• Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul İncelemesi

    Yönetmen: Keichi Sato
    Stüdyo: Mappa
    Tür: Fantastik, Aksiyon, Macera
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 24
    Anime Puanı: 10/9


    İlk sezon incelemesi ile aynı girişi yapacağım; ismini ilk duyduğunuzda aklınıza Shingeki no Kyojin’i getiren Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul (İngilizcesi Rage of Bahamut), 2014 yapımı ilk sezonun on sene sonrasını konu alıyor. İlk sezonun incelemesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

    Dediğim gibi ikinci sezon Virgin Soul bizleri ilk sezonun on yıl sonrasına götürüyor. İlk sezonda gerçekleşmiş olanları biraz hatırlarsak; (dikkat spoiler!) Favaro ve ezeli düşmanı/arkadaşı Kaiser, Favaro’nun verdiği zor karar ile Amira’yı feda etmeyi seçerek tanrılardan ve şeytanlardan bile üstün yok edici bir güce sahip olan Bahamut’u mühürlemeyi başarmıştır. Favaro bu macerada bir bacağını kaybederken Kaisar da sinsi şeytan Martinet’i alt etmek için kolunu feda etmiştir. 


    On sene sonra ise animenin geçtiği Mistarcia adlı dünyada dengeler tamamen değişmiştir. Bahamut’un on yıl önceki teröründe birçok kişi sevdiğini kaybetmiştir. Kaybedilenler gömülmüş, enkazlar yeniden inşa edilmiştir. Kraliyet ailesi de tamamen yok olduğundan normalde tahta çıkma şansı hemen hemen hiç olmayan 17. Charioce kral ilan edilmiş ve Charioce ilk iş olarak tanrıların ve şeytanların mabetlerine saldırmıştır. Bir nevi onlara karşı savaş başlatmıştır yani. Üstelik Charioce başarılı da olmuştur. Tanrıların mabetlerinden zorla elde ettiği güç ile özel Onyx Birliği’ni kurmuş ve şeytanları adeta saklanmaya mahkum etmiştir. Kaçamayanlar ise ya öldürülmüş, ya köleleştirilmiş, ya da insanların eğlencesine sunulmak üzere gladyatör yapılmıştır. Kısacası kimilerine göre Charioce insan ırkını artık tanrılara muhtaç ve şeytanlardan korkması gereken bir ırk olmaktan kurtaran kahraman, kimilerine göre tanrıları kızdırmış olan bir diktatördür.

    Tüm bu yaşananların arasında başkentte bir süredir ilk sezondan hatırlayacağımız Bacchus ve Hamza’nın yanında kalan Ninda adında enerjik mi enerjik bir kız yaşamaya başlamıştır. Yorulmak nedir bilmeyen, kuvveti ile ağızları bir karış açık bırakan Nina inşaat işlerinde çalışmakta ve harçlığını kazanmaktadır. Esnaf arasında da sürekli gülümseyen yüzüyle bir hayli sevilmektedir. Nina kendi dünyasında yaşarken yine ilk sezondan tanıyacağımız Azazel adındaki şeytan Charioce’u devirmenin bir yolunu aramaktadır. Derken büyük ihtimalle çoktan tahmin ettiğiniz olur ve Azazel ile Nina’nın yolları kesişir. Bu kesişme onları Rita’ya kadar götürür ve Nina dünyanın aslında pespembe olmadığını, içten içe bir savaşın yaklaştığının farkına varır. 


    Bacchuus dedik, Hamza dedik, Rita dedik… Peki, ya diğerleri? İlk sezonun birçok tanıdık yüzü ikinci sezonda yeniden karşımızda fakat dikkatinizi çekmiştir, ana karakterlerden hiç bahsetmedim. Evet, Favaro ve Kaiser! Onlar da elbette Virgin Soul’da yeniden karşımıza çıkıyor lakin bu sefer ana karakterlerden ziyade yardımcı karakter rolüne daha yakınlar. İkinci sezonda ana karakterler daha çok Nina ve Kral Charioce.

    12 bölümlük bir ilk sezondan sonra 24 bölümlük bir ikinci sezona kavuşmak olağandışı bir durum. Tam tersine alışığız da iki katı bir yeni sezon çok nadir karşımıza çıkıyor. Peki, Virgin Soul bize ne sunuyor? Şahsen ben ikinci sezonu ikiye bölebilirim. İlk yarısı, “eh işte” olan kısmı ile “vay canına!” dedirten son yarısı. Anime, 12. – 13. Bölüme kadar altyapı oluşturuyor ki açıkçası Shingeki no Bahamut havası bu bölümlerde pek yok. Lakin asıl olay başlayınca “tamam, özüne döndü” dedim. Zaten dokuz puan vermemi de bu ani yükseliş sebep oldu çünkü animenin ilk yarısına kadar kafamdaki puan 7 – 7.5 falan idi. İkinci yarıdan sonra atmosferin her bölüm daha da artması, sürpriz ölümler ve ters köşeler, yaşanan duygu patlamaları derken son zamanlarda izlediğim en tatmin edici sezon sonlarından birisi ile karşılaştım diyebilirim. Bir de şöyle bir şey var; animede tamamen kötü veya tamamen iyi diye bir kavram yok. Tamam, Nina saf ve temiz kalbiyle dahil değil lakin diğer herkesin kendine göre yaptıkları eylemlerin mantıklı sebepleri var. 


    Animenin içeriği gibi müzikleri de ikinci yarıdan sonra çok daha güzelleşiyor. Virgin Soul’un ilk açılış ve kapanış parçasını beğendiğimi pek söyleyemem fakat ikinci açılış parçası “Walk This Way” ve ikinci kapanış parçası “Cindrella Step” çok iyiler. Özellikle kapanış parçası görsellerle birleşince ortaya her bölüm sonunda izlenebilecek bir kapanış çıkıvermiş. Çizimleri zaten kaliteli. Garip renk uyumu, detay seviyesi ve kullanılan efektler başarılı. Bir tek her karakterin göz bebeklerinde sanki ağlıyormuş gibi, gözyaşına benzeyen şeffaf daireye anlam veremedim. Yakın çekimde fark ediliyor ve ilk Nina’da gördüğümde ağlıyor sandım. Sonra dikkatimi çekti ki herkeste var bu. İlk sezonda da var mıydı hatırlamıyorum ama lüzumsuz bir şey bana göre.

    Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul, ilk yarısı ile idare ettiren, ikinci yarısı ile kendisini çok sevdiren bir devam sezonu olmuş benim gözümde. Özellikle son bölümler açıkçası efsane niteliğindeydi. İlk sezonun sonundaki gibi yeni bir sezon maalesef müjdelenmedi ama hani gelirse de şaşırmayın havası da verilmemiş değil. Yani yakın zamanda olmasa da bir üçüncü sezon muhakkak gelecektir ve elbette ben o sezonu bekliyor olacağım. 

  • Türkçe Anime Arayanlar Buraya!


    Farklı kanallardan birçok kez aynı soru ile karşı karşıya kaldım: "Türkçe olarak nerede izleyebilirim?" Açık konuşayım; Türkçe anime izlemek hiçbir zaman önceliğim olmamıştı. Dil sorunum olmadığından (hava mı atıyor bu?:) Türkçe altyazılı anime arayışı içerisinde hiç bulunmadım. Tabi bu anlattığım yıllar öncesinden gelen bir alışkanlık. Sonra dedim ki kendi kendime, "varsa neden Türkçe altyazılı izlemeyeyim ki?" Evet, karşıma birkaç site çıktı. Lakin hepsi karışık, zırt pırt karşınıza çıkan reklamlarla dolu, bir bölümü var diğeri silinmiş... Ta ki bir arkadaşım bana adam akıllı izleyebileceğim bir site önerene kadar:  turkceanimeizle.com !

    "Birbirinden farklı ve güzel animeleri keyifle seyredebileceğiniz Türkiye'nin en güzel ve eğlenceli anime izleme sitesidir" sloganı ile yola çıkan site,  arama motorlarına Anime İzle dediğinizde zaten tepede hemencecik beliriyor. Arayüzü basit, serilere erişimi kolay olmuş. En önemlisi de popüler animelere nazaran daha az popüler animeleri de bünyesinde barındırıyor oluşu. One Piece İzle, Pokemon İzle veya Death Note İzle dediğinizde çıkan popüler anime serilerinin yanısıra, nette bulunmayan birçok yapımı bünyesinde barındırdığını gördüm. Mesela ilk izlediğim serilerden olan ve dolayısıyla gönlümde yeri bir başka olan Ergo Proxy animesini gözüme "Ad blok kullanma!" yazısı seksen kere sokulmadan rahatça, 720p (dileyene 360p veya 1080p) izleyebilmek benden oldukça büyük bir artı puan aldı.

    Demem şu ki, eskide kalmış Türkçe altyazılı anime kıtlığı:) Artık ben bir anime serisine başlayacağım zaman ilk olarak turkceanimeizle.com'a göz atıyorum. Bana e-mail veya Facebook üzerinden Türkçe kaynak soran arkadaşlara bu siteyi öneriyorum. 

    Site henüz yeni sayılır. Gelişmekte olan ekip uploader, encoder, çevirmen ve karaokeci gibi çeşitli işleri kotarabilen arkadaşlara kapıları her daim açık. Yani sizler de isterseniz bu ekibin birer parçası olabilirsiniz! Anime-inceleme.com ekibi olarak turkceanimeizle.com'un Türk anime dünyasına yaptıkları katkılarından dolayı teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

    Bu arada, sitenin Facebook sayfasını da ziyaret etmeyi unutmayın. Facebook sayfasını takip ederek eklenen yeni animeler ve bölümlerinden haberdar olabilir, istek ve sorularınızı rahatlıkla iletebilirsiniz.


  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 2 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak  dergimizin ikinci sayısı çıktı! 

    Bundan bir ay önce "öyle ahım - şahım bir şey yapmadık" diye bir cümle kurmuştum. Bu sefer ise gönül rahatlığı ile "ahım - şahım" bir şey yaptığımızı söyleyebilirim çünkü birbirinden değerli isimlerin katkıları ile dopdolu ve rengarenk bir eser çıktı ortaya.

    Hatalarımız illa ki yine olmuştur. Acemiliğin verdiği heyecan, "artık yayınlansın!" stresi derken toparlandı etti sevimli bir şey oluştu:) Tüm yazar arkadaşlara da katkılarından dolayı teşekkür ederim. Dilerim bu birliktelik uzun bir süre daha devam eder ve beraberce birçok sayı çıkarırız.


    İyi okumalar!

  • Subete ga F ni Naru İncelemesi

    Yönetmen: Mamoru Kanbe
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Bilim Kurgu, Psikolojik, Gizem
    Yapım Yılı: 2015
    Bölüm Sayısı: 11
    Anime Puanı: 10/9.0


    Diğer bilinen adı The Perfect Insider olan animemiz temel olarak baş karakterler olan Souhei Saikawa, Moe Nishinosono, Magata Shiki etrafında geçiyor.

    Souhei Saikawa, 15 yaşında bir tesise kapatılan ve hayatına orada devam edip akademik çalışmalarını oradan yayınlayan bir dâhiye, yani Shiki Magata’ ya fena halde hayrandır. Onun sürekli yanında gezen ve ona âşık olan öğrencisi Moe Nishinosono’ nun da yardımıyla malum tesise ziyarete giderler. Bu tesiste hiç beklenmedik bir cinayet vakası cereyan eder ve bunun üzerine kahramanlarımız da bu işe dahil olurlar… 


    Serimiz çoğunlukla diyaloglara dayalı olduğundan dikkatli izlenip bir kelimenin dahi kaçırılmaması çok önemli. Bu açıdan oldukça hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Gerek felsefi ve edebi göndermeler, gerek kafa açan bazen de kafa karıştıran aforizmalar kullanılması serinin ince elenip sık dokunulduğuna işaret ediyor.

    Özellikle gizem temalı animelerinde oldukça önemli bir unsur olan "vuruculuk", efektlerle, flashbacklerle, seiyuuların mükemmel oyunculuklarıyla ve müzikleriyle öyle güzel desteklenmiş ki beyninizden kurşun yemişe dönüyorsunuz. Üstüne bir de ters köşe yapmazlar mı? Bunun da üstüne iyice afallıyor ve bir sonraki bölüme geçiyorsunuz. Üstelik bunu sadece 11 bölümde yapmayı başarmaları büyük güzellik. 


    Seride rahatsız olduğum noktalar da yok değil. Nishinosono’ nun finalde beklenen patlamayı yapamayışı ve Saikawa’ ya olan aşkının, üstlendiği görevin önüne geçmesi böyle zeki bir kıza hiç yakışmamış. Bununla birlikte seride İngilizce diyalogların geçtiği bir sahne var ki bu sahnede insanın ufacık bile rahatsız olmaması mümkün değil. Ayrıca seiyuular ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar Japonların İngilizce konuşurken ’-l’ harfini düzgün algılayamadıkları bir gerçek. Bu yüzden bu sahne biraz zorlama olmuş gibi geldi.

    Müziklere gelecek olursak, genel anlamda çok hoştu benim için. Sahnenin havasına sizi sokmayı büyük bir ustalıkla beceriyor. Özellikle ‘’inferring’’ parçası çalar çalmaz Sherlock Holmes moduna geçiyorum. Bununla birlikte ‘’feel uneasy’’ parçası da insanı oldukça geren başarılı bir fon müziği idi.

    Sonuç olarak çizimleri gerçekçi ve gayet hoş olan bu çerezlik animeyi izlemenizi şiddetle tavsiye eder iyi günler dilerim.

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 1.5 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak sürpriz dergimizin sürpriz özel sayısı yayında! :)

    Geçtiğimiz cumartesi günü gittiğimiz Comikon etkinliği için bir şeyler karalamayı zaten planlıyordum ve "neden sevimli bir özel sayı yapmayayım" diye düşünürken ortaya bu eser çıkıverdi. Daha fazla uzatmadan sizleri Comikon özel sayımız ile baş başa bırakıyorum.


    İyi okumalar!

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 1 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak ilk e-dergimizi yayınladık :)

    Öyle ahım - şahım bir şey yapmadık aslında. Sadece sitede yayınlanan incelemelerden farklı olarak bir içerik üretelim dedik ve aklımıza böyle bir şey geldi. Aylık olarak çıkacak birkaç sayfalık sevimli dergimizin her sayısında farklı konulara, karşılaştırmalara, enlere, kısacası anime ile ilgili her türlü değişik içeriğe yer vereceğiz. Tabi her ay bir tane olmak koşulu ile.

    İlk siftahımızı iki anime karakterini karşılaştırarak yaptık. Slam Dunk'un Sakuragi'si ve Kuroko no Basuke'nin Kagami'sini bütün özellikleri ile karşılaştırdık ve kararımızı verdik :)

    İlk sayımız olduğundan dolayı biraz heyecanlıyız. Yaptığımız hatalar, aksaklıklar olabilir. Mazur görün ve bilin ki tıpkı sitede olduğu gibi her sayıda üstüne katarak devam edeceğiz. Neyse, lafı fazla uzatmadan; derginin ilk sayısı için:


    İyi okumalar!

  • Durarara!! x2: Ten ve Ketsu İncelemesi

    Yönetmen: Takahiro Omori
    Stüdyo: Shuka
    Tür: Aksiyon, Macera
    Yapım Yılı: 2015 – 2016
    Bölüm Sayısı: 12 – 12
    Anime Puanı: 10/6.5


    Durarara’nın ikinci sezonunun ikinci ve üçüncü bölümü olan Ten ile Ketsu’yu, peş peşe izlediğimden dolayı ve zaten devam sezonları olduğundan bir başlık altında incelemeyi uygun gördüm. 2010 yapımı ilk sezona buradan, ikinci sezonun ilk bölü Shou’ya ise buradan ulaşabilirsiniz. 


    Kısa bir yazı olacak bu inceleme çünkü devam sezon yazılarında olayı/içeriği yazdığım gibi Shou’un tam olarak bıraktığı yerden devam eden Ten ve Ketsu için söyleyecek aslında fazla bir şeyim yok. Eda Adalığlu adlı bir okurumuz “shou olaylara giriş, ten düğüm ve ketsu çözüm olacak” diye bir yorumda bulunmuştu ve iki sene sonra diyebilirim ki doğru bir tespitte bulunmuş. Peki, neden 6.5 gibi Durarara’ya yakışmayan bir puan verdim? Aslında bunun sebebi tamamen benden dolayı da kaynaklanabilir. Evet, Shou’da bir şeylere giriş yapıldı, Ten düğüm oldu ve bir şeyler Ketsu’da çözüldü. Fakat ne? Belki benim dikkatsizliğim, ilk sezondan sonra karakterleri unutmamın verdiği handikap, bir şeyleri kaçırışım derken “ortada dönen olaya” bir türlü hakim olamadım. Bir şeyler oluyor evet ama Shou’da da bahsettiğim üzere ana kurgu ne tam çözemedim ve zaten pek de tat alamadım. Belirli karakterlerin başından geçen olaylar zinciri, birbirleri ile kesişmeleri dışında ortada bana ilk sezondaki gibi “vay canına” dedirtecek bir şey olmadı. Bu da dediğim gibi benim de dikkatsizliğim olabilir ama benim düşüncem; “diyalog, diyalog, diyalog, diyalog, diyalog, diyalog, üç – beş hareketli sahne ve son” şeklinde. 


    Çizimlerine ve müziklerine diyecek tek bir sözüm yok. Stüdyo Shuka yine döktürmüş. Karakter bolluğu, birbirinden farklı detayları, arka plan ve müzikler yine harika. Özellikle Ten’in açılış parçası “Day You Laugh” çok hoşuma gitti. Bunların dışında hızlı sahneler göz dolduruyor ve yeri geldiğinde bolca kan kullanılmaktan kaçınılmamış.

    Durarara’nın ilk sezonunu çok severim. Anime önerisi isteyenler olduğunda da aklıma gelen ilk serilerdendir. Lakin x2; Shou – Ten – Ketsu üçlüsü benim için ne yazık ki bir hayal kırıklığı oldu. Fakat Durarara’ya başlamadıysanız mutlaka ilk sezonu izleyin derim ve eminim ki ilk sezonun ardından ikinci sezonu izlemek büyük avantaj olacaktır. Çünkü belki de bazı şeyleri yakalayamamamın yegane nedeni beş sene sonra bir devam sezonu izlemem olmuşur. 

  • Tengen Toppa Gurren Lagann İncelemesi

    Yönetmen: Hiroyuki Iamishi
    Stüdyo: Gainax
    Tür: Aksiyon, Macera, Komedi, Mecha
    Yapım Yılı: 2007
    Bölüm Sayısı: 27
    Anime Puanı: 10/9


    Uzun süre boyunca Neon Genesis Evangelion'a dahi burun kıvırmış bir anime izleyicisi olarak oldukça methedilen, şaheser kabul edilen, mecha severler arasında dillere destan olmuş Tengen Toppa Gurren Lagann animesine başlama kararını vermem oldukça zorlu oldu. Bu türe aşina olanlar pek beğenerek izlese de mecha kategorisinin içeriğinde bulunan savaşların beni heyecanlandıramayacağını düşündüğümden olsa gerek, mecha bir anime izlemeye özenmedim. Yıllar sona kararımı verip bu denli heyecanlı bir halde deneme girişiminde bulunmadan önce kendimi öylesine kaptırmıştım ve atmosfere ayak uydurmuştum ki, özellikle ilk bölümlerde gördüğüm her robot, heyecanlanmama sebep oluyordu. Bunun sonucunda bir solukla bitirdiğim serinin ardından başladım yazmaya. Karşınızda bütün yanlarıyla (daha çok iyi yanlarıyla), (Simon'ın sesiyle) Tengen Toppa Gurren Lagann!

    Simon ve Kamina, yeryüzünün sadece bir efsaneden ibaret olduğu sanılan, yeraltında bulunan bir köyde doğmuştur. Kamina, özgür ruhlu olduğu kadar pervasız ve sorumsuz davranışlar sergilemeye eğilimliyken Simon ise daha ürkek bir kişiliğe sahiptir. Bir gün, Simon kazı yaparken, sayesinde antik bir yapının, Lagann'ın çalıştırılabildiği gizemli bir obje bulur. Son gelişmeler ışığında Lagann'ı tamir edip kullanıma hazır hale getirmelerinin ardından Simon ve Kamina, Yoko Littner adındaki sıcak kanlı bir kızılın yardımıyla yüzeyden gelen sürpriz bir saldırıyı savuştururlar. 


    Savaşın sonucunda net bir şekilde gözüken yeryüzüne Yoko sayesinde ulaşmış, yolculuklarına başlamışlardır. Bir süre sonra savaştıkları "Beastmen" adındaki düşmanın ardından, insanları avlayan güçlü robotlardan, Gunmen'lerden haberleri olur. Karşılarına çıkan zorlukları alt edip düşmanlarıyla cesurca savaşan ve bu süreç zarfında müttefikler de edinen üçlü, bütün galaksiyi ilgilendiren bir gizemi çözmek için adım adım ilerlemektedir.

    Hikayenin başlangıcından itibaren sıradışı bir anime yapılmaya çalışıldığını fark ediyor ve kendinizi istemsizce, beklenmeyen olaylara hazırlıyorsunuz. Karakterleri sevdirmeye çalışmaları, ilk bölümlerde yapılan savaşlarda aniden beliren komedi unsuru, az miktardaki fanservis materyalleri ve bol bol diyalog sayesinde fark edilebilir durumdaydı. Sıradışı bir animenin bu uğrda çaba sarf etmesi sonucunda gözlemlenecek olayların nevi, pek tabii belli oluyor.

    Ölümler

    (Yazının bu paragrafı spoiler içermekte.) Seri boyunca izleyeceğimiz üç ölüm sekansı hazırlanmış durumda. İlk olarak Simon'ı ön plana çıkarmak, hikayeye ve karakter gelişimleri için destek sağlamak ve seyirciyi dumura uğratmak adına animenin en eğlenceli ve sevilen karakteri Kamina öldürülüyor. Malum olaydan bir önceki sahnede Yoko ile yaşadıkları yakınlık, aktarılan duyguyu daha güçlü kılan etkenlerden sadece biri. Son gelişmelerin ardından afallamış olan asıl ana karakterimiz Simon'ı 11. bölümde toparlanmış, 17. bölümde ise büyümüş halde gördüğümüzde, alınan riskin oldukça iyi idare edildiğini ve üstesinden gelindiğini gözlemleyebiliriz. İkinci olarak Kittan'ın ölümü hazırlanmış. Animenin komediden uzaklaştığı ve epik savaşlar göstermeye başladığı ikinci yarısında gerçekleşen olay, hikayenin gidişatında kritik önem taşıdığından son derece yerinde bir karar olmuş. Ayrıca ölümü bile muhteşem olan, böyle bir karakterin arkasından çalan "Libera Me From Hell" adlı şarkı da beni her defasında mest etmeyi başaran eserlerden biri oldu. Yıllar sonra Tengen Toppa Gurren Lagann'ın sembolü haline gelen bu fon müziği, odak noktası olan bütün duyguları azami seviyede izleyiciye, bu durumda dinleyiciye aktarmasının yanı sıra benim de favorim olmayı başardı. Latin operası ile ingilizce rap müziği sentezlemek nereden akıllarına geldi bilinmez ama mükemmel olmuş.


    İlk ölümün ardından Simon'ı, karakter gelişimini tamamlamış halde göreceğimiz zaman dilimine geçmeden önce bir özet bölüm yapmak da doğru düşünülen detaylardan biri olmuş. Şok edici bir olayın veya uzun bir maceranın ardından gelen doldurma bölümler, sıkıcı olmasının aksine bir sonraki olaya hazırlama misyonu nedeniyle büyük bir önem taşımakta. Net olarak, izleyicinin algılarını zorlayan Re:Zero bölümlerinden önce yayınlanan kısa komedi skeçleri örnek gösterilebilir. Tengen Toppa Gurren Lagann'ın 5. bölümünde işlenen din temasının ardından gelen Compilation Episode adlı bölüm de bu gereksinimi kanıtlamakta.

    Son doldurma bölümün ardından yapılan devasa mücadeleler, gezegenlerin ve dev robotların havada uçuştuğu son savaş ile birlikte gelebileceği en üst noktaya ulaşıyor, bize de hayranlıkla izlemek düşüyor.

    İyi haber?

    Risk almayı seven Tengen Toppa Gurren Lagann, olayların dinmesinin ardından izleyiciye bir düğün sunuyor. “Simon ve Nia'nın mürüvvetini görürüz." diyenlerdenseniz, tam olarak beklediğiniz gibi bir son bulamamamış olabilirsiniz. Zira, benim gibi peri masalı misali biten sonlardan hoşlanmayan anime severlere de hitap etmek için Nia'yı geride negatif bir duygu bırakmadan yok etmek gibi zeki bir kurgu planlanmış. Görüldüğü üzere başarıya ulaşsa bile iki kitleyi de kaybetme tehlikesini göze alması, söz konusu serinin zirveyi hedefleme konusundaki kararlığını tekrardan kanıtlayan bir plan niteliğinde.

    Animeyi sanatsal anlamda da gözlemlememin ardından rahatlıkla söyleyebilirim ki; Tengen Toppa Gurren Lagann, eşsiz bir başyapıt. Caz dahil olmak üzere bir çok müzik türünü bünyesinde barından fon müzikleri ile açılış ve kapanış şarkılarından, bütün karakterlere fiziksel bir kişilik kazandırmış çizimlere kadar özgünlük bulunmakta. Arka planların da özenle tasarlandığı yadsınamaz.

    Tengen Toppa Gurren Lagann, dahice tasarlanmış konusu, mükemmel bir uyum yakalamış kaliteli çizim ve müziklerinin yanı sıra kusursuz olay örgüsüyle de beğenimi kazanmış muazzam bir animedir. Uzun süre boyunca beni mecha türü ile tanıştırmış yegane anime olarak aklımdan çıkarmayacağım bu başyapıt, yüksek puan verip rahatlıkla tavsiye edebileceğim sayılı animelerden de biri olmuştur aynı zamanda. 


  • Mangafest Comikon İstanbul'a Davetlisiniz


    Manga Festivali mi? Hem de Türkiye'de mi? Evet, doğru okuyorsunuz. Türkiye'de bir manga festivali düzenleniyor. 7-8 Ekim tarihlerinde Caddebostan Kültür Merkezi kapılarını Anime ve Manga severlere açıyor. Üstelik bununla da kalmıyor, etkinlikte cosplay ve çizgi romanla ilgili de birçok şey bulabilirsiniz.

    Etkinlikte alanlarında donanımlı birçok yerli ve yabancı kişi söyleşileri gerçekleştirilecek. Ayrıca mangadan cosplay’liğe kadar birçok da atölye çalışması yapılacak. “GOLDEN TAMAGO Genç Çizer Ödülleri” ve “Anisong Grand Prix” yarışmaları yapılacak. Ve tabii ki en eğlenceli gösterilerden olan cosplay defilesi “Cospower" da olacak.

    Etkinliğin en güzel tarafı ise anime, manga ve çizgi romancıları bir araya getirerek kaynaşmalarını sağlaması olacak. Evet, daha ne bekliyorsunuz? Sınırsız eğlence ve eğitici çalışmaları ile Comikon 7-8 Ekimde Caddebostan Kültür Merkezinde sizleri bekliyor.

    Ayrıntılı bilgi için https://comikonistanbul.com/#program adresini ziyaret edebilirsiniz.
  • Naruto/Naruto Shippuuden İncelemesi

    Yönetmen: Hayato Date
    Stüdyo: Pierrot
    Tür: Aksiyon, Dram, Komedi, Macera,
    Yapım Yılı:2002 - 2007
    Bölüm Sayısı: 220- 500
    Anime Puanı: 10/9


    Naruto 

    Konoha köyünde her zamankinden daha karanlık ve uğursuz bir gecedir. Hayat köy için normal bir şekilde devam ederken ansızın efsanevi dokuz kuyruklu tilki köyün içinde yoktan belirir ve etrafı yakıp yıkmaya başlar. Köyün o zamanki lideri 4. Hokage ve bir nesil önceki lideri 3. Hokage ile yoldaşları Kyuubi’ye karşı gelip tilkiyi Naruto Uzumaki adlı çocuğun içine mühürlerler. Bu sırada 4. Hokage hayatından olur ve 3. Hokage tekrar köyün lideri haline gelir. Serinin konusu ise içinde efsanelere konu alan bir yaratıkla günlük hayata hiçbir şey yokmuş gibi yerleştirilen Naruto’nun kimsesiz hikayesidir.

    Bu olaydan sonra Konoha köyü uzun süre başını belaya sokmadan mutlu bir ortam olarak kendini korur. Belki de en büyük derdi şehrin küçük belası Naruto’dur. Büyüdükçe etrafı boyayıp yıkmaya, yetişkinlere dert olup “Ben büyüyünce Hokage olucam!” diye gezmeye başlamıştır. Bizim hikayesine dahil olacağımız yer ise Ninja Akademisinde ninjalığa kabul görüp “Genin” olacağı vakittir. 


    Akademi kuralları gereğince genin olacak olan herkesin ekip arkadaşları ve bir de üstatları, hocaları olur. Diğer ana karakterlerimizle de bu vasıtayla, takım 7’nin kurulmasıyla tanışırız; Sasuke, Sakura ve hocaları Kakashi. 
    Sasuke, Uchiha köyünün katliamından sağ kalan tek kişidir ve bu katliamın sorumlusu ağabeyini öldürmek tek arzusudur. Sakura ise başlangıçta Sasuke’ye tutulmuş fakat Naruto’nun hoşlandığı saf bir kızdır işte. Kopya Ninja namıyla anılan Kakashi’nin liderliğinde Naruto da dahil olmak üzere takım 7 geçmişleri hakkında bilmedikleri birçok şey öğrenecek, yeni düşmanlarla karşılaşıp yanında yeni dostlar da edineceklerdir.

    Naruto Shippuden 

    Sasuke ve Naruto’nun ninja vadisindeki dövüşlerinin üstünden 3 yıl geçmiştir. Sakura yeni beşinci Hokage Tsunade tarafınden eğitim görmüş, Sasuke Orochimaru’nun deneyleri ile güçlenirken Naruto Jiraiya ile eğitiminden yeni dönmüştür. Bu sırada Akatsuki organizasyonu kuyrukluları ele geçirme planlarında daha da ilerlemişlerdir. Sasuke’nin yerini dolduran yeni üyeleri Sai ve yeni kaptanları Yamato ile birlikte Takım 7’nin amacı hala arkadaşları olarak gördükleri Sasuke’yi geri kazanmak ve Akatsuki’yi durdurmaktır. Seri Shippuuden ile birlikte daha karanlık ve ciddi bir tona bürünür.

    Serinin dünyası ilk başta göze batmasa da bayağı ilginç. Ninjalar ve samuraylarla dolu eski tarihleri anımsatıyor fakat hastahanelerde ve devlet binalarında bilgisayar ve ileri teknolojiye rastlayabiliyorsunuz. Ülke kavramı fazla gelişmemiş, her beş “element” için bir ülke (Ateş, Su, Toprak, Rüzgar ve yıldırım) ve bu ülkelerin köyleri/kasabaları bulunmakta. Bu köylere de köy liderleri olan Kage’ler önderlik etmekte.

    Güç sistemi olarak Dragon Ball’daki “Ki” ler gibi iç enerji diyebileceğimiz “chakra (çakra)” lar bulunmakta. Fakat chakra ve kişi antrenman yapıp kas gücü olarak gelişmek yerine yeni teknikler öğrenerek ve eski tekniklerini kombine ederek güçleniyorlar. Özellikle Naruto bu konu da o kadar gelişmiş ki, neredeyse tüm seriyi iki tekniğin farklı kombinasyonları ile götürüyor diyebiliriz. Fakat gelen power-up’lar da güzel ve heyecan verici. Seri gayet sürükleyici ve savaşlar sıkıcı hale gelmiyor, kısa kısa bosslar yerine ana hikayede farklı ve uzun süreli savaşlar görüyoruz.. Yardımcı karakterlerin savaşı bile çoğu zaman sizi sıkmadan ekran başına kitliyor. Kısaca hikaye için ara sıra “yeni” yönler çıkaran ama hiç ana konudan sapmayan bir kurgu diyebilirim ki diğer uzun soluklu serilere göre bu bence büyük bir artı.


    Çizimler çoğunlukla çok güzel fakat uzun bir seri olmanın dezavantajı olarak kötü dönemlerden de geçmiş, bazen az da olsa Bugs Bunny gibi dövüş sahneleri görmek mümkün. Yine uzun bir seri olduğundan birçok opening ve ending’e ev sahipliği yapmış bir seri Naruto. İyi olanlar gerçekten iyi, kötü olanlar ise sokakta melodisini bile mırıldanmak istemediğiniz şarkılar. Serinin son kötü yanı ise filler bölümler. İlk serinin neredeyse yarısına yakını filler –ki bunları kimse neredeyse izlemiyor- fakat bu durum Shippuuden de daha bile kötü olabilir çünkü fillerlar sürekli aralara serpiştirilmiş. Ne zaman atlamak gerektiğine çok dikkat etmeli.

    Böyle uzun bir seri için yeterince kısa yazdığımı düşünüyorum. Özetle, uzun serilere karşı gözü korkanlara bile ben Naruto serisini “acaba beğenecek miyim?” kaygısı olmadan izlemelerini öneririm. Özellikle işlerin daha ciddiye bindiği Shippuuden serisi benim favorim.

  • Utawarerumono: Itsuwari no Kamen İncelemesi

    Yönetmen: Keitaro Motonaga
    Stüdyo: White Fox
    Tür: Fantastik, Macera
    Yapım Yılı: 2015
    Bölüm Sayısı: 25
    Anime Puanı: 10/3.5


    Utawarerumono: Itsuwari no Kamen, 2006 yılında çıkan Utawarerumono’nun “indirekt” yani devamı ama aslında kendi hikayesine sahip olan bir seri. 2006 yılında çıkan ilk seriye göz atmak isteyenler buraya tıklayabilirler.

    Itsuwari no Kamen serisi de tıpkı dokuz sene önceki seriye benzer bir başlangıç yapıyor. Serinin ana karakteri genç bir erkek karlarla kaplı bir dağın eteklerinde kendine gelir. Ne kendisi ne de çevresi hakkında en ufak bir fikri yoktur. Tam etrafına bakınmaya başlayacakken dev bir böceğin saldırısına uğrar. Birkaç kez paçayı yırtsa da böcek onu sonunda köşeye sıkıştırır fakat Kuon adındaki genç kız son anda yetişerek isimsiz kahramanı kurtarır. Kedi kulağına benzer kulakları ve yine kedi kuyruğu gibi bir kuyruğu olan Kuon bu genç adama Haku adını verir ve ikili en yakın yerleşim merkezine doğru hareket etmeye başlarlar. 


    Seride her şey buraya kadar normal. Bu arada belirteyim; okuduğum bazı yorumlarda serinin bir devam serisi olmadığı benzer bir hikayenin farklı bir şekilde yorumlandığını okudum. Bu kesinlikle yanlıştır ve Itsuwari no Kamen kesinlikle bir devam serisidir. Bu tarz yorumlardan sonra ilk başta ben de biraz şüpheye kapıldım lakin 17 – 18. Bölümlerden sonra kesin olarak Itsuwari no Kamen’in ilk seriden ancak birkaç sene sonrasını konu aldığına kanaat getirdim. Bu sonuca da ilk serideki birkaç karakterin “daha olgun” hallerini görünce vardım.

    Buraya kadar normal dedikten sonra konu farklı bir yere saptı:) Evet, normal. Yine geçmişini hatırlamayan bir karakter yine bambaşka bir arka plan hikayesi var. Gelgelelim bu seri Utawarerumono’nun animesinden ziyade bolca ecchi içerikli oyununa daha çok benzetilmiş. İlk seri daha ciddi, akıllıca kurgulanan savaşlar içerirken Isuwari no Kamen’in yüzde sekseni hamam ve harem. Haku’nun etrafındaki kocaman göğüslü yaşları 10’dan başlayarak 20’ye kadar çıkan kızlar, kızlarımızın bolca çıplak olduğu hamam sahneleri, göğüs dekolteleri, popoya şaplaklar, Haku’nun sahip olduğu ve “istediği her şeyi yapabildiği” kölelerini görünce açıkçası “bu ne ya?” dedim. Utawarerumono’nun belki de özü böyle, oyunları daha çok ecchi – hentai ağırlıklı olabilir. Lakin ben Utawarerumono’yu 2006 yapımı serisiyle tanıdım ve dolayısıyla bu tarz bir içeriği kesinlikle beklemiyordum. Kötü olmuş – iyi olmuş, kişiye göre değişir ama ben Utawarerumono izlerken ilk fırsatta hamamı dolduran, bazı noktalarda abartılarak affedersiniz ama sanki karakterin üzerine sperm atılmış gibi tasvir edilen sahneler istemiyordum. 


    Itsuwari no Kamen için benim nazarımda gerçek Utawarerumono diyebileceğim bölüm sayısı sadece iki veya üç. Sadece bu bölümlerde seri özüne dönmüş ve ana hikayeye, Tusukuru’ya ve diğer olan bitene yoğunlaşıyor. Akabinde yine hamama dönüyoruz:)

    Bu paragraf spoiler içeriyor. Seriyi izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız geçmenizi tavsiye ederim. Anlamadığım bir nokta da Oshutoru/Ukon karakteri.Bu karakter neden ilk serideki Hakuoro karakterinin ikizi gibi yapılmış anlamış değilim. Maske benzerliği sonradan açıklanıyor ama adamın tipi ve kıyafeti niye Hakuoro? O kadar anlamsız ve kafa karıştırıcı ki, Oshutoru acaba Hakuoro mu, kaçırdığım veya hatırlayamadığım bir şey mi var diye izlerken doğru dürüst konsantre bile olamıyorsunuz. Neyse, seri bittikten sonra şüphelerim giderilmediği için iyice araştırdım ve Oshutoru’nun Hakuoro olmadığından emin oldum. 


    Animenin en iyi yanı maalesef çizimleri. Maalesef diyorum çünkü hikaye sapıttıktan sonra çizimler neye yarar, bilemiyorum. Harem – hamam sahnelerini saymazsak ortada kaliteli çizimler ve güzel dövüş – savaş sahneleri var. Gerekirse kan kullanılmaktan ve kopan kafalardan falan da geri kalınmamış. Bir bölümde sevimli kızlarımız bishonen satan manga dükkanı (evet, öyle bir dükkan var) gezerken az da olsa bazı sahnelerde kan gövdeyi götürebiliyor. Keza müzikler ve seslendirmeler de oldukça yerinde. Açılış ve kapanış parçaları beni pek sarmasa da anime içerisindeki müzikler seri ile uyumlu.

    Utawarerumono: Itsuwari no Kamen, devam serisi olarak son dönem yaşadığım en büyük hayal kırıklığı. Sübjektif davranıyor olabilirim. Seri oyundaki özüne dönmüş ve daha iyi olmuş da diyebilirsiniz. Fakat benim için Utawarerumono her zaman hafif mizah ile süslenmiş ciddi bir seri olarak kalacak ve Itsuwari no Kamen’in bu hatırama hakaret ettiğini düşünüyorum.


  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan