• Shingeki no Kyojin 3 (2019)

    Yönetmen: Masashi Koizuka
    Stüdyo: Wit Studio
    Tür: Aksiyon, Fantastik, Dram
    Yapım Yılı: 2019
    Bölüm Sayısı: 10
    Anime Puanı: 10/10


    2018 yılının Temmuz – Ekim aylarında yayınlanan üçüncü sezonun (incelemesi burada) ardından, yine aynı sezon ikinci kısmı ile devam ediyor. Bu sefer yeni sezonu, pardon üçüncü sezonun ikinci kısmını izlerken fazla ara vermediğim için hafızam taze olarak izledim ve karakter karmaşası – en son ne olmuştu gibi bir karışıklık yaşamadım:) Doğrudan devam sezonu olduğundan inceleme hafif spoiler içerek. Bu yüzden hala anime izleyip Shingeki no Kyojin’e başlamamış bir vatandaş varsa derhal burayı terk etsin ve en baştan izlemeye başlasın:) Hafızasını tazelemek isteyenler ise buradan ilk sezonun incelemesine ve buradan da ikinci sezona ulaşabilirler. 


    Aslında hikaye olarak fazla anlatılacak bir şey yok. Keşif Birliği’nin kalan kısmı ve yeni katılan birkaç üye, her şeyin başladığı yer olan Shiganshina’ya doğru yola koyulurken başlıyor anime. Amaç: şehre varıp duvardaki delikleri tıkamak, kalan titanları temizlemek ve bölge kontrol altına alındıktan sonra Eren’lerin meşhur bodrumuna inmek. Tabi karşı saldırıda beklenmektedir. Üstelik karşı tarafta Canavar (Kıllı) Titan, Zırhlı Titan ve Dev Titan vardır. On bölümlük önümüze adeta kırıntı diye atılan bu sezonda da nihayet bazı cevaplara kavuşuyoruz. Daha doğrusu senelerdir beklediğimiz “Titanlar nereden geldi” sorusu artık gün ışığına çıkıyor.

    Birçok anime devam sezonlarında düşüş yazar. Bunun nedeni de “Hype” olarak adlandırabileceğim o ilk heyecanın giderek kaybolması. Nitekim Shingeki no Kyojin de bu durumu ikinci sezonu ile yaşadı. Yanlış anlaşılmasın, sezon elbette ki kötü değildi ama ilk sezonda tüyleri diken diken eden o atmosfer de yoktu. Üçüncü sezon daha atraksiyonlu başladı ama asıl bombayı şu anda okuduğunuz üçüncü sezonun ikinci kısmı yaptı diyebilirim. Bölümler zaten az, bir de peş peşe gidince iki güne bitti. Ve bu sezonu izlerken ilk sezonun keyfini alıyorsunuz diyebilirim. O mücadele, kim ölecek kim kalacak, bodrumda ne var, surların dışında ne var, hem bunların hepsinin cevaplanıyor oluşu da daha bir heyecan katıyor. Spoiler olduğu için bahsedemeyeceğim ama bir – iki sinir olduğum ve “yine mi” dediğim yerler de oldu ama bölümlerin şahane oluşlarının hatırına bunları görmezden geliyorum:) 


    Çizimler ve müziklere zaten girmiyorum. Çizimler alışageldiğimiz Shingeki no Kyojin tarzında. Bu konuda tek diyebileceğim Mikasa sakın saçlarını toplayıp yüzünü açmasın :D Buradan okuyunca ne demek istemediğimi anlamayacaksınız ama seriyi izledikten sonra aklınıza gelsin. Anime içerisindeki müzikler her zamanki gibi efsane, açılış parçası tanıdık ve kapanış da seriye yakışır biçimde.

    Çok bekliyoruz, çabuk tüketiyoruz… Geriye artık sadece bir sezon kaldı, yani final sezonu. Bunun için de Ekim 2020’ye kadar beklememiz gerekecek ve ekranlarda yedi sene önce başlayan Shingeki No Kyojin anime serisine veda edeceğiz. 

  • Re:Zero - Starting Life in Another World İncelemesi

    Yönetmen: Masaharu Watanabe
    Stüdyo: White Fox
    Tür: Dram, Fantezi, Psikoloji, Gerilim
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 25
    Anime Puanı: 10/8.5


    Orijinal adı Re:Zero kara Hajimeru Isekai Seikatsu olan animede karakterimiz Natsuki Subaru, gittiği bir marketin çıkışında kendisini birden başka bir dünyada bulur. Bu dünyada yarı insanlar da yaşamaktadır ve Subaru kendisini oyun dünyası gibi bir paralel evrene çağırıldığını düşünür. Daha sonra burada saldırıya uğrar. Onu bu saldırıdan büyü kullanan gümüş saçlı bir kız ve onun kedisi kurtarır. Bu kız ise çalınan rozetini aramaktadır. Subaru da kendisini kurtarmasının karşılığı olarak kıza yardım etmek ister ve birlikte çalınan rozeti bulmak için araştırmaya başlarlar. Ancak araştırma sırasında saldırıya uğrayıp öldürülürler. Daha sonra ise Subaru gözünü tekrar o dünyada açar ve olaylar geliştikten sonra Subaru'nun öldüğü zaman o dünyada tekrar canlanabilme yeteneği kazanmıştır. 


    Animenin karakterlerine gelecek olursak ana karakterimiz Subaru diğer çoğu animelerin ana karakterlerinin aksine çok karizmatik, zeki, güçlü ya da sonranan güçlenen (power up, OP) bir karakter değil. O da sizin benim gibi bir insan :). Sadece çağırıldığı dünyada ölünce yeniden doğma özelliğine sahip. Canlanınca da tekrar ölmemeye çalışıyor :).Subaru'dan sonraki önemli karakterimiz de Emilia. Emilia bir gümüş saçlı yarı elf ve ruh tekniği kullanıcısı. Ruh olarak da kedisi Puck ile bir antlaşması var ve gayet sevimli bir ikililer. Ayrıca Subaru ile diyalogları komikti. Ram (kızıl saçlı) ve Rem (mavi saçlı) ise ikiz kardeşler ve Emilia'nın yaşadığı Roswaal Malikanesi'nde hizmetçidirler. Ram ablasına göre ev işlerinde daha yeteneklidir, Rem ise ablasına göre daha güçlüdür ve ikisi birbirini tamamlamaktadır. Zorlu geçmişleri ise onları birbirine daha sıkı bağlamaktadır. Diğer bir karakterimiz Beatrice bu malikanenin kütüphanesini korumakla görevlidir. Oldukça bilgili ve sivri dilli birisidir. Bununla birlikte büyü ve mana gücü de üst düzeydedir. Roswaalt ise bu malikanenin lordudur ve yüksek bir büyü gücüne sahiptir. Bunların dışında Felt, Reinhard ve ihtiyar Rom, Wilhelm gibi karakterler de var. Anime karakter açısından zenginliğe sahip ve hepsinin psikolojilerini bize yansıtabiliyor. Her karakterin ruh halini hissetmekle birlikte özellikle "Ana karakterin yerinde ben olsaydım ne yapardım?" gibi sorgulamaya da başlıyorsunuz. 


    Animenin müziklerini beğendim. Açılış ve kapanış müzikleri gayet hoştu özellikle ilk kapanış müziğini çok beğendim. Bölüm içerisindeki fonda çalan müzikler de iyiydi. Özellikle gerilim müziği bize sahnenin gerilimini daha çok hissettiriyordu. Çizimlerinde de herhangi bir tuhaflık, rahatsız eden, gözüme çarpan bir şey görmedim. Gayet güzel ve olması gerektiği gibiydi.

    Olumsuz denebilecek eleştirim ise animenin başlarında Subaru'nun başka bir dünyada gözünü açmasını, ölüp yeniden canlanmasını sorgulamaması biraz garip gelmişti ve birçok soru işareti oluşturmuştu . Ama bunları fazla sorgulamadan izlemeye devam ettiğimde seri güzel bir hal almaya başladı. Ayıca sürekli birinin kendine yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu hissederek illa onun için bir şeyler yapması gerektiğini düşünmesi ve Subaru'nun çok zayıf bir karakter olması sinir bozucuydu. Ama anime ana karakterden yan karakterlere kadar hepsinin psikolojisini bize çok iyi yansıtmayı başarıyor. Bazı bölümlerde sıkılsam da bölüm sonlarını heyecanlı birşekilde bitirip bir sonraki bölümünü hemen izletmeyi başarmıştı (Zeigarnik etkisi) ve seri ilerledikçe animedeki heyecan inanılmaz artıyordu. 


    Son olarak animeyi izlemenizi tavsiye ederim. Dram, gizem, gerilim, psikoloji ve tadında mizahı bizlere çok iyi yansıtan bir anime olduğunu söyleyebilirim. Bunları yüzeysel olarak değil derinlemesine hissediyorsunuz. Animenin finalini ise daha açıklaması yapılmayan birçok şey olsa da tatlı buldum . Belki bu soru işaretlerini çıkacak ikinci sezon ile giderebiliriz. Animeyle kalın... 

  • Ultraman İncelemesi

    Yönetmen: Shinji Aramaki
    Stüdyo: Production I.G.
    Tür: Aksiyon, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 2019
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/7


    İçeriğe geçmeden önce Ultraman nedir/kimdir diye kısaca bilgi vereyim; Japonya’da bir hayli popüler olan Ultraman’ı biraz Power Rangers’lara benzetebiliriz. Zırh içindeki bir veya birkaç kişi, dev yaratıklara karşı mücadele vermektedir ve Ultraman ilk olarak 1966 yılında çıkmıştır. Akabinde düzinelerce televizyon dizi, filmi ve oyunu derken günümüze kadar popülerliğini koruyan bir seriyi Netflix aldı ve bizlere anime olarak da sundu. 


    Hikaye olarak bu seride asıl Ultraman olan Shin Hayata’nın oğlu Shinjiro Hayata’ya odaklanıyoruz. Orijinal hikayeye göre Işık Devi olarak bilinen bir varlık, normal bir insan olan Shin Hayata’ya gücünü vermiştir ve zırhla da donanan Shin Hayata, Ultraman olarak bir deve dönüşebilip dünyayı tehdit eden uzaylı dev yaratıklarla mücadele etmiştir. Akabinde dünyaya barış gelmiş ve herhangi bir tehdit olmadığı için Işık Devi de geldiği gibi gitmiştir. Lakin giderken iz bırakmıştır çünkü artık Shin Hayata deve dönüşemese de güçlerinin büyük kısmını korumuş, üstelik bu güçleri oğlu Shinjiro’ya da aktarmıştır. Aradan yıllar geçer ve dünya bir kez daha tehdit altında olduğu için bir kez daha Ultraman’a ihtiyaç duyar. Shinjiro artık liseye gitmektedir ve güçlerinin de farkındadır ama ne olduğunu bilmemektedir. Ta ki bir gün, Bemular adındaki bir uzaylı Shinjiro’nun karşısına geçip “senin ilk düşmanın benim” diyene kadar. Bunun üzerine olaylar gelişir ve Shinjiro’nun babası ona gerçekleri anlatır. Artık Ultraman olmasa da dünyayı uzaylılardan koruma çabası kesintisiz devam etmiştir ve yeni tehditler de ortaya çıkmaya başladığına göre artık yine bir Ultraman’a ihtiyaç vardır; o Ultraman da genç Shinjiro olacaktır – olmak zorundadır. 


    Ultraman serisinin ilk sezonu (evet ilk sezon diyorum çünkü devamı gelecek) daha çok karakterleri tanıtma ve olaylar zinciri oluşturma üzerine kurulmuş. Yani bir kitabın giriş paragrafı gibi. Gelişme ve sonuç henüz yok. Shinjiro’nun Ultraman olması, bambaşka deneyimler yaşaması, uzaylıların aslında aramızda yaşadığını fark etmesi, ilk başlarda onları öldürmek istememesi (sadece tutuklamak) ve diğer karakterlerin olaya katkısı aktarılıyor bize. Her ne kadar Shinjiro’nun çömez bir Ultraman olarak yaptığı eylemlere gıcık olsam da gerçekçilik bakımından aslında gayet doğru işlendiğini fark ettim. İnsanüstü güçleri olsa da, daha önce hiç eline silah almamış bir askerin eline silah verirseniz ne yapması gerektiğini bilememesi gibi düşünün. Buna karşın dedim ya hani kitabın giriş paragrafı gibi diye, hikaye bakımından birkaç fena olmayan dövüş dışında pek bir şey sunduğunu söyleyemem. Mesela Bemlar’ın amacı ne gibisinden en basit soru bile bir sonraki sezona kalmış. 


    Ultraman için izlediğim en iyi CGI (Computer Generated Images) içerikli anime olduğunu söyleyebilirim. Seri tamamen bilgisayar animasyonlarından oluşuyor ve bana göre bu sefer becermişler:) Misal Souten no Ken: Regenesis gibi bir felaket veya Ajin gibi arada hantal hareket eden karakterler yok. Oldukça akıcı ve dövüşler gayet zevkli. Mesela Uzaylı Ajan Adad’a karşı dövüşler vardı ki buram buram estetik kokuyordu. Müzikler ise daha çok batılı tarzda. Animenin açılış parçası yok ve içerdiği müzikler bana acayip bir şekilde Avengers’ı hatırlattı.

    Ultraman fena bir seri olmayacak gibi. İlk sezon hikaye bakımından üst noktalarda olmasa da ilerleyen sezonlarda bir şeyler olacak gibi ve CGI izlerken rahatsız olmadığım ilk anime unvanına da sahip oldu. Dolayısıyla Netflix’in bizlere sunduğu bu yeni Ultraman’ı takip etmekte fayda var diye düşünüyorum. 

  • Children of the Whales İncelemesi

    Yönetmen: Kyohei Ishigura
    Stüdyo: J.C. Staff
    Tür: Fantastik, Dram
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/8.5


    Balinaların Çocukları adı altında Netflix’te Türkçe Altyazılı olarak da izleyebileceğiniz Children of the Whales, Çamur Balina adı verilen ve kum denizinde başıboş sürüklenen ada/gemi üzerinde yaşananları ele alıyor. Önce kısaca geçtiği dünya hakkında bahsedeyim; yıl olarak Sürgün Yılı 93 yılında geçiyor anime ve uçsuz bucaksız kum denizleri üzerinde sürünen adalar mevcuttur. Bu adalardan birisi de bahsettiğim Çamur Balina’dır. Bu adada seçilmişler ve seçilmemişler olmak üzere iki çeşit insan yaşamaktadır. Seçilmişler özel güçleri olan gençlerdir. Bir nevi telepatik güçleri vardır fakat otuz yaşlarına geldiklerinde ne yazık ki ölmektedirler. Seçilmemiş olanlar ise normal insanlardır. Yönetim ise yaşlılardan oluşan seçilmemiş insanlardadır. 


    Ana karakterimizin adı Chakuro. Kendisi seçilmişlerdendir ve adadaki görevi olan biteni yazı ile kayda dökmektir. Adadaki her genç gibi dış dünyayı merak etmektedir. Günün birinde Çamur Balina’nın yakınında bir ada belirir ve Chakuro da kaynak bulma ekibine katılarak adaya gider. Lakin Chakuro, kaynaktan ziyade adada perişan halde ve kanlar içinde bir kız bulur. Kız, Chakuro’ya saldırır ama çok yorgun olduğu için anında kendinden geçer. Chakuro, kızı yanında alarak diğer arkadaşlarının yanına gider ve hemen Çamur Balina’ya geri dönerler. Sonuçta dış dünyadan bir insan bulunmuştur. Bu, adeta sansasyonel bir olaydır. Çok geçmeden ise asıl bomba patlayacaktır çünkü birileri Çamur Balina’ya doğru yaklaşmaktadır.

    Animenin en büyük kozu merak ettirmesi ve müthiş çizimleri. Çamur Balina nedir, neden seçilmişlerin gücü var ve erken yaşta ölüyorlar? Dış dünyada hayat var mı derken ilk bölümler su gibi akıp gidiyor. Tabi gizem çözülene kadar. Elbette bahsetmeyeceğim şimdi ama sonlara doğru bazı soru işaretleri cevaplandığında ilk bölümlerdeki o heyecan kalmıyor. Tabi bu anime kötüye gidiyor demek değil. Farklı bir tarafa yöneliyor ve anlatılan dünya giderek büyüyor. 


    Müthiş çizimler demiştim. Karakterler standart anime karakteri olsalar da arka plan çizimleri son zamanlarda izlediğim en iyi anime. Tek tek elle çizilmiş gibi, detaylı, yumuşak ve narin. Anlatması biraz zor, görsellerde de pek belli olmasa da özellikle yeşilin tonları ve kum rengi müthiş bir hava katıyor. Müziklere gelecek olursak; açılış parçası benim çok hoşuma gitti. “Sona Saki e” adlı parçaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kapanış parçası içinse standart diyelim. Bölümler esnasında çalan parçalarda veya seslendirmelerde dikkatimi çeken bir unsur olmadı.

    Balinaların Çocukları, biraz dram yönü ağır basan, gerektiğinde şiddet sergilemekten çekinmeyen, merak ettiren ve çizimleri ile büyüleyen bir anime. Animeyi izlerkenki büyü bölümler ilerledikçe biraz soluyor ama buna karşın anime için sağlam ve izlenmesi gereken sevimli bir seri diyebilirim. Bu arada, ikinci sezonu da merakla bekliyoruz. 

  • Treasure Island İncelemesi

    Yönetmen: Osamu Dezaki
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Macera, Dram
    Yapım Yılı: 1978
    Bölüm Sayısı: 26
    Anime Puanı: 10/8



    Nostalji kuşağımızda bugün Treasure Island var. Orijinal Japonca adıyla Takarajima olan ve Louis Stevenson’un aynı adlı romanından uyarlanan bu 1978 yapımı anime nereden esti derseniz şöyle anlatayım; Kingdom Hearts 3 oynarken Karayıp Korsanları’nın gezegenini ziyaret ettiğimizde birden aklıma Long John Silver adlı hayali korsan karakter geldi. Akabinde Google’da kısa bir arama yaptıktan sonra doksanlı yıllarda izlediğim seriyi de buldum ve anime olduğunu görünce şaşırdım :) Doğal olarak kısaca değinmeden olmaz diye düşündüm. 


    Hikayenin kahramanı 13 yaşındaki Jim Hawkins. Enerjik, yerinde duramayan ve iyi kalpli olan Jim’in ilk bölümlerde en iyi arkadaşı tek bacaklı John Silver’dır. Hatta arkadaştan da öte baba figürüdür. İkili beraber efsane korsan kaptanı Flint’in hazinesini açığa çıkarmak için bir gemiye katılırlar. Hatta John geminin aşçısı olur. Adaya yaklaşıldığında ise John gemiyi ele geçirir ve aslında Kaptan Flint’in sağ kolu görevini üstlenmiş, acımasız Long John Silver olduğu açığa çıkar. Dolayısıyla Jim kendini ihanete uğramış gibi hisseder ve acı, hüzün, nefret duyguları ile karışık eski dostu, yeni düşmanı John Silver’ı alt etmeye çalışır.

    Treasure Island’dan aklımda kalanlar kesit kesit. En iyi hatırladığım karakter ise elbette ki Long John Silver. İlk bölümlerde Jim ile sıkı dosttular ve ihaneti karşısında çok şaşırıp üzüldüğümü çok iyi hatırlıyorum. Akabinde Jim ve arkadaşları bu adamdan çok eziyet gördü çünkü bir hayli acımasız davranıyordu. Ebette Jim’e karşı her zaman sanki hala dostmuşuz gibi tavırları da can yakıyordu. Uzun boyu, yapılı oluşu, tek bacağı ve koltuk değneği ile Long John Silver aklımın bir köşesine kazınmış efsane bir karakter. 


    Seriyi Almanya’da izlediğimden orijinal seslendirmeleri yahut müzikleri hakkında yorum yapamayacağım. Gerçi Almanca dublajı hakkında da diyeceğim fazla söz yok lakin Youtube’da bulduğum Almanca açılış parçası anıları geri getirdi diyebilirim. Merak edeniniz olursa buraya tıklayabilir:)Yani bayağı bayağı geçmişe gittim arkadaşlar.

    Kırk bir senelik bir anime olmasına karşın, belki de küçücük çocuk olduğum için çok etkilenmiştim bu animeden. Sonunu çok düşündüm ama hatırlayamadım. Belki bu vesileyle bir gün tüm bölümleri bulabilirsem yeniden izlemeyi düşünebilirim. 

  • Ajin 2 İncelemesi

    Yönetmen: Ando Hiaroki
    Stüdyo: Polygon Pictures
    Tür: Aksiyon, Gerilim, Doğaüstü
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/7


    Yine aynı yıl içinde yayınlanan ilk sezonunun devamı olan (incelemesi burada) Ajin 2’ye geçmeden önce ilk sezona ve ana hikayeye kısaca değinmek istiyorum. Anime başlamadan 17 sene önce, daha sonradan Ajin adı verilen insanlar meydana çıkmıştır. Bu insanlar ölmemektedir. Daha doğrusu öldükten sonra yaraları iyileşerek dirilmektedirler. Wolverine veya Deadpool gibi hızlı iyileşme olayı Ajin’lerde yoktur ve sadece öldükten sonra dirilerek vücut eski haline dönmektedir. Bir de IBM yahut hayalet adını verdikleri suretlerle (bu suretleri Ajin’ler istemediği sürece insanlar göremez) bir hayli tehlikeli olabilmektedirler. İlk sezonda Ajin olduğunu yeni keşfeden Kei Nagai ve Ajin olmanın avantajlarını sonuna kadar kullanan Sato’nun mücadelesini izliyorduk. İkinci sezon da ilk sezonun bıraktığı yerden devam ediyor.

    İkinci sezonun ilk bölümünde Nagai ve Nakano, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Ajin Araştırma Birimi’nin başı Tosaki ile zoraki de olsa anlaşarak beraber Sato’nun peşine düşerler. Sato ise bir ölüm listesi yapmıştır ve istedikleri karşılanmadığı sürece sırayla listedekileri öldüreceklerdir. Ayrıca Sato’nun dediğine göre listedeki herkes öldükten sonra hala istekleri karşılanmazsa, Sato ve ekibi Japonya’yı ele geçirmekle tehdit etmektedirler. Süregelen 13 bölüm boyunca da Sato’nun birer birer hedeflerini alt etmesini ve Nagai ile Tosaki’nin “plan” yapmasını izliyoruz. 


    İçerik olarak Ajin’in ikinci sezonu aslında ilkinden pek farklı değil. Nagai’in iğrenç davranış biçimi ve hareketleri kendisinden zaten iyice soğutuyor .Sato da giderek karizma bir düşmandan uzaklaşıyor ne yazık ki. Bölümler ilerledikçe üzerine katarak ilerlese de son bölümde yaşananlardan dolayı yine biraz hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Ayrıca Nagai’ler bana göre biraz fazla plan yaptı:) Sato ise sanki biraz fazla abartılmış gibi. Tamam, profesyonel asker geçmişi var. Dövüşmesini biliyor ve Ajin olmanın nimetlerini sonuna kadar kullanıyor ama bu kadar profesyonel insan, bu kadar Ajin’in bile bu adamı durduramaması? Dediğim gibi biraz fazla kaçmış.

    Ajin’in çizimleri konusunda ise ilk sezonun incelemesinde yazdığımdan farklı bir şey yazmayacağım. Çizimler olarak bolca CGI’a yine doyuyoruz. Bu sefer tek fark, iki seriyi izlemem arasındaki geçen süre zarfında CGI kullanan animelere alışkanlık kazandığım için bu sefer bu kadar itici gelmedi. Müziklerde ise bir düşüş gözlemledim. İlk sezonun açılış parçası çok hoşuma gitmişken ikinci sezonun ne açılışı ne de kapanış parçasını ikinciye yeniden dinlemeye tenezzül bile etmedim. 


    Ne bayıla bayıla ne de sıkıla sıkıla izledim seriyi. Orta halli, yetişkinlere hitap eden, aksiyon sahneleri ile başarılı, bazen kilitleyen bazen gözleri kaydıran dengesiz bir anime:) İlk sezonun incelemesinde üç sezon olacak diye yazmıştım ki ortada hala üçüncü sezon yok ama ben yine de dediğimin arkasındayım çünkü animenin bitişi öyle bir sinyal verdi. 

  • Flavors of Youth İncelemesi

    Yönetmen: Li Haoling, Yi Xiao Xing, Yoshitaka Takeuchi
    Stüdyo: Comix Wave Films, Haoliners Animation League
    Tür: Hayatın İçinden
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: Film
    Anime Puanı: 10/9


    Japonya – Çin ortak yapımı olan ve bizlere de Netflix aracılığı ile ulaşan, orijinal adı ile Shikioriori olan animede üç yönetmen üç hikaye ile karşımıza çıkıyor. Hayatın içinden temalı bu hikayeleri, içeriği bakımından ayrı ayrı değerlendirip puan vermeyi uygun gördüm. Dolayısıyla yukarıda gördüğünüz puan, Flavors of Youth’un üç hikayesi ve teknik kısmının ortalaması şeklindedir. Tabi biraz da kanaat:)

    Pirinç Erişteleri 
    Pekin ve Hunan’da geçen hikayede Xiao Ming adlı karakterimiz kalabalık şehrin içerisinde kendisini hayata kaptırmış ve koşuşturan bir gençtir. Yağmurlu bir günde evine doğru yol alırken Xiao Ming, küçüklüğünü düşünür ve anılara dalar. Babaannesi ile gittiği erişteci ve San Xian Eriştelerinin tadı hala damağındadır. Enfes erişte ve Xiao Ming’in erişteler çerçevesinde anlattığı anıları hikayeler arasından en sevdiğim oldu. İlk bakışta olay sadece erişte sanabilirsiniz lakin çok daha ötesi ve bir hayli de duygusal. Dolayısıyla ilk hikayeye benim puanım 10.

    Ufak bir Defile 
    İkinci hikaye bizleri Guanghzou şehrine götürüyor. Bu hikayede modellik yapan Yi Lin ve elbise dikmeyi seven kız kardeşi Lulu’nun hayatına kısaca tanıklık ediyoruz. İki kız kardeşin bağı, mankenlik dünyası ve yaşananların anlatıldığı bu hikaye benim gözümde en zayıfı oldu. Kötü bir hikaye değil lakin özellikle Pirinç Erişteleri’nden sonra etkilenmedim diyebilirim. Dolayısıyla ikinci hikayeye vereceğim puan 7. 


    Şangay’da Aşk 
    1999 ve günümüz arasında gidip gelen bu hikayede olay tahmin edebileceğiniz üzere Şangay’da geçiyor. Li Mo adlı karakterimiz ve Xiao Yu çok iyi iki arkadaştır. Hatta arkadaştan da öte olmak üzeredirler. Lakin kaderin onlar için farklı bir planı vardır. Yetişkin Li Mo, taşınırken kutulardan birinde eski bir teyp kaseti bulur ve bu kaset Xiao Yu’dandır. Küçükken birbirlerine sürekli kaset doldurmuşlardır ama Li Mo bu kaseti hiç dinlememiştir. Akabinde geçmişe döneriz ve karakterlerin yaşamlarına, bu hale nasıl geldiklerine tanıklık ederiz. Bir Pirinç Erişteleri olmasa da Ufak bir Defile’den çok daha iyi bulduğum üçüncü hikaye için puanım 8.5 



    Flavors of Youth’taki üç hikayeyi kısaca tanıttıktan sonra aynı şekilde kısaca teknik kısmına da değinmek istiyorum. Anime müthiş bir çizim kalitesine sahip. Elbette karakterler çok fazla gerçekçi değil, daha doğrusu anime karakteriler ama arka plan ve mekan çizimleri çok kaliteli. Keza müziklerin de çizimlerden aşağıya kalır yanı yok. Özellikle hikayeleri desteklemeleri açısından besteciler on numara iş başarmış.

    Flavors of Youth, aşağı yukarı 75 dakika. Bir hikayede 25-30 dakika arası sürüyor. Bir oturuşta üç farklı yaşam – üç farklı hikaye sizleri bekliyor ve hayatın içinden tarzını, sıcak hikayeleri seviyorsanız bu anime filmini severek sizlere önerebilirim. 

  • Goblin Slayer İncelemesi

    Yönetmen: Tahakaru Ozaki
    Stüdyo: White Fox
    Tür: Fantastik
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7.5


    Bu incelememiz ile beraber karşımızda Sword Art Online veya Log Horizon gibi buram buram RPG oyunu kokan ama RPG oyunları ile alakası olmayan bir anime serisi. Fantastik bir dünyada geçen seride Guild (Lonca) denilen yerler için çeşitli görevler yerine getiren maceracılar vardır. Bir maceracı Guild’e gider, dişine göre bir Quest (Görev) seçer, görevi yerine getirir ve ödülünü alır. Görevleri verenler de genelde çeşitli şikayetleri olan halktır. Yok efendim lağımlarda kocaman fareler yaşıyor, öldürene şu kadar altın gibi. Tabi maceracılar da görevler edinip tamamladıkça seviye atlamaktadırlar. En düşül seviye porselen, en yüksek seviye platindir. Bu maceracılar ise şövalye, okçu, büyücü, mızrakçı, dövüşçü gibi çeşitli kategorilerdedir. Dediğim gibi bu anlattıklarım RPG oyunlarına benzese de oyunlarla alakası yoktur çünkü öldünüz mü öldünüz demektir. 

    Günün birinde yeniyetme bir Rahibe, ilk macerasını vermek Guild’e adımını atar. Porselen seviyede olan Rahibeye kendisi gibi yeniyetme üç maceracı yaklaşır ve Goblin avlamaya gideceklerini, bir Rahibeye ihtiyaçları olduklarını söylerler. Goblinler tek başlarına küçük ve pek parlak zekaya sahip olmayan, çelimsiz yeşil yaratıklar olsa da özellikle mağara gibi dar alanlarda sürü halinde gezdikleri için tehlikelidirler. Genç rahibe çekinse de ekiple ilk macerasına çıkar. Fakat ekibin ummadığı şey başlarına gelir. Goblinler mağarada onları sıkıştırır. Ekipten iki kişi ölür, bir tanesi tecavüze uğrar ve tam sıra Rahibeye gelmek üzereyken tepeden tırnağa zırhlar içinde bir maceracı çıkagelir ve goblinleri alt eder. Bu gelen kişi Goblin Slayer olarak bilinen maceracıdır ve en yüksek üçüncü seviye olan gümüş seviyededir. Üstelik tek yaptığı Goblin öldürmektir. Akabinde olaylar gelişir ve Rahibe, Goblin Slayer’a katılır. Bizlere de ikilinin goblinlere karşı mücadelelerini izlemek düşer.


    Açıkçası ilk bölümde tecavüz sahnesi görmenin beni şaşırttığını söyleyebilirim. Yani tarz olarak anime daha yumuşaktır diye düşünüyordum ama yeri geldiğinde belli olmasa da tecavüz gibi sahneler, kopan uzuvlar, ezilen goblin başları ve bolca kan sergilemekten çekinilmemiş. Erkeklere hitap eden yersiz dekolteleri de unutmamak lazım. İçerik olarak buram buram RPG oyunu gibi gözükmesine karşın olmaması ve kendine has bir dünyası – işleyişi oluşu da ayrı bir konu. Bir yandan merak uyandırıcı. Bu dünyada maceracılar dışında normal halk ne yapıyor diye düşünüyor insan. Sonuçta diğer bu tarz animelerde herkes bir sınıfa mensup ve bir şeyler için mücadele ediyor. Burada ise maceracıların tek sıkıntısı ekmek parası.

    İlerleyiş olarak anime zaman zaman tempoyu yükseltse de olağan bir havada ilerliyor. Karakterlerimiz çeşitli mekanlarda goblin avlıyor. Mağara yahut eski bir kanalizasyon gibi. Her defasında farklı taktikler uygulansa da hepsi aynı kapıya çıkıyor. İçerik olarak şaşırtmıyor yani. Güzel tarafı ise kimsenin gereğinden fazla güçlü olmayışı. Yeri geldiğinde Goblin Slayer da darbe alıp yaralanabiliyor.


    Animenin çizimlerinden zaten az biraz bahsettim. Şiddet ve ecchi diye tabir edeceğim cinsellik gösterilmekten çekinilmemiş. Karakter çizimleri başarılı ve mekanlar da genel olarak sınıfı geçmiş durumda. Goblin Slayer’ın çizimleri için “şurası müthiş olmuş” diyemem ama kalitesiz hiç diyemem. Kalitesiz bir şey varsa o da bana göre müzikler. Özellikle açılış parçalarını hiç beğenmedim.

    Goblin Slayer bazı özellikleri ile ön plana çıksa da genel olarak sıradan bir anime. Sıkılmadan izliyorsunuz, finali de fena değil lakin bir etki bırakmıyor. Yani animeyi elbette öneririm ama Goblin Slayer müthiş anime, mutlaka izleyin de demem. Biraz da tercih meselesi tabi. Özellikle bu tarz RPG temalı animelerden hoşlanıyorsanız belki de çok seversiniz. 

  • Hai to Gensou no Gimgar İncelemesi

    Yönetmen: Ryosuke Nakamura
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Fantastik, Macera
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7


     Her halde kimse A-1 Pictures stüdyosunun yapıtlarının kalitesini sorgulamaz. Çoğunlukla ortalamanın üstünde kaliteye sahip yapıtlar karşımıza çıkardı stüdyo. .Bu yapıtlardan biri de Hai to Gensou no Gimgar demek isterdim ama ortalama bir yapıt olmuş ne yazık ki. Bu tarz animeleri aslında severim. Sizde de böyle mi bilmiyorum ama hani bi oyunda mahsur kalsam, buna en az üzülecek insanlardan biri olurum sanırım:). Yine de Gimgar bu düşünceyi değiştiren bir anime olmuş. Neden derseniz RPG oyun misali animelerdeki o gerçek dışı havayı bu animede fazla göremiyoruz. İsterseniz incelememize başlayalım.
    Haruhiro ve birçok genç gözlerini açtıklarında bir kulenin üstünde, bilmedikleri bir dünyada olduklarını fark ederler. Gerçi bilmedikleri tek şey dünya değildir. İsimleri dışında hiçbir şey hatırlamamaktadırlar. Neden orada olduklarını, geçmişlerini hatırlamamaktadırlar. O anda tuhaf bir adam onlara Gimgar dünyasında olduklarını söyler. Burada para kazanıp yaşamak için gönüllü asker olmaları gerektiğini belirtir. Gönüllü askerler yaratıkları öldürüp onların ganimetleriyle yaşamlarını sürdüren insanlardır. Kuledeki insanlar bölünerek ekipler oluşturur. Doğal olarak güçlü güçlüyü seçer. Geriye kalanlar da kendi aralarında bir ekip oluşturur. Haruhiro ve ekibi bu bilinmeyen dünyaya adımlarını atarlar.

    Daha önce de belirttiğim gibi biraz daha gerçekçi ama hantal bir anime bunun artıları da eksileri de var doğal olarak. Fakat bunun oluşturduğu atmosfer gerçekten güzel oturmuş animeye.Aynı yapıya sahip birçok animedeki o işi basite indirmiş tavırlar yerini ölüm korkusu ve güvensizliğe bırakmış.
    Animedeki çizimlerin açıkçası biraz daha iyi olabileceği düşüncesindeyim. Özellikle çevre çizimlerine pek dikkat edilmemiş. Bunun dışında kullanılan karakterlerin kullandıkları bazı özelliklerin çizimleri de  daha göze çarpan tarzda olsa izlerken alınan keyfi arttırırdı. Karakter çizimlerinde başarılı bir iş çıkarmalarına rağmen diğer kısımlardaki eksikliği sadece dengelemeye yaramış bu klasmanda.


    Konu olarak aslında sıkça karşımıza çıkan RPG oyun tarzı bir yapıya sahip anime. Yine de bu durumda aslında olması gereken duyguları ve zorlukları animeye güzel bir şekilde aktarmayı başarmışlar. Diğer türevleri gibi kahramanlarımız düşük seviyeli yaratıkları ekmek keser gibi kesemiyor veya iki yaraktık kesti diye ilah moda geçmiyorlar. Animenin neredeyse hepsinde azar azar gelişimlerini izliyoruz. Animenin bazı kısımlarında Goblin Slayer izliyormuş gibi hissettim neredeyse. Anime dünyasında güçsüz sayılan goblinlerin bile aslında ne kadar korkutucu olduklarını iyi bir şekilde gösteriyor. Yine de yazının başında da belirttiğim gibi bu durum hantal bir anime oluşmasına yol açmış. Bu da izlerken biraz sıkıcı bir durum olabiliyor. Konunun beraberinde getirdiği aksiyonu da pek iyi kullamadıklarını düşünmekteyim. Karakterler zor durumda kaldıklarında bu durumu bize hissettiriyorlar ama bundan çıkmaları anındaki aksiyon gerçekten birçok sahnede yetersiz kalmış. Bunun yanında karakterlerin bazı anlarda dünyamıza ait olan kelimelerin kullanması (oyun, telefon gibi) veya Haruhiro'nun ayın aslında kızrmızı olmaması gerektiğini bilmesi gibi durumlar beni başlarda heyecanlandırsa da karakterlerin bunun üstünde durmamaları ve geçmişlerini hiç merak etmeyip bulmak için çaba harcamamaları kafamda çok fazla soru işareti bıraktı.


    Karakter konusunda ise en büyük sıkıntı sayı. Animede karakter kıtlığı var. Diğer savaşçılar sadece şehirdeki diyaloglarda kullanılmış. Bunun yanında şehir dışında veya olaylarda az da olsa yer verilse daha güzel olurdu. Karakterlerin sınıf çeşitliliği ise animeyi güzelleştiren kısımlardan biri. Hırsız, rahip, savaşçı gibi 6-7 çeşit sınıf olması ve bunların hepsinin ekipteki yerinin ayrı olması aksiyon sahnelerinin kalitesini arttıran bir etken olmuş.
    Özetle aslında birçok eksiğinin yanında başarılı bulduğum, birçok özelliği olsa da açıklarını kapatmaya yetmemiş. Çizim, karakter ve konu  olarak çok fazla eksiği var. Karakter sayısını arttırıp biraz daha aksiyonlu ve hızlı bir anime daha başarılı olabilirdi. İkinci sezonu gelebileceğini düşünüyorum.Umarım yeni sezonunda daha güzel bir yapıt olma yolunda ilerler anime. Uzun lafın kısası çok boş kaldıysanız izleyebilirsiniz.

  • Grand Blue İncelemesi

    Yönetmen: Shinji Takamatsu
    Stüdyo: Zero-G
    Tür: Komedi, Hayatın İçinden
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/9


    Kitahara İnori, üniversiteyi yeni kazanmış ve hayalindeki üniversite yaşantısını yaşamak için bir deniz kenarı şehri olan İzu'ya gelmektedir. Burada amcasının dalış dükkanında yaşayacak olan İnori, büyük beklentilerle açtığı kapının ardında hayal ettiğinin tam tersi bir manzarayla karşılaşır. Alkolik üst dönemlerine (senpai) başlarda karşı çıkmaya çalışsa da zamanla onlardan biri olur ve hikayemiz başlar.

    Animenin aslında belli bir konusu yok düşünecek olursak. Gündelik yaşamdaki olayları, abartılı durum komedisi olarak karşımıza çıkarmışlar ki bence gayet başarılı bir şekilde yapmışlar. Şimdiden belirtmek isterim ki animenin içinde bolca alkol ve erkek çıplaklığı var ama merak etmeyin bunların hepsi sadece komedi malzemesi olarak kullanılmış. Size fazla rahatsızlık vermiyorlar. Hatta baya gülüyorsunuz. 


    Çizimlere gelecek olursak, bir süredir gördüğüm en güzel çizimlere sahip anime. Deniz altı çizimler olsun, karakter çizimleri olsun veya çevre çizimleri olsun mükemmel bir iş başarmışlar. Ayrıca konuşma esnasında karakter çizimlerini başarılı bir şekilde değiştirerek komedi dozunu daha da arttırmışlar.

    Konu hakkında aslında söylenecek çok bir şey yok. Çünkü ortada ilerleyen belli bir konu yok. Zaten animenin eksik noktası da burada benim düşünceme göre. Bu durum biraz sürükleyiciliği azaltıyor. Yine de bu açığı komediyle doldurmayı başarmışlar. Olayların sürekli olarak alkol almaya dönmesi ve bunun sebep olduğu komik olayları abartarak karşımıza sunmuşlar. Uzun zamandır bu kadar güldüğüm bir seri hatırlamıyorum. Yine de dediğim gibi eğer art arda izlemek isteyenler için sonlara doğru biraz zorlaşabilir. 


    Karakterlerin nedense hepsinin sıkıntılı olması animeyi canlandıran nokta olmuş. Her ne kadar bir çoğu gayet normal insanlar gibi görünse de altından sürekli olarak sizi güldürecek ve animenin sonraki kısımları için malzeme çıkaracak konular çıkıyor. Karakterlerin abartılı tavırları ve birbirleriyle olan diyalogları animeye renk ve bol bol kahkaha katmış. Animenin en komik karakterleriyse İnori ve Kouhei benim için. Sürekli olarak kavga etmeleri ve bu kavgalarda baş vurdukları yöntemler sizi kırıp geçiriyor.

    Özetlemek gerekirse başarılı bir yapıt olmuş. Abartılı yetişkin mizahıyla sizi güldüreceğinden eminim. Karakterler ve çizimler tam puan almasına rağmen konu olarak aynı noktada sabit kalması bir çırpıda bitirmenizi engelliyor. Eğer eğlenmek isterseniz şiddetle öneririm.

  • Devilman Crybaby İncelemesi

    Yönetmen: Masaki Yuasa
    Stüdyo: Science Saru
    Tür: Fantastik, Dram
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 10
    Anime Puanı: 10/8.5


    Netflix’te görebileceğimiz Devilman Crybaby, kökleri 1972’ye kadar uzanan aynı adlı mangası ve animesine dayanıyor. Yani orijinal Devilman’ın günümüz uyarlaması var karşımızda. İzleyebileceğiniz en şiddetli, en açık ve rahatsız edici animelerden birisi olmayı garanti eden seride olayların baş kahramanı Akira Fudo adlı genç arkadaşımız. Akira’nın ailesi yurtdışındadır ve Akira, çocukluk arkadaşı Miki Makimura ve ailesinin evinde yaşamaktadır. Çok iyi bir yüreğe sahip olan Akira, başkalarının dertleri için sürekli gözyaşı döken bir tiptir. Günün birinde Akira’nın çocukluğundan bir arkadaşı karşısına çıkar: Ryo Asuka. Ryo’ya göre dünyada iblisler kol gezmektedir ve ona göre iblisleri yenmenin en iyi yolu iblis olmaktan geçmektedir. Akira’yı yanına alan Ryo, onu kaptığı gibi şeytana tapılan seks partilerinin yapıldığı bir yere götürür. Akira elbette bulunduğu ortamdan rahatsız olur ama Ryo’ya göre iblisler böyle yerlerde daha fazla açığa çıkmaktadır. Ryo olayı daha da abartarak kırık şişeyle insanlara saldırmaya başlar ve kavgalar başlar. Derken iblisler meydana çıkar ve bunlardan en güçlülerinden birisi olan Amon adlı iblis, Akira’yı ele geçirir. Fakat Akira’nın kalbi baskın gelir ve vücudunun kontrolü Akira’da gelir. Yani Akira artık Amon’un güçlerine sahiptir ve iblisleri de öğrendiğine göre onları avlamanın vakti gelmiştir. 


    On bölümlük kısa seride dediğim gibi belki de hiç görmediğim kadar şiddet ve cinsellik bulunmakta. Kopan uzuvlar, dağılan organlar, her şey meydanda olmasa da seks sahneleri… Kısacası ne ararsanız var. Animenin bu yönünü, daha doğrusu cesaretini bir yandan takdir ettim ama bir yandan da fazla abartıldığını düşündüm. Belki Netflix’te olmanın özgürlüğü olabilir, anime hiçbir şey sergilemekten çekinmiyor. Hatta öyle sahneler var ki, ben şiddeti seven birisi olarak bile rahatsız oldum. Çok hafif bir spoiler vereyim; çocuklar bile bu animede kolayca ölebiliyor.

    Animenin ilk bölümü ve beşinci – altıncı bölümlerden sonrası dikkat çekici. Aradaki bölümler biraz durağan geçse de esas olaylar yarısından sonra başlıyor. Ve şunu belirteyim; bu animede mutlu son beklemeyin. Her şeye hazırlıklı olun çünkü herkes ölebilir, hem de en hunharca şekilde. Devilman Crybaby dört dörtlük bir senaryo sunmasa da nadir rastlanan sonu ve içeriği ile bu açığını kapatıyor. 


    İçeriğinin rahatsız edici olmasının en büyük etkenlerinden birisi de şüphesiz çizimleri. Bir bakıyorsunuz on numara çizimler çıkıyor karşımıza, bir bakıyorsunuz rahatsız edici tipler ve kopan uzuvlar. Rahatsız edici tipler derken hakikatten rahatsız edici. Yani kötü yönde. Çizimler çirkinleşiyor ve bakılamayacak bir hal alabiliyor. Özellikle ilk bölümde Akira daha iblise dönüşmeden son andaki o koşuşu sanırım anlattıklarımın özeti olur. Müzikleri ele aldığımızda ise bağımlılık yapan ritmik bir teknno açılışı ile farklı bir havaya sahip seri. Bölümler esnasında önce çıkan müzikleri olmasa da, repçi arkadaşların yaptığı repler fevkaladeydi.

    Devilman Crybaby acayip bir anime. Bu yazıyı yazmadan önce kafamda belirlediğim puan acaba çok mu fazla veya çok mu az diye düşündüm durdum. Çalkantılı, rahatsız edici, dikkat çekici ve karartıcı, öte yandan izledikçe izlenilesi gelen bir anime. Kısacası birçok yoruma açık. Yani çok da sevebilirsiniz, benim gibi sevip kötüleyebilirsiniz de veya yüzüne bile bakmazsınız:) İzleyin görün! 

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan