• Made in Abyss İncelemesi

    Yönetmen: Masayuki Kojima
    Stüdyo: Kinema Citrus
    Tür: Fantastik, Macera
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/8.5


    Belki bizim dünyamız, belki de bambaşka bir dünya… Hangisi olursa olsun bu dünyada kocaman bir yer altı uçurumu bulunmaktadır. Üstelik burası dünyada keşfedilmemiş olarak kalmış olan tek yerdir. Abyss, yani uçurum adı verilen bu devasa çukurun derinliği tam olarak bilinmemektedir ve Katman 1 – Katman 2 gibi kısımlara ayrılmıştır. Yukarıdan aşağıya indikçe, yani birinci katmandan iki, üç, dört diye devam edince Abyss de giderek tehlikeli bir hal almaya başlar. Derine indikçe değerli hazineler nasıl daha da derinleşiyorsa içinde barındırdığı yaşam formları da daha tehlikeli, daha saldırgan bir hal almaya başlamaktadır. Üstelik insanlar üzerindeki etkileri de tehlikeleşmektedir. Mesela ilk katmanları küçük bir baş dönmesi, kusma ile atlatabilirken ilerledikçe daha ağır semptomlar gösterebilmeniz mümkün. Cave Raiders, yani mağara akıncıları adını alan kaşifler de derecelerine göre Abyss’e inip araştırma yapmaktadır. Örneğin eğer yeniyetme bir kırmızı düdükseniz en fazla birinci katmana inebilirsiniz. Siyah düdükseniz dördüncü – beşinci katmana kadar gidebilmeniz mümkün. En asil ve korkutucu derece olan beyaz düdükler içinse sınır yoktur ve onlar genelde bir daha geri gelmemek üzere, Abyss’in dibine bulmaya yönelik tek taraflı bir yolculuğa çıkarlar. 


    Böyle bir dünyada, Abyss denilen mucizenin çevresine üsler kurulmuş, üsler çoğalmış da çoğalmış ve Abyss’in etrafını saran şehirler meydana gelmiştir. Bu şehirlerden birisi de Orth’tur ve Belchero Yetimhanesi’i bünyesinde kalan çocuklara kaşif olma eğitimi vermektedir. Bu çocuklardan birisi 12 yaşındaki Riko’dur ve neşeli, haylaz, korkusuz olan Riko günün birinde Abyss’in dibini bularak bu büyük gizemi çözmeyi hedeflemektedir. Günün birinde arkadaşı Nat ile birinci katmanı araştırırken orada olmaması gereken, alt katmanlardan gelmiş olan bir canavar ile karşı karşıya gelirler. Nat’ı korumak için Riko kendisini yem eder ve sonunda tam canavara yakalanacakken kocaman lazer ışını gibi bir şey canavara isabet ederek hayatını kurtarır. Riko, lazerin geldiği yönü keşfe çıkarken yolun sonunda yerde baygın yatan bir oğlan bulur. Lakin ilk bakışta yaşıtı gibi görünen oğlanı inceleyen Riko onun bir robot olduğunu fark eder. Arkadaşı Nat ile beraber robot oğlanı yetimhaneye götürürler ve Riko ona Reg adını verir. Robot Reg’in şaşkınlığını yaşayan Riko’yu bir sürpriz daha beklemektedir. Abyss’in derinliklerinden bir haber balonu yükselmiştir. Üstelik haber bir beyaz düdük olan annesi Lyza’dandır. 


    Made in Abyss, izlediğim en şahane animelerden birisi olmasa da etkisi bende farklı oldu. Kelimelere dökmek zor, nostaljik ve farklı bir havası vardı animenin. Hikayesi gerçekten ilginç. O Abyss’in dibinde ne var merakı, her katmanın giderek daha tehlikeli hale gelmesi gibi unsurlar animeyi ayakta tutuyor. 13 bölümün getirdiği avantaj ile anime akıcı ilerliyor ve aynı yerde fazla (son bölümleri saymazsak ama o da bir kusur değil, gereklilik) oylanılmıyor. Bir animenin 12 veya 13 bölüm olması genelde dezavantaj olur çünkü anime hızlı ilerler lakin Made in Abyss’te tempo iyi tutturulmuş. Saçma dereceye ulaşmayan komedi unsurları, dramatik yönleri, yeri geldiğinde kan kullanımından kaçınılmaması animenin artı yönleri. 

     Yaş konusu anime serilerinde benim için hep dert olmuştur. Benim yaşım kemale erdikçe liseli kardeşlerimizin dünyayı kurtarmasını tuhaf bulur hale gelmiştim. Biz şaklabanlık peşinde koşarken olmayacak derecede olgunluk ve zeka göstermeleri bana her daim tuhaf gelir. Fakat beterin de beteri varmış:) Bu sefer kahramanlarımız 12 yaşındaki Riko ve akranı Reg. Hikayenin güzelliğini bir kenara koyarsak, ortaokul seviyesindeki iki “veledin” koca koca insanların dahi ulaşamadığı bir yere gitmeye çalışması sizce de biraz saçma değil mi? Sen 12 yaşındasın! Oyun oyna, dersini çalış, pratik yap, büyü ondan sonra Abyss’te inişe geç! Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama ilk defa Riko keşke en az lise çağında olsaymış dedim:) Gerçekçi bir bakış açısı ile bakarsak bunların katman ikide çoktan ölmeleri lazımdı. Şahsen ben seride çok beğendiğim Ozen karakteri olsam bunlara iki tokat atar, bir balona bindirip geri yukarıya postalardım:) 


    Küçük sevimli kahramanları bir yana, animenin en dikkat çekici yönlerinden birisi de çizimleri. Çizimler alıştığımız normal çizimlerden farklı. Detaylı ve göz kamaştırıcı arka plan çizimlerin üstüne konulan yuvarlak yüzlü sevimli karakterleri ben sevdim. Dediğim gibi yeri geldiğinde gerilimli sahnelerde kan kullanılmaktan da kaçınılmamış. Açılış ve kapanış müziklerini fazla çocuksu bulduğumu söyleyebilirim lakin bazı bölümlerde çalan Underground River ve Hanezeve Caradhina adlı iki parça on numara.

    Made in Abyss için olumlu yorumları sağda solda görmüştüm ki izleyince hak ettiğini de bizzat tescilledim. Seri maalesef yarım bitiyor ve ikinci sezonu beklemek zorunda bırakıyor bizleri. Hikayesi ile, içeriği ile sevimli, içten ve merak uyandırıcı bir yolculuğa çıkmak isterseniz Riko ve Reg’in macerasını sizlere severek önerebilirim. 

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 3 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak  dergimizin üçüncü sayısı çıktı!

    Dergimizin üçüncü, 2017 yılının son sayısında kısa bir öze dönüş gerçekleştirdik. Kasım sayısının dopdolu içeriğinin ardından bu ay biraz tembellik ama çoğunlukla meşguliyetten dergi işini rölantiye aldık ve ilk sayıdaki gibi tek bir konu üzerine yoğunlaştık. 

    Üçüncü sayıda animelerin meşhur terimlerine/eklerine bir göz attık. Nedir bu senpai, dono kime denir, tsundere neyin nesi, kısaca onları inceledik. Sadece anime serilerinin içinde geçen terimlere değil, animeleri tanımlarkenki ibarelere de göz attık. Shonen nedir? Bishonen nedir, hepsi dergimizin üçüncü sayısında! 

    İyi okumalar!

  • Genocyber İncelemesi

    Yönetmen: Koichi Ohata
    Stüdyo: Artmic
    Tür: Aksiyon, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 1994
    Bölüm Sayısı: 5 OVA
    Anime Puanı: 10/4


    1994 yapımı animede Dr. Nguyen Morgan adındaki bir bilim adamı “akıl gölgesi” ya da kendi koyduğu isimle “vajra” adlı limitsiz enerji kaynağını keşfeder. Bu gücü kullanarak da Vajranoid dediği bir varlık yaratmaya çalışıyor. Yani vajranın sınırsız gücünü kullanabilen bir insan düşünün. Bu güç sayesinde ölümsüz, yara almayan, uçabilen, psişik ve telepati güçlerine sahip olan mutlak varlığı oluşturmak Dr. Morgan’ın hayatının amacıdır. Fakat bilinmeyen (en azından ilk başta) sebeplerden ötürü trajik bir patlamada hayatını kaybeder ve eserini yardımcısı Dr. Kenneth Reed sürdürür. Dr. Reed uzun yıllar gerektiren çalışmalarından sonra nihayet sona ulaşır ve kızlarım dediği Elaine ve Diana üzerinde vajra deneylerine son sürat devam eder. Animein ilk bölümü Elaine’in laboratuarlardan kaçması ile başlıyor ve bu bölümde Genocyber adı verilen nihai silahın yaratılışına tanıklık ediyoruz. 


    Yirmi üç yıl önce, üstelik OVA olarak yayınlanan bu animeyi izlemek nereden icap etti diye soranlarınız belki vardır:) Aslında izleme listemde hiç yoktu da tesadüfen karşıma çıktı. Watchmojo adlı youtube kanalında “Top 10 animelerde en rahatsız edici sahneler” videosunu izlerken denk geldim ve merakıma yenik düşerek Genocyber’ı izlemek istedim. Listede bahsedildiği gibi barındırdığı şiddet içerikli sahnelere başka animelerde rastlamak gerçekten çok zor. O yönden animenin hakkını veriyorum; patlayan, ezilen kafalar, koparılıp atılan beden parçaları gibi sahneler yönünden anime hiç cimri davranmamış. Öyle ki, Elfen Lied bile yanında masum kalabiliyor:)

    Genocyber’ın rahatsız edici şiddetini bir kenara koyarsak ise elde maalesef pek bir şey kalmıyor. Oysa aslında öyle bir potansiyel var ki… Bilimkurgu var, cyberpunk var, mecha var ama bir türlü harmanlanamamış. Senaryo namına ortada bir şey yok. İlk bölümden sonra açıkçası izlemenin dahi bir anlamı kalmıyor. Dördüncü bölüm bizleri yüz yıl sonrasına götürüyor. Tam acaba bir şeyler olur mu diye ümit ederken gene fiyasko ile karşılaştım. Anlayacağınız, senaryo ve içerik yönünden bu küçük OVA serisi kendi kendini heba etmiş. 


    Uzun bir aradan sonra 4:3 formatında eski tarz bir anime izlemek hoş bir deneyim oldu. Gerek format bakımından gerekse çizim bakımından eski animelerin tadı gerçekten bir başka. Yani günümüz teknolojisi ile animeler ne kadar detaylı ve canlı olursa olsun, benim gözümde 90’lı yıllar ve 2000’li yılların başında çıkan animeler bambaşka olacak. Şiddet sahnelerinin sergilenişi dediğim gibi çok iyi. Kan kullanımı başarılı. Öte yandan çok az olan garip 3D sahneler olmasa da olurmuş. Müzik namına ise pek bir şey yok. Daha çok ses efekti barındıran animede açılış veya kapanış adına ortada bir şey yok.

    Genocyber sadece şiddet sahneleri ile ön planda bir anime. Dediğim gibi büyük bir potansiyele sahipmiş ama olmamış. OVA serisine ilk başladığımda bir Ghost in the Shell havası bile sezdim ama nafile. Uzun lafın kısası; benim gibi şiddet sahnelerine merakınız varsa bir göz atın ama hikaye yönünden hiç ümitlenmeyin.

  • Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul İncelemesi

    Yönetmen: Keichi Sato
    Stüdyo: Mappa
    Tür: Fantastik, Aksiyon, Macera
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 24
    Anime Puanı: 10/9


    İlk sezon incelemesi ile aynı girişi yapacağım; ismini ilk duyduğunuzda aklınıza Shingeki no Kyojin’i getiren Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul (İngilizcesi Rage of Bahamut), 2014 yapımı ilk sezonun on sene sonrasını konu alıyor. İlk sezonun incelemesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

    Dediğim gibi ikinci sezon Virgin Soul bizleri ilk sezonun on yıl sonrasına götürüyor. İlk sezonda gerçekleşmiş olanları biraz hatırlarsak; (dikkat spoiler!) Favaro ve ezeli düşmanı/arkadaşı Kaiser, Favaro’nun verdiği zor karar ile Amira’yı feda etmeyi seçerek tanrılardan ve şeytanlardan bile üstün yok edici bir güce sahip olan Bahamut’u mühürlemeyi başarmıştır. Favaro bu macerada bir bacağını kaybederken Kaisar da sinsi şeytan Martinet’i alt etmek için kolunu feda etmiştir. 


    On sene sonra ise animenin geçtiği Mistarcia adlı dünyada dengeler tamamen değişmiştir. Bahamut’un on yıl önceki teröründe birçok kişi sevdiğini kaybetmiştir. Kaybedilenler gömülmüş, enkazlar yeniden inşa edilmiştir. Kraliyet ailesi de tamamen yok olduğundan normalde tahta çıkma şansı hemen hemen hiç olmayan 17. Charioce kral ilan edilmiş ve Charioce ilk iş olarak tanrıların ve şeytanların mabetlerine saldırmıştır. Bir nevi onlara karşı savaş başlatmıştır yani. Üstelik Charioce başarılı da olmuştur. Tanrıların mabetlerinden zorla elde ettiği güç ile özel Onyx Birliği’ni kurmuş ve şeytanları adeta saklanmaya mahkum etmiştir. Kaçamayanlar ise ya öldürülmüş, ya köleleştirilmiş, ya da insanların eğlencesine sunulmak üzere gladyatör yapılmıştır. Kısacası kimilerine göre Charioce insan ırkını artık tanrılara muhtaç ve şeytanlardan korkması gereken bir ırk olmaktan kurtaran kahraman, kimilerine göre tanrıları kızdırmış olan bir diktatördür.

    Tüm bu yaşananların arasında başkentte bir süredir ilk sezondan hatırlayacağımız Bacchus ve Hamza’nın yanında kalan Ninda adında enerjik mi enerjik bir kız yaşamaya başlamıştır. Yorulmak nedir bilmeyen, kuvveti ile ağızları bir karış açık bırakan Nina inşaat işlerinde çalışmakta ve harçlığını kazanmaktadır. Esnaf arasında da sürekli gülümseyen yüzüyle bir hayli sevilmektedir. Nina kendi dünyasında yaşarken yine ilk sezondan tanıyacağımız Azazel adındaki şeytan Charioce’u devirmenin bir yolunu aramaktadır. Derken büyük ihtimalle çoktan tahmin ettiğiniz olur ve Azazel ile Nina’nın yolları kesişir. Bu kesişme onları Rita’ya kadar götürür ve Nina dünyanın aslında pespembe olmadığını, içten içe bir savaşın yaklaştığının farkına varır. 


    Bacchuus dedik, Hamza dedik, Rita dedik… Peki, ya diğerleri? İlk sezonun birçok tanıdık yüzü ikinci sezonda yeniden karşımızda fakat dikkatinizi çekmiştir, ana karakterlerden hiç bahsetmedim. Evet, Favaro ve Kaiser! Onlar da elbette Virgin Soul’da yeniden karşımıza çıkıyor lakin bu sefer ana karakterlerden ziyade yardımcı karakter rolüne daha yakınlar. İkinci sezonda ana karakterler daha çok Nina ve Kral Charioce.

    12 bölümlük bir ilk sezondan sonra 24 bölümlük bir ikinci sezona kavuşmak olağandışı bir durum. Tam tersine alışığız da iki katı bir yeni sezon çok nadir karşımıza çıkıyor. Peki, Virgin Soul bize ne sunuyor? Şahsen ben ikinci sezonu ikiye bölebilirim. İlk yarısı, “eh işte” olan kısmı ile “vay canına!” dedirten son yarısı. Anime, 12. – 13. Bölüme kadar altyapı oluşturuyor ki açıkçası Shingeki no Bahamut havası bu bölümlerde pek yok. Lakin asıl olay başlayınca “tamam, özüne döndü” dedim. Zaten dokuz puan vermemi de bu ani yükseliş sebep oldu çünkü animenin ilk yarısına kadar kafamdaki puan 7 – 7.5 falan idi. İkinci yarıdan sonra atmosferin her bölüm daha da artması, sürpriz ölümler ve ters köşeler, yaşanan duygu patlamaları derken son zamanlarda izlediğim en tatmin edici sezon sonlarından birisi ile karşılaştım diyebilirim. Bir de şöyle bir şey var; animede tamamen kötü veya tamamen iyi diye bir kavram yok. Tamam, Nina saf ve temiz kalbiyle dahil değil lakin diğer herkesin kendine göre yaptıkları eylemlerin mantıklı sebepleri var. 


    Animenin içeriği gibi müzikleri de ikinci yarıdan sonra çok daha güzelleşiyor. Virgin Soul’un ilk açılış ve kapanış parçasını beğendiğimi pek söyleyemem fakat ikinci açılış parçası “Walk This Way” ve ikinci kapanış parçası “Cindrella Step” çok iyiler. Özellikle kapanış parçası görsellerle birleşince ortaya her bölüm sonunda izlenebilecek bir kapanış çıkıvermiş. Çizimleri zaten kaliteli. Garip renk uyumu, detay seviyesi ve kullanılan efektler başarılı. Bir tek her karakterin göz bebeklerinde sanki ağlıyormuş gibi, gözyaşına benzeyen şeffaf daireye anlam veremedim. Yakın çekimde fark ediliyor ve ilk Nina’da gördüğümde ağlıyor sandım. Sonra dikkatimi çekti ki herkeste var bu. İlk sezonda da var mıydı hatırlamıyorum ama lüzumsuz bir şey bana göre.

    Shingeki no Bahamut 2: Virgin Soul, ilk yarısı ile idare ettiren, ikinci yarısı ile kendisini çok sevdiren bir devam sezonu olmuş benim gözümde. Özellikle son bölümler açıkçası efsane niteliğindeydi. İlk sezonun sonundaki gibi yeni bir sezon maalesef müjdelenmedi ama hani gelirse de şaşırmayın havası da verilmemiş değil. Yani yakın zamanda olmasa da bir üçüncü sezon muhakkak gelecektir ve elbette ben o sezonu bekliyor olacağım. 

  • Türkçe Anime Arayanlar Buraya!


    Farklı kanallardan birçok kez aynı soru ile karşı karşıya kaldım: "Türkçe olarak nerede izleyebilirim?" Açık konuşayım; Türkçe anime izlemek hiçbir zaman önceliğim olmamıştı. Dil sorunum olmadığından (hava mı atıyor bu?:) Türkçe altyazılı anime arayışı içerisinde hiç bulunmadım. Tabi bu anlattığım yıllar öncesinden gelen bir alışkanlık. Sonra dedim ki kendi kendime, "varsa neden Türkçe altyazılı izlemeyeyim ki?" Evet, karşıma birkaç site çıktı. Lakin hepsi karışık, zırt pırt karşınıza çıkan reklamlarla dolu, bir bölümü var diğeri silinmiş... Ta ki bir arkadaşım bana adam akıllı izleyebileceğim bir site önerene kadar:  turkceanimeizle.com !

    "Birbirinden farklı ve güzel animeleri keyifle seyredebileceğiniz Türkiye'nin en güzel ve eğlenceli anime izleme sitesidir" sloganı ile yola çıkan site,  arama motorlarına Anime İzle dediğinizde zaten tepede hemencecik beliriyor. Arayüzü basit, serilere erişimi kolay olmuş. En önemlisi de popüler animelere nazaran daha az popüler animeleri de bünyesinde barındırıyor oluşu. One Piece İzle, Pokemon İzle veya Death Note İzle dediğinizde çıkan popüler anime serilerinin yanısıra, nette bulunmayan birçok yapımı bünyesinde barındırdığını gördüm. Mesela ilk izlediğim serilerden olan ve dolayısıyla gönlümde yeri bir başka olan Ergo Proxy animesini gözüme "Ad blok kullanma!" yazısı seksen kere sokulmadan rahatça, 720p (dileyene 360p veya 1080p) izleyebilmek benden oldukça büyük bir artı puan aldı.

    Demem şu ki, eskide kalmış Türkçe altyazılı anime kıtlığı:) Artık ben bir anime serisine başlayacağım zaman ilk olarak turkceanimeizle.com'a göz atıyorum. Bana e-mail veya Facebook üzerinden Türkçe kaynak soran arkadaşlara bu siteyi öneriyorum. 

    Site henüz yeni sayılır. Gelişmekte olan ekip uploader, encoder, çevirmen ve karaokeci gibi çeşitli işleri kotarabilen arkadaşlara kapıları her daim açık. Yani sizler de isterseniz bu ekibin birer parçası olabilirsiniz! Anime-inceleme.com ekibi olarak turkceanimeizle.com'un Türk anime dünyasına yaptıkları katkılarından dolayı teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

    Bu arada, sitenin Facebook sayfasını da ziyaret etmeyi unutmayın. Facebook sayfasını takip ederek eklenen yeni animeler ve bölümlerinden haberdar olabilir, istek ve sorularınızı rahatlıkla iletebilirsiniz.


  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 2 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak  dergimizin ikinci sayısı çıktı! 

    Bundan bir ay önce "öyle ahım - şahım bir şey yapmadık" diye bir cümle kurmuştum. Bu sefer ise gönül rahatlığı ile "ahım - şahım" bir şey yaptığımızı söyleyebilirim çünkü birbirinden değerli isimlerin katkıları ile dopdolu ve rengarenk bir eser çıktı ortaya.

    Hatalarımız illa ki yine olmuştur. Acemiliğin verdiği heyecan, "artık yayınlansın!" stresi derken toparlandı etti sevimli bir şey oluştu:) Tüm yazar arkadaşlara da katkılarından dolayı teşekkür ederim. Dilerim bu birliktelik uzun bir süre daha devam eder ve beraberce birçok sayı çıkarırız.


    İyi okumalar!

  • Subete ga F ni Naru İncelemesi

    Yönetmen: Mamoru Kanbe
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Bilim Kurgu, Psikolojik, Gizem
    Yapım Yılı: 2015
    Bölüm Sayısı: 11
    Anime Puanı: 10/9.0


    Diğer bilinen adı The Perfect Insider olan animemiz temel olarak baş karakterler olan Souhei Saikawa, Moe Nishinosono, Magata Shiki etrafında geçiyor.

    Souhei Saikawa, 15 yaşında bir tesise kapatılan ve hayatına orada devam edip akademik çalışmalarını oradan yayınlayan bir dâhiye, yani Shiki Magata’ ya fena halde hayrandır. Onun sürekli yanında gezen ve ona âşık olan öğrencisi Moe Nishinosono’ nun da yardımıyla malum tesise ziyarete giderler. Bu tesiste hiç beklenmedik bir cinayet vakası cereyan eder ve bunun üzerine kahramanlarımız da bu işe dahil olurlar… 


    Serimiz çoğunlukla diyaloglara dayalı olduğundan dikkatli izlenip bir kelimenin dahi kaçırılmaması çok önemli. Bu açıdan oldukça hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Gerek felsefi ve edebi göndermeler, gerek kafa açan bazen de kafa karıştıran aforizmalar kullanılması serinin ince elenip sık dokunulduğuna işaret ediyor.

    Özellikle gizem temalı animelerinde oldukça önemli bir unsur olan "vuruculuk", efektlerle, flashbacklerle, seiyuuların mükemmel oyunculuklarıyla ve müzikleriyle öyle güzel desteklenmiş ki beyninizden kurşun yemişe dönüyorsunuz. Üstüne bir de ters köşe yapmazlar mı? Bunun da üstüne iyice afallıyor ve bir sonraki bölüme geçiyorsunuz. Üstelik bunu sadece 11 bölümde yapmayı başarmaları büyük güzellik. 


    Seride rahatsız olduğum noktalar da yok değil. Nishinosono’ nun finalde beklenen patlamayı yapamayışı ve Saikawa’ ya olan aşkının, üstlendiği görevin önüne geçmesi böyle zeki bir kıza hiç yakışmamış. Bununla birlikte seride İngilizce diyalogların geçtiği bir sahne var ki bu sahnede insanın ufacık bile rahatsız olmaması mümkün değil. Ayrıca seiyuular ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar Japonların İngilizce konuşurken ’-l’ harfini düzgün algılayamadıkları bir gerçek. Bu yüzden bu sahne biraz zorlama olmuş gibi geldi.

    Müziklere gelecek olursak, genel anlamda çok hoştu benim için. Sahnenin havasına sizi sokmayı büyük bir ustalıkla beceriyor. Özellikle ‘’inferring’’ parçası çalar çalmaz Sherlock Holmes moduna geçiyorum. Bununla birlikte ‘’feel uneasy’’ parçası da insanı oldukça geren başarılı bir fon müziği idi.

    Sonuç olarak çizimleri gerçekçi ve gayet hoş olan bu çerezlik animeyi izlemenizi şiddetle tavsiye eder iyi günler dilerim.

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 1.5 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak sürpriz dergimizin sürpriz özel sayısı yayında! :)

    Geçtiğimiz cumartesi günü gittiğimiz Comikon etkinliği için bir şeyler karalamayı zaten planlıyordum ve "neden sevimli bir özel sayı yapmayayım" diye düşünürken ortaya bu eser çıkıverdi. Daha fazla uzatmadan sizleri Comikon özel sayımız ile baş başa bırakıyorum.


    İyi okumalar!

  • Anime İnceleme Dergisi Sayı 1 Yayında!


    Anime-inceleme.com olarak ilk e-dergimizi yayınladık :)

    Öyle ahım - şahım bir şey yapmadık aslında. Sadece sitede yayınlanan incelemelerden farklı olarak bir içerik üretelim dedik ve aklımıza böyle bir şey geldi. Aylık olarak çıkacak birkaç sayfalık sevimli dergimizin her sayısında farklı konulara, karşılaştırmalara, enlere, kısacası anime ile ilgili her türlü değişik içeriğe yer vereceğiz. Tabi her ay bir tane olmak koşulu ile.

    İlk siftahımızı iki anime karakterini karşılaştırarak yaptık. Slam Dunk'un Sakuragi'si ve Kuroko no Basuke'nin Kagami'sini bütün özellikleri ile karşılaştırdık ve kararımızı verdik :)

    İlk sayımız olduğundan dolayı biraz heyecanlıyız. Yaptığımız hatalar, aksaklıklar olabilir. Mazur görün ve bilin ki tıpkı sitede olduğu gibi her sayıda üstüne katarak devam edeceğiz. Neyse, lafı fazla uzatmadan; derginin ilk sayısı için:


    İyi okumalar!

  • Durarara!! x2: Ten ve Ketsu İncelemesi

    Yönetmen: Takahiro Omori
    Stüdyo: Shuka
    Tür: Aksiyon, Macera
    Yapım Yılı: 2015 – 2016
    Bölüm Sayısı: 12 – 12
    Anime Puanı: 10/6.5


    Durarara’nın ikinci sezonunun ikinci ve üçüncü bölümü olan Ten ile Ketsu’yu, peş peşe izlediğimden dolayı ve zaten devam sezonları olduğundan bir başlık altında incelemeyi uygun gördüm. 2010 yapımı ilk sezona buradan, ikinci sezonun ilk bölü Shou’ya ise buradan ulaşabilirsiniz. 


    Kısa bir yazı olacak bu inceleme çünkü devam sezon yazılarında olayı/içeriği yazdığım gibi Shou’un tam olarak bıraktığı yerden devam eden Ten ve Ketsu için söyleyecek aslında fazla bir şeyim yok. Eda Adalığlu adlı bir okurumuz “shou olaylara giriş, ten düğüm ve ketsu çözüm olacak” diye bir yorumda bulunmuştu ve iki sene sonra diyebilirim ki doğru bir tespitte bulunmuş. Peki, neden 6.5 gibi Durarara’ya yakışmayan bir puan verdim? Aslında bunun sebebi tamamen benden dolayı da kaynaklanabilir. Evet, Shou’da bir şeylere giriş yapıldı, Ten düğüm oldu ve bir şeyler Ketsu’da çözüldü. Fakat ne? Belki benim dikkatsizliğim, ilk sezondan sonra karakterleri unutmamın verdiği handikap, bir şeyleri kaçırışım derken “ortada dönen olaya” bir türlü hakim olamadım. Bir şeyler oluyor evet ama Shou’da da bahsettiğim üzere ana kurgu ne tam çözemedim ve zaten pek de tat alamadım. Belirli karakterlerin başından geçen olaylar zinciri, birbirleri ile kesişmeleri dışında ortada bana ilk sezondaki gibi “vay canına” dedirtecek bir şey olmadı. Bu da dediğim gibi benim de dikkatsizliğim olabilir ama benim düşüncem; “diyalog, diyalog, diyalog, diyalog, diyalog, diyalog, üç – beş hareketli sahne ve son” şeklinde. 


    Çizimlerine ve müziklerine diyecek tek bir sözüm yok. Stüdyo Shuka yine döktürmüş. Karakter bolluğu, birbirinden farklı detayları, arka plan ve müzikler yine harika. Özellikle Ten’in açılış parçası “Day You Laugh” çok hoşuma gitti. Bunların dışında hızlı sahneler göz dolduruyor ve yeri geldiğinde bolca kan kullanılmaktan kaçınılmamış.

    Durarara’nın ilk sezonunu çok severim. Anime önerisi isteyenler olduğunda da aklıma gelen ilk serilerdendir. Lakin x2; Shou – Ten – Ketsu üçlüsü benim için ne yazık ki bir hayal kırıklığı oldu. Fakat Durarara’ya başlamadıysanız mutlaka ilk sezonu izleyin derim ve eminim ki ilk sezonun ardından ikinci sezonu izlemek büyük avantaj olacaktır. Çünkü belki de bazı şeyleri yakalayamamamın yegane nedeni beş sene sonra bir devam sezonu izlemem olmuşur. 

  • Tengen Toppa Gurren Lagann İncelemesi

    Yönetmen: Hiroyuki Iamishi
    Stüdyo: Gainax
    Tür: Aksiyon, Macera, Komedi, Mecha
    Yapım Yılı: 2007
    Bölüm Sayısı: 27
    Anime Puanı: 10/9


    Uzun süre boyunca Neon Genesis Evangelion'a dahi burun kıvırmış bir anime izleyicisi olarak oldukça methedilen, şaheser kabul edilen, mecha severler arasında dillere destan olmuş Tengen Toppa Gurren Lagann animesine başlama kararını vermem oldukça zorlu oldu. Bu türe aşina olanlar pek beğenerek izlese de mecha kategorisinin içeriğinde bulunan savaşların beni heyecanlandıramayacağını düşündüğümden olsa gerek, mecha bir anime izlemeye özenmedim. Yıllar sona kararımı verip bu denli heyecanlı bir halde deneme girişiminde bulunmadan önce kendimi öylesine kaptırmıştım ve atmosfere ayak uydurmuştum ki, özellikle ilk bölümlerde gördüğüm her robot, heyecanlanmama sebep oluyordu. Bunun sonucunda bir solukla bitirdiğim serinin ardından başladım yazmaya. Karşınızda bütün yanlarıyla (daha çok iyi yanlarıyla), (Simon'ın sesiyle) Tengen Toppa Gurren Lagann!

    Simon ve Kamina, yeryüzünün sadece bir efsaneden ibaret olduğu sanılan, yeraltında bulunan bir köyde doğmuştur. Kamina, özgür ruhlu olduğu kadar pervasız ve sorumsuz davranışlar sergilemeye eğilimliyken Simon ise daha ürkek bir kişiliğe sahiptir. Bir gün, Simon kazı yaparken, sayesinde antik bir yapının, Lagann'ın çalıştırılabildiği gizemli bir obje bulur. Son gelişmeler ışığında Lagann'ı tamir edip kullanıma hazır hale getirmelerinin ardından Simon ve Kamina, Yoko Littner adındaki sıcak kanlı bir kızılın yardımıyla yüzeyden gelen sürpriz bir saldırıyı savuştururlar. 


    Savaşın sonucunda net bir şekilde gözüken yeryüzüne Yoko sayesinde ulaşmış, yolculuklarına başlamışlardır. Bir süre sonra savaştıkları "Beastmen" adındaki düşmanın ardından, insanları avlayan güçlü robotlardan, Gunmen'lerden haberleri olur. Karşılarına çıkan zorlukları alt edip düşmanlarıyla cesurca savaşan ve bu süreç zarfında müttefikler de edinen üçlü, bütün galaksiyi ilgilendiren bir gizemi çözmek için adım adım ilerlemektedir.

    Hikayenin başlangıcından itibaren sıradışı bir anime yapılmaya çalışıldığını fark ediyor ve kendinizi istemsizce, beklenmeyen olaylara hazırlıyorsunuz. Karakterleri sevdirmeye çalışmaları, ilk bölümlerde yapılan savaşlarda aniden beliren komedi unsuru, az miktardaki fanservis materyalleri ve bol bol diyalog sayesinde fark edilebilir durumdaydı. Sıradışı bir animenin bu uğrda çaba sarf etmesi sonucunda gözlemlenecek olayların nevi, pek tabii belli oluyor.

    Ölümler

    (Yazının bu paragrafı spoiler içermekte.) Seri boyunca izleyeceğimiz üç ölüm sekansı hazırlanmış durumda. İlk olarak Simon'ı ön plana çıkarmak, hikayeye ve karakter gelişimleri için destek sağlamak ve seyirciyi dumura uğratmak adına animenin en eğlenceli ve sevilen karakteri Kamina öldürülüyor. Malum olaydan bir önceki sahnede Yoko ile yaşadıkları yakınlık, aktarılan duyguyu daha güçlü kılan etkenlerden sadece biri. Son gelişmelerin ardından afallamış olan asıl ana karakterimiz Simon'ı 11. bölümde toparlanmış, 17. bölümde ise büyümüş halde gördüğümüzde, alınan riskin oldukça iyi idare edildiğini ve üstesinden gelindiğini gözlemleyebiliriz. İkinci olarak Kittan'ın ölümü hazırlanmış. Animenin komediden uzaklaştığı ve epik savaşlar göstermeye başladığı ikinci yarısında gerçekleşen olay, hikayenin gidişatında kritik önem taşıdığından son derece yerinde bir karar olmuş. Ayrıca ölümü bile muhteşem olan, böyle bir karakterin arkasından çalan "Libera Me From Hell" adlı şarkı da beni her defasında mest etmeyi başaran eserlerden biri oldu. Yıllar sonra Tengen Toppa Gurren Lagann'ın sembolü haline gelen bu fon müziği, odak noktası olan bütün duyguları azami seviyede izleyiciye, bu durumda dinleyiciye aktarmasının yanı sıra benim de favorim olmayı başardı. Latin operası ile ingilizce rap müziği sentezlemek nereden akıllarına geldi bilinmez ama mükemmel olmuş.


    İlk ölümün ardından Simon'ı, karakter gelişimini tamamlamış halde göreceğimiz zaman dilimine geçmeden önce bir özet bölüm yapmak da doğru düşünülen detaylardan biri olmuş. Şok edici bir olayın veya uzun bir maceranın ardından gelen doldurma bölümler, sıkıcı olmasının aksine bir sonraki olaya hazırlama misyonu nedeniyle büyük bir önem taşımakta. Net olarak, izleyicinin algılarını zorlayan Re:Zero bölümlerinden önce yayınlanan kısa komedi skeçleri örnek gösterilebilir. Tengen Toppa Gurren Lagann'ın 5. bölümünde işlenen din temasının ardından gelen Compilation Episode adlı bölüm de bu gereksinimi kanıtlamakta.

    Son doldurma bölümün ardından yapılan devasa mücadeleler, gezegenlerin ve dev robotların havada uçuştuğu son savaş ile birlikte gelebileceği en üst noktaya ulaşıyor, bize de hayranlıkla izlemek düşüyor.

    İyi haber?

    Risk almayı seven Tengen Toppa Gurren Lagann, olayların dinmesinin ardından izleyiciye bir düğün sunuyor. “Simon ve Nia'nın mürüvvetini görürüz." diyenlerdenseniz, tam olarak beklediğiniz gibi bir son bulamamamış olabilirsiniz. Zira, benim gibi peri masalı misali biten sonlardan hoşlanmayan anime severlere de hitap etmek için Nia'yı geride negatif bir duygu bırakmadan yok etmek gibi zeki bir kurgu planlanmış. Görüldüğü üzere başarıya ulaşsa bile iki kitleyi de kaybetme tehlikesini göze alması, söz konusu serinin zirveyi hedefleme konusundaki kararlığını tekrardan kanıtlayan bir plan niteliğinde.

    Animeyi sanatsal anlamda da gözlemlememin ardından rahatlıkla söyleyebilirim ki; Tengen Toppa Gurren Lagann, eşsiz bir başyapıt. Caz dahil olmak üzere bir çok müzik türünü bünyesinde barından fon müzikleri ile açılış ve kapanış şarkılarından, bütün karakterlere fiziksel bir kişilik kazandırmış çizimlere kadar özgünlük bulunmakta. Arka planların da özenle tasarlandığı yadsınamaz.

    Tengen Toppa Gurren Lagann, dahice tasarlanmış konusu, mükemmel bir uyum yakalamış kaliteli çizim ve müziklerinin yanı sıra kusursuz olay örgüsüyle de beğenimi kazanmış muazzam bir animedir. Uzun süre boyunca beni mecha türü ile tanıştırmış yegane anime olarak aklımdan çıkarmayacağım bu başyapıt, yüksek puan verip rahatlıkla tavsiye edebileceğim sayılı animelerden de biri olmuştur aynı zamanda. 


  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan