecek bir yapıt olmuş diyebilirim. İsterseniz yavaş yavaş incelememize başlayalım.

    Hikaye Yoshiharu Sagara'nın günümüz Japonya'sından geçmiş yıllara yaptığı bir yolculukla başlıyor. Bir anda kendisini savaşın ortasında bulan ve neler olduğunu anlamayan Sagara saldırıya uğradığı sırada bir adam tarafından kurtarılır. Adam ölmeden önce ona Nobuna'ya yardım etmesi gerektiğini söyler. Bunun üstüne kafası daha çok karışan Sagara etrafta dolaşırken bir kızın saldırıya uğradığını görür. Onu kurtardıktan sonra bu kızın aslında bütün Japonya'yı birleştirecek olan Oda Nobuna(ga) olduğunu öğrenir. Hayatını kurtardığı için Nobuna, Sagara'yı yanına alır ve ona 'maymun' lakabını verir. Bundan sonra Sagara, Nobuna'ya gelecekten gelmesinin avantajını kullanarak Japonya'yı birleştirme konusunda yardım edecektir. 


    İlk bakışta konu güzel gibi duruyor. Bir genç Japon tarihinin en önemli dönemlerinden birine zaman yolculuğu yapıyor. Potansiyeli yüksek bir konu ama şu kadarını söyleyebilirim; kesinlikle bu potansiyelin yakınından bile geçememişler. Tarihi birçok kişinin varlığı animeye hem yarar sağlamış hem de başka bir noktadan darbe vurmuş ki bu tamamen yapımcıların hatası. Neden derseniz, zaten 12 bölümlük yani kısa olan bir animede bu kadar karakter bolluğu izleyici için biraz zor oluyor. Hem de bizim gibi Japon tarihi hakkında bilgisi kısıtlı olan kesim için. Animenin belli bir kısmında bir Japon için algılaması kolay olan yer, olay ve kişiler bizim için zorlayıcı olabiliyor. Bu durumda animeye ısınmamızı biraz geciktiriyor.

    Çizimler animenin en başarılı noktalarından biri benim gözümde. Zaten bolca olan kadın karakterlerin çizimlerini çok beğendim. Erkek karakterlerin birçoğunun da aynı kalitede olmasına rağmen birkaç tanesinde çizimler için pek başarılı olmasa da güzel giyebilirim. Şehirlerin ve mekanların o dönemin atmosferinden uzaklaşmadan çizilmesi hoş olmuş.

    Konuya gelirsek çok fazla eksik var. Öncelikle Sagara'nın nasıl bir anda o döneme geldiğini açıklamıyor. Belki ilerleyen bölümlerde bir olayda kullanılmak üzere saklıyorlardır dedim ama anime beni bu konuda hüsrana uğrattı. Bunun dışında olay akışı konusunda da sıkıntıları yok değil. Sagara'nın gelecekten gelmesi ve olaylarda tarih bilgilerini kullanması heyecan dozunu çok düşürmüş. Birçok bölümünde neredeyse heyecandan mahrum kalmış anime ama son kısımlara gelindiğinde bu açığı biraz olsun kapatabilmişler. Yeterli mi? Tabi ki değil. Bunun dışında komedisi bazı kısımlarda güzel olsa da genele vurduğumuzda pek de başarılı gelmedi gözüme. Belki güzel savaş sahneleri görürüm de biraz daha iyi vakit geçiririm dedim onu da veremedi anime. En çok takıldığım noktaysa anime içinde büyü kullanılması ve birçoğunun saçma olması. Bence hiç gerek yoktu böyle bir eyleme. Onun yerine var olanı geliştirmeye zaman ayırsalarmış keşke. 


    Karakter kısmında az da olsa başarılı diyebilirim sanırım anime için. Tarihe yön veren kişileri, her ne kadar kadın olarak görsek de bu animeye farklı bir hava katmış. Yine de bu durumu biraz fazla abartmışlar. Sadece birkaç kişi de olsa yeterli olurdu. Bütün karakterlere bunu yapınca biraz havası kaçmış bu durumun. Bunun dışında ana karakter bana göre HS DxD'deki İssei'nin bir-iki versiyon altı gibi geldi. Oda Nobuna ise beğendiğim karakterler arasında yerini aldı bu seri için. Ülkeyi fethetmeye çalışan biri olarak sıcak ve sempatik tavırları animeye renk katmış. Nobuna'nın generalleri içinde aynı durum geçerli diyebilirim ama genele bakınca animede bir iki karakter dışında ciddi olan karakter olmaması sizi belli bir süreden sonra sıkıyor.

    Özetle pek de başarılı bir yapıt olmamış. Konu olarak çok fazla eksikleri var ama özellikle çizim ve bazı noksanları olsa da karakter konusunda başarılı diyebiliriz. Yine de konunun sahip olduğu eksikliği kapatamamışlar. Bütün bunları birleştirdiğimizde karşımıza yazının başında da belirttiğim gibi tadımlık, sıkıldığımızda izlenecek, kendine fazla bağlamayan bir anime çıkıyor. Eğer Oda Nobunaga ve Toyotomi Hideyoshi (gerçek 'maymun') bu animeyi izleselerdi ne düşünürlerdi diye düşünmeden edemedim:) Sonuç olarak sıkıldıysanız izleyebilirsiniz ama pek bir beklentiye girmeyin.

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 8 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak  dergimizin sekizinci sayısı çıktı! 

    Mayıs sayısını yoğunluktan dolayı iki gün gecikmeyle de olsa sizlerle buluşturmaya başardık :) Bu sayımızda tehlikeli hanım ablalarından bazılarına yakından göz attık. 

    İyi okumalar!

  • Kingdom İncelemesi

    Yönetmen: Jun Kamiya
    Stüdyo: Studio Pierrot
    Tür: Aksiyon,Tarihi, Macera
    Yapım Yılı: 2012 - 2013
    Bölüm Sayısı: 38 + 39
    Anime Puanı: 10/8.5


    Naruto, Bleach, Tokyo Ghoul gibi anime dünyasını sallayan yapıtlarla karşımıza çıkan Pierrot Studio, bu sefer mangasını da çok beğendiğim Kingdom ile karşımızda. Dediğim gibi mangası büyük beğeniler topladı ve dolayısıyla insanlarda animesinden de aynı performansı bekliyordu. Bunlardan biri de bendim ama bu seride görüyoruz ki yenilikçi fikirler her zaman iyi sonuçları beraberinde getirmiyor. İsterseniz incelememize başlayalım.

    Hikaye köle olan bir gencin etrafında şekilleniyor. Xin, bir köyde bir ailenin kölesidir. Onunla beraber Piao isimli, Xin ile aynı yaşlarda bir köle daha vardır. Xin ve Piao birlikte büyüdüklerinden birbirlerini kardeş gibi görürler ve en büyük hayalleri Çin'in en büyük generalleri olmaktır. Bu uğurda gizli gizli birbirleriyle tahta kılıçlarla antrenman yapmakta ve yeteneklerini geliştirmektedirler. Bir gün bir adam çıkagelir ve Piao'yu almak istediğini söyler ona sahip olan aileye. Bu adam kraliyet sarayında yüksek bir mevkide bulunan birisidir. Bu teklifi geri çeviremeyen aile Piao'yu adama verir ama Piao'nun bilmediği şey ise sarayda çıkan isyan sonucu kaçmak zorunda kalan ve her yerde askerler tarafından aranan Kral Zheng'in ikizi olmasıdır. Önlem olarak kralın yerine geçen Piao askerler tarafından öldürülür ve son nefeslerini Xin'in yanında verir. Piao, Xin'e kralın yerini söyler ve ona yardım etmesini ister.Xin ise krala Piao'nun ölümünden dolayı büyük bir nefret beslemektedir. Kralı bulan Xin artık ne yapmak istediğine karar vermesi gerekmektedir. Kralı koruyup ona sarayı tekrardan almasına yardım edip hayalini kurduğu generalliğe doğru adımları atabilecek midir? 


    Öncelikle Kingdom'ın inişli-çıkışlı bir anime olduğunu söylemek isterim. Bundan kastım heyecan dozu, izleme zevki her kısımda aynı değil. Savaşların olduğu bölümlerde yerimde duramazken diğer bölümlerin bazılarında ileri sardım sıkıntıdan. Bir diğer sıkıntı ise isimlere zor alışılması olduğunu düşünüyorum.T abi bu durum hikaye Çin'de geçtiği için kaçınılmaz. Birkaç bölüm isimleri hatırlamakta özellikle yan karakterlerde biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz.

    Animenin en büyük sorunu, mangasının bıraktığı etkiyi bırakamamasının en büyük sebebi kesinlikle çizimler. Ajin'de de karşımıza çıkan animeden daha çok batı tarzı ucuz oyun animasyonu gibi çizimleri mevcut. Yenilikçi bir akım başlatmak isterken animeye o kadar büyük bir hasar vermişler ki çizimlere alışmam ilk sezonun sonlarını buldu. Zaten görüntü olarak çok göze batan bir tarza sahip bir de karakterlerin hareketlerinde olan tuhaflık sizi ilk bölümlerde çok fazla etkiliyor. Bu kadar güzel bir animeye bunu yapmayı nasıl başardılar çok merak ediyorum. Hiç mi oturup izlemediler? İzledilerse nasıl bu çizimlere onay verdiler? Çizim tekniğini bir kenara bırakacak olursak birçok yan karakterin çizimlerini beğendim çünkü alışılmışın dışına çıkılmış. Birbirinden farklı tarzlara sahipler ki bu çizim konusundaki tek artıları. 


    Çizim konusunda oluşan açığı kapatan kısım tartışmasız konu oluyor. İlk bölümleri çok fazla olmasa da sıkıcı geçiyor ama ne zaman Xin savaşlara giriyor anime izleme zevki olarak tavan yapıyor. Hikaye olarak derin ve dallandırılmış bir hikaye karşımıza çıkıyor. Bir devletin hem iç siyasetini hem de diğer devletlerle olan çekişmelerini çok güzel işlemişler. Savaşlarda kullanılan taktikleri ve savaş esnasında yapılan açıklamaları çok beğendiğimi söyleyebilirim. Yine de bazı karakterlerin güç seviyesi sizi rahatsız edebilir. Aşırı abartıya kaçmışlar çünkü.

    İkinci sezonunda, ilk sezonda olayı derinleştirmek ve açıklamak için ilk bölümlerin sahip olduğu sıkıcı havayı görmüyoruz. Bununla birlikte savaşlarda kullanılan stratejiler apayrı bir düzeye çıkıyor. Bazı olayların netleştiğini, birçoğunun da daha fazla derinleşip budaklandığını görüyoruz. Çizimlere ilk sezondan alışmaya başladığım için ikinci sezonu daha büyük bir zevkle izledim. Yeni eklenen karakterlerse heyecanı katlıyor. İkinci sezonun son bölümleri ise mükemmele yakın. Animenin en beğendiğim bölümleriydi. 


    Karakter olarak da bir başarı yakalamış anime. Bütün karakterler ve hikayeleri özenle yaratılmış. Neredeyse hepsinin bir hikayesi var. Karakterlerin geçmişlerine yapılan flashbacklerde karşımıza çıkan dram animeye gerçekten tat katmış. Hiçbir olayı havada bırakmayan anime bu olaylarda karakterlerin potansiyellerini de güzel kullanmış. En sevdiğim iki karakterse Xin ve Wang Qi oldu. Xin çoğu animede var olan atarlı giderli, ideallerinden vazgeçmeyen, cesur ama hafif aptal bir ana karakter. Wang Qi ise tam bir kötü karakter tipi olsa da sevecen, komik ve animeye çok fazla şey katan bir abimiz. Diğer karakterlerinde kalite olarak bunlardan çok aşağı kalır bir yanı yok.

    Özetle başarılı bir anime olarak görüyorum ama çizimler çok büyük bir handikap. Birçok insanın bu animeyi izlememesinin sebebi bu. Bence çizimlere rağmen izlenmesi gerekiyor. Konu ve karakter olarak çok başarılı buluğum bir anime oldu. Şunu da belirtmek isterim ki animenin kesin olmamakla birlikte büyük bir ihtimalle üçüncü sezonu çıkmayacak. Bu beni baya bir üzüyor. Bu kadar gereksiz animenin yayınlandığı ortamda Kingdom gibi bir animenin değerinin bilinmemesi sinir bozucu. Anime olaylar bazında o kadar yüksek bir potansiyel barındırıyor ki birçok anime yanına bile yaklaşamaz. Eğer animeyi bitirip mangadan devam etmek isterseniz, manganın 261. bölümden okumaya başlayabilirsiniz. Yine de umarım fikirlerini değiştirip yeni bir devam sezonuyla karşımıza çıkar. Uzun lafın kısası izlemenizi öneririm ama çizimlere takılmadan izleyin:)

  • Hakata Tonkotsu Ramens İncelemesi

    Yönetmen: Kenji Yasuda
    Stüdyo: Satelight
    Tür: Aksiyon, Macera
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7.5


    Chiaki Kisaki’nin roman serisinden önce mangaya, akabinde de animeye uyarlanan Hakata Tonkotsu Ramens, Durarara benzeri tarzı ile dikkatimi çekmişti. İlk bölümler gerçekten de öyle. Birçok karakter, farklı olayların iç içe geçip birbirine bağlanması derken yaşanan sert düşüş ve orta halli bir final var karşımızda.

    Olaylar Fukuaka’ya bağlı Hakata şehrinde geçiyor. İlk bakışta sessiz sakin, kendi halinde bir şehre benzese de Hakata’nın derinliklerine indikçe ne kadar tehlikeli bir şehir olduğu ortaya çıkıyor. Katiller, simsarlar, dedektifler, tetikçiler, intikam alıcılar, işkenceciler… Hepsi de kurumsallaşmış, hepsi de profesyonel. Tüm bunların üzerine profesyonel tetikçileri öldüren bir tetikçinin varlığı şehri çalkalamaktadır. İşte bu şehirde ana karakterlerimiz, daha doğrusu birçok karakterden önce çıkanlar Zenji Banba ve Lin Xiamming. Kendi dedektiflik bürosunu işleten Banba doğma büyüme Hakata’lıdır ve Tonkotsu ramenin (böylece animenin isminin nereden geldiğini de öğrendik:) bayılmaktadır. Lin ise Çin’den gelmiş bıçak ustası bir suikastçıdır. Memleketteki ailesine destek çıkmak ve kardeşini bulabilmek için Japonya’ya gelmiş ve öldürme işine girmiştir. Tahmin edeceğiniz üzere Banba ve Lin’in yolları çok geçmeden kesişir çünkü Lin’e verilen son görev Banba’yı ortadan kaldırmaktır. Akabinde zaten olaylar gelişir de gelişir.

    Anime serisinde çok fazla meslek mensubu var. Dolaysıyla çok fazla meslek demek çok fazla karakter demek. Animenin bu yanı ve olayların ilk bölümlerdeki akışı adeta Durarara veya Baccano. Lakin ne oluyorsa dördüncü – beşinci bölümden sonra oluyor ve anime cazibesini yitirmeye başlıyor. Bunun sebebi de ilk hikayenin sona ermesi. İlk hikaye kurgusu öyle mükemmel gibi animenin geri kalanının sönük kalmaktan başka çaresi yok. Bu yüzden dördüncü bölüme kadar kafamda tam puan vermeyi planlıyordum. Gelin görün ki son bölüm gelip çattığında nihayet bitti derken buldum kendimi. Depar atan at çabuk yorulurmuş misali anime ilk hikayeden sonra inişli çıkışlı, orta halli bir yol izlemeye başladı.

    Karakter bolluğu animenin en büyük artısı fakat Lin karakterini açıkçası hiç sevemedim. Nedeni “crossdressing” yapması. Yani sürekli karşı cinsin kıyafeti olan etek – çorap giymesi. Bize verilen tek açıklama Lin’in kendisinden geliyor: Crossdressing yapmayı seviyorum. O kadar. Yanlış anlaşılmasın, crossdressing ile bir derdim yok ama her şeyin yeri ve zamanı vardır. Mesela intikamcılık mesleğini icra eden Jirou arkadaşımız gayet yumuşak ama bu animeye çok güzel renk katmış. Lin ne alaka? Erkek gibi davranan, erkek sesiyle gezinen bir kız? Pardon erkek? On senedir aktif olarak anime izliyorum ve Lin karakteri sorgusuz sualsiz gördüğüm en alakasız – saçma şeyler kategorisinde ilk üçe rahat girer. Niye Lin?? Niyeee? Animenin çizimleri ve karakter tasarımları üst düzey. Yeri geldiğinde bolca aksiyon, bolca kan ve kopan kafalar fazla dert edilmeden bizlere sunuluyor. Animenin mizahi yönü de var ama fan servisliği yahut abartılı mimiklere başvurmaması en büyük artılarından. Lin hariç bütün karakterleri sevdim diyebilirim. Keza aynı şey müzikler ve seslendirmeler için de geçerli. Animede çoğunlukla sahnelere hareketli parçalar eşlik ediyor ve açılış müziği de iç gıdıklayıcı. Banba’yı seslendiren Ono Daisuke ki kendisi Shingeki no Kyojin’nin Erwin’i yahut Barakamon’un Handa’sı, yine oldukça başarılı bir performans sergilemiş.

    Hakata Tonkotsu Ramens’in başı ile sonu çok farklı ve son zamanlarda bu kadar dengesiz ilerleyen bir animeye denk gelmemiştim. İlk bölümlerin harikalığı bu animeyi muhakkak izleyin demeye itiyor beni ama gerisi için pek bir şey diyemiyorum. Gerisi kötü değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece ilk olaydan sonra sönük kalıyor, aynı tadı vermiyor.

  • Shakugan no Shana İncelemesi

    Yönetmen: Takashi Watanabe
    Stüdyo: J.C. Staff
    Tür: Aksiyon, Dram, Fantastik
    Yapım Yılı: 2005
    Bölüm Sayısı: 24
    Anime Puanı: 10/6

    J.C. Staff tarafından yaratılan Shakugan no Shana ilk gördüğümde gözüme ilgi çekici gözükmüştü. Konu olarak farklı denilebilecek bir yapıttı çünkü. Yine de bu düşüncelerim anime ilerledikçe çok farklı yollara saptı. İsterseniz incelememize başlayalım.

    Yuuji Sakai liseye yeni başlamış, iyi bir öğrencidir. Bir gün okuldan çıktıktan sonra yolda yürürken zaman durur ve ortaya bir canavar çıkagelir. Canavar insanların varlık güçlerini yemeğe başlar. Artık umudunun kesildiği anda alev renginde gözleri ve saçları olan bir kız gelir ve Yuuji'yi kurtarır. Bu olaydan sonra Yuuji insanların içinde mavi bir alev görmeye başlar, kendisine baktığında aynı alevden onda da olduğunu fark eder. Onu kurtaran kız kendisinin bir Flame Haze olduğunu ve görevinin bunun gibi insanların varlık enerjisiyle beslenen canavarları avlamak olduğunu söyler. Yaşadıkları ve öğrendikleriyle şaşkına dönen Yuuji kızın ona artık öldüğünü söylemesiyle yıkılır. Varlık gücünün canavar tarafından yenildiğini ama dünyanın dengesini bozmamak için içine meşale adı verilen yavaş yavaş sönecek bir varlık gücü koyduğunu belirtir. Bu olaydan sorumlu olanları bulmak içinse kız Yuuji'nin yakınında kalmaya karar verir. 


    Öncelikle şunu belirtmek isterim ki anime yeni bir dünya yaratmak istemiş. Yeni mekanlar, yeni terimler anlayacağınız yepyeni bir evren. Bunda bir sıkıntı yok hatta güzel bir durum ama animenin başından itibaren çok fazla terim kullanılıyor. Zaten daha başında olan, kişilere, konuya adapte olmaya çalışan izleyici kitlesi için çok ağır geliyor. Adeta animenin başlarında olayı anlamak, ne neydi, bu neyden bahsediyor diye biraz düşünmem gerekti .Bu olmaması gereken bir problem. Bunun yerine yavaş ve oturaklı bir başlangıç daha keyifli olurdu kanımca.

    Çizim olarak birçok seride kullanılan devasa gözlerin kullanılması beni biraz üzdü. Bu tarza en iyi örnek sanırım Clannad olur. Kesinlikle yanlış anlamayın kötü olduğundan dolayı değil sadece kişisel olarak pek beğenmiyorum. Bunun dışında karakterlerin çizimler gayet güzel aynı zamanda mekanlarında ama aynı şeyleri büyüler için söyleyemeyeceğim. Yapımcılar biraz kolaya kaçmışlar ki birçoğunu sadece bir ışık süzmesi olarak animeye katmışlar. Daha fazla çeşitlilik hoş olabilirdi.

    Konu açısından en büyük sıkıntı yazının başında belirttiğim gibi çok fazla terim kullanılmasıyla izleyiciyi afallatması. Olaylara hızlı giriş yapan anime, ilk bölümde ana erkek karakterin sesli anlatımıyla izleyicide merak duygusu uyandırıyor. Daha sonrasında yavaşlayıp karakter ilişkilerine yoğunlaşıyor. Bu hamlenin doğru olduğu kanısındayım çünkü bize biraz zaman tanımaları gerekiyordu. En azından olayları oturup animenin içine girmemiz için. Bu hafiflemenin ardından yeni karakterlerle aksiyon dozunu arttırıyorlar. Yine de türler arasındaki dengeyi sağlayamadıkları görüşündeyim. Diğer büyük sorun ise 'boss fight' diye tanımlayabileceğimiz arclardaki kötü karakterlerle ana karakterlerin savaşları. Olayların başında bir kötü karakter karizmatik bir şekilde, her şeyi yok edeceğim havalarıyla giriş yapıyor. Bu güçlü tavırlarını gördükten sonra "oley be güzel bir savaş olacak galiba" dedim ama bu savaşların vasatlığı beni baya bir şaşırttı. Epic, hafif uzun süren, tatmin edici dövüşler bekliyorsanız bu anime kesinlikle size göre değil. İlerleyen bölümlerde konuya adapte olmayı başardıktan sonra tekrardan hafif hafif ilginç gelmeye başlayan animeyi Shana'nın (Yuuji'yi kurtaran kız) geçmişine yapılan bir yolculukla tekrardan bozuyorlar. Biraz abartı bir tabir olabilir ama yapılan flashback arcında da çok hızlı bir giriş yapılıyor. Tanımadığımız yeni karakterleri ve olayları oturttuğumuzda tekrardan eski halimize dönüyoruz. Son kısımları ise animenin en beğendiğim bölümleri heyecan ve merak dozunu animedeki en yüksek seviyesine çıkarıp etkili bir final yapmayı başarmışlar. 


    Karakter konusundaysa içinde bol miktarda karakter ve bol miktarda tür bulundurması animenin iyi noktalarından birisi. Yine de bu konuda da eksiklikleri bulunuyor animenin. Yuuji hakkında her gördüğümde sen ana karaktersin azıcık işe yara dedim her seferinde ama yok olmadı. Cidden neredeyse hiç işe yaramıyor. Tek yaptığı motive etmek. Shana'ya gelirsek, bir yerlerden tanıdık geldi animenin başından beri. Sonradan fark ettim ki hem tip olarak hem de davranış olarak Toradora'daki Taiga'ya çok benziyor. Tabi bu benzerlikte aynı kişi tarafından seslendirilmelerinin de etkisi olduğunu düşünüyorum. Bazı karakterlerin ise o kadar reklamını yaptıktan sonra (yok nesnelerin efendisi, alev gözlü avcı) dövüşe girdiklerinde hayal kırıklığı yarattığını defalarca yaşıyorsunuz.

    Özetle konu itibariyle potansiyelini tam kullanamayan, çizim ve karakter açısından bazı eksiklikleri olsa da iadre eder kıvamında bir seri. Açıkçası pek de beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Atmosfer yaratma konusundaki başarısız girişimleri animeye çok puan kaybettirmesi birçok şey üstünde fazla durulmaması buna sebep oldu. Yine de eğer çok boş kaldıysanız, gerçekten boş kaldıysanız başlayabilirsiniz. Onun dışında animeyi önerdiğimi söyleyemem ki devam sezonlarını da izlemem düşük ihtimal.

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan