• Jojo’s Bizzare Adventure: Golden Wind İncelemesi

    Yönetmen: Yasuhiro Kimura, Hideya Takahashi
    Stüdyo: David Production
    Tür: Macera, Aksiyon
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 39
    Anime Puanı: 10/9


    Bir Jojo incelemesi ile yeniden merhaba. Bu sefer karşımızda meşhur Jojo’s Bizzare Adventure serisinin beşinci hikayesi var. Yeni Jojo’muz Giorno Giovanna’nın hikayesine geçmeden önce; Jonathan Joestar ve Joseph Joestar’ın hikayesine buradan, Jotaro Kujo’nun uzun soluklu macerasına buradan (iki sezon ve ikinci sezonun ayrı incelemesi de var) ve Josuke Higashikata’nın hikayesine de buradan ulaşabilirsiniz. 


    Golden Wind’te hikaye 2001 yılında geçiyor ve İtalya’nın Napoli kentinde geçiyor. Birçoğumuzun favori Jojo’su olan Jotaro, Hirose Kouchi’yi görevlendirip Napoli’ye göndermiştir. Hirose buraya, Giorno Giovanna adlı 15 yaşındaki gencin bir tehdit olup olmadığını öğrenmek için gelmiştir. Neden mi? Çünkü Giorno, Jonathan Joestar’ın bedenine sahip olan Dio Brando’dan olma bir çocuktur. Jonathan’nın bedenini ele geçirdikten sonra genelde kadınları yemek ve eğlence olarak gören Dio, birisini hamile bırakmış ve Giorno dünyaya gelmiştir. Sarı saçlarını Dio’dan almış olsa da, kişiliği tamamen Jonathan’a çekmiştir genç Giorno’nun. Ayrıca Giorno’nun bir hayali vardır: İtalya’yı uyuşturucuya boğan Passione adlı örgüte sızıp üst kademelere çıkmak ve örgütü ele geçirip bu illeti yok etmektir. Giorno hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atar ve istemeden de olsa Bruno Bucciarati ile karşılaşır. Akabinde olaylar gelişir de gelişir ve 39 bölüm boyunca devam eder.

    Hiç ummadığım bir şekilde beşinci hikaye Golden Wind benim en sevdiğim Jojo hikayesi oldu. Bunda da en büyük etkenin karakterler olduğunu düşünüyorum. Giorno, dediğim gibi kişiliğini Jonathan’dan almış ve üzerine kendisi de katmış. Joseph kadar fevri değil, Jotaro gibi ağır başlı değil, Josuke gibi dik kafalı hiç değil. Plan yapan, zekasına güvenen ve en önemlisi arkadaşlarından destek alan bir Jojo. 15 yaşında olması biraz saçma ama:) Karakterlere baktığımızda en gencinin yirmin üstünde olması lazım (gerek boy, gerekse olgunluk bakımından) fakat nedense animelerde genel bir kural gibi koca koca adamların yaşı 15 – 16’yı geçmiyor:) 


    Golden Wind’i diğer Jojo’lardan ayıran bir özelliği de sadece Jojo’ya, yani Giorno’ya bel bağlamaması. Karakterlerin bire bir dövüşlerini saymazsa, özellikle Stardust serisinde son noktayı daima Jotaro koyardı mesela. Bu sefer ise takım oyunu çok daha ön planda. İlk bölümlerde karakterleri ve Stand’larını tanıyabilmek için teker teker düşmanla dövüşlerini izliyoruz. Ondan sonra ise düşmanları beraberce alt ediyorlar. Kimi yerde Giorno’nun gücü yetmiyor mesela ve başarabiliyorsa tavsiye vererek destek oluyor. Kimi bölüm Bruno ön plana çıkıyor, kimi bölüm Mista kimisinde Giorno mesela. Anlatmaya çalıştığım, bu animenin yıldızı sadece Giorno Giovanna değil. Diğer karakterlerin de üstünde bir hayli duruluyor.

    Stand’lar her zamanki gibi ilgi çekici. Bu açıdan sayın Mangaka Hirohiko Araki ve hayal gücünü tebrik ediyorum:) Karşıdaki düşman bir Dio veya Pillar Men olmasa da ciddiye alınacak birisi. Özellikle ulaşması zor oluşu ve bağlantıları ile bizim ekibi bir hayli zorluyor. Bölümler her daim hızlı ve hareketli geçiyor, tempo genelde üst seviyelerden düşmüyor. Bir tek son iki bölümü gereksiz buldum. Hikaye aslında 37. Bölümde sonuçlanıyor ama nedense bu sonuç iki bölüme yaydırılmış. Spoiler olmasın diye içeriğe girmiyorum. Bunun dışında dediğim gibi standlar ve yaşanan heyecan yetiyor. 


    Kendine has farklı çizimleri ile Golden Wind, “Jojo”luğundan hiçbir şey kaybetmemiş. Rengarenk, garip kaslı tipler, değişik şekiller falan… Jojo hayranları ne demek istediğimi anladı sanırım:) Gerektiğinde kopan uzuvlar ve bolca kan kullanılmaktan da çekinilmiyor. Bir diğer artısı da müzikleri. Benim favorim birinci açılış parçası Fighting Gold ve ikinci kapanış parçası Modern Crusaders. Bunların dışında Giorno’ya ait olan Giorno’s Theme’i de mutlaka telefonunuzda bulundurun:)

    Bir önceki sezon için 39 bölüm uzun olmuş demiştim. Bu sezon için ise yerinde olmuş diyebilirim. Hatta daha da uzasa kendisini yormadan izlettirebilirmiş. Golden Wind’te bittikten sonra sıradaki hikayeyi beklemeye koyulduk bile. Sıradaki ne mi? Sırada Stone Ocean var ve ana karakterimiz bu sefer Jotaro’nun kızı (evet dişi Jojo!) Jolyne olacak. 

  • Mahou Tsukai no Yome İncelemesi

    Yönetmen: Norihiro Naganuma
    Stüdyo: Wit Studio
    Tür: Psikolojik, Dram, Gerilim
    Yapım Yılı: 2017
    Bölüm Sayısı: 24
    Anime Puanı: 10/8


    Merhabalar. Uzun zamandır anime yorumu girmemiştim. Ee, izleyemeyince tabi.. Bende çareyi bir süre önce izlediğim Mahoutsukai no Yome animesini yazmak da buldum. Çizimlerine vurulduğum bu anime zaman geçse de hala renkleri ve görseli ile hafızamda. Çok uzun ve detaylı bir yazı olmayacak ama.. Bahsedelim bakalım biraz.

    Hatori Chise 16 yaşındadır ve bu yaşına rağmen çok büyük kayıplar yaşamış, artık yaşamaktan bıkmış bir kızdır. Ön görüsü kuvvetli olan Chise bazı varlıklar görmektedir. Aslında kendisi Slay Vega türünde bir büyücü. Ve hayatından o kadar umutsuz ve vazgeçmiş ki.. Onu açık arttırma ile satmak isteyen insanlara daha fazla karşı gelemiyor ve kabul ediyor. Chise'yi satın alan Elias Ainsworth yarı insan, yarı büyücü bir yarımlık. Chise'yi çırağı olarak yanına alacağını söylüyor. Halbuki asıl amacı Chise'den insani duyguları öğrenmek. Anime de Chise ve Elias'ın duyguları bulma yolunda maceralarını izliyoruz. 


    Anime içerisinde büyüler, ejderhalar, periler gibi bir çok fantastik öge mevcut. Türünün hakkını veren bir anime. Başta söylediğim gibi çizimleri de şahane. Sountrack'lerini çok sevdim. Özellikle opening çok iyiydi. Türünde belirtilmese de animede romantizm de mevcut. Animenin ismine baktığımızda Antik büyücünün gelini aslında ki Elias zaten Chise'yi gelini olarak istediğini de söylüyor. Başlarda ikili arasında romantizm olmasa da ileride bu konu değişiyor. Çok naif ve güzel bir romantizm oluşuyor ikisi arasında. Elias'ı gördüğümde ve romantizm olacağını öğrendiğimde bir şaşırmıştım nasıl olacak diye ama oluyor. Çok da tatlılar. 


    Elias'ın insani duyguları anlayamaması çok güzel yansıtılmıştı. Ortaya çok komik sahneler çıkıyor bu vesile ile. Ve Chise'nin de duygulardan bir haber olması ikisininde birbirini bulması güzeldi. Komedi sahnelerinde kullanılan çizimlere bayılıyorum ya:) Bu animede de bolca mevcut. Elias gibi ciddi birisi birden koca kafasıyla komik şeyler söyleyince. İzlemesi çok keyifliydi.

    Son yorumuma gelirsek; sürekli olumlu yorumlarda bulunmuş olsam da neden bilmiyorum ama benim uzun bir süre unutamayacağım bir anime olmadı ne yazık ki. Aklımda güzel çizimleri ve tatlı dialoglarıyla kaldı daha çok. Ama hep aynı şeyi söylerim. O yapım ne kadar iyi olursa olsun insanın modu ona uygun değilse gerekli verimi alamıyor. Uyuşmuyor. Sanıyorum bende yanlış bir zamanda izledim bu canım animeyi. Mutlaka izleyin diyemem ama vaktiniz varsa bu güzel yolculuğa çıkıp keyifli vakit geçirebilirsiniz. Şu anda Dororo'yu izliyorum ama pek hızlı ilerleyemiyorum. En kısa zamanda izleyip yazmak istiyorum, bakalım. 


    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Mob Psycho 100 - 2 İncelemesi

    Yönetmen: Yuzuru Tachikawa
    Stüdyo: Bones
    Tür: Doğaüstü, Komedi
    Yapım Yılı: 2019
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/8.5


    One Punch Man’ın kuzeni olarak adlandırabileceğim (aynı yaratıcının elinden çıkma) Mob Psycho 100’ün ikinci sezonu var karşımızda. Devam sezonu olduğu için doğal olarak fazla değinmeyeceğim. Mob Psycho nedir, hikayesine ve ilk sezonun incelemesine buraya tıklayarak ulaşabiliriniz.

    Arataka Reigen ve Mob lakaplı Shigeo Kageyama, gündelik yaşantılarına devam etmektedir. Bölümler ilerledikçe Reigen’in Mob’un yardımı sayesinde çözdüğü vakaları inceliyor ve Claw adındaki bir örgütün gizliden dünyayı ele geçirme planları yaptığına tanıklık ediyoruz. Akabinde Claw örgütü ve başkanları Suzuki Touchirou açığa çıkar ve Mob’u zorlayıcı bir mücadele başlar. 


    Mob Psycho 100’ün ikinci sezonunun en sevdiğim yanı Mob’un karakter gelişimi ve One Punch Man’daki Saitama gibi rakiplerinden bambaşka bir seviyede olmayışı. Tamam, Mob yine herkesten güçlü ama efor sarf etmesi gerekiyor. Özellikle Mob’un yüzde yüzüne ulaştıktan sonra “overdrive” moda geçip bambaşka bir karaktere bürünmesini sevdim. Karakter gelişimi demiştim, Mob artık eskisi gibi pısırık, bunu yap, şuraya git Mob değil. Kişiliği oturuyor, kendi kararlarını verebiliyor ve güçlerini kullanmadan azmiyle bir şeyler elde etmeye çabalıyor. Demem şu ki, küçük Mob artık itilip kakılan bir karakter olmaktan çıkıyor. 


    Çizimleri ve müzikleri bakımından anime her zamanki gibi tarzını konuşturuyor. Mob’un Saitama’ya benzerliği zaten ortada. Tıpkı ilk sezonda olduğu gibi çoğu zaman absürt ama kaliteli çizimler bizleri bekliyor. Ayrıca Mob’un tutuştuğu dövüşler izlenmeye değer olmuş. Psişik güçler, etrafta uçuşan nesneler derken atmosferi yaşıyorsunuz.

    Mob Psycho 100’ün ikinci sezonu için aslında anlatabileceklerim bu kadar. Çizgisini sürdürmeyi devam ettiriyor ve bahsettiğim gibi Mob’un gelişimini izlemek keyifli. Ayrıca Mob’un dövüşlerinin Saitama’nınkinden farklı olarak acaba yenilir mi sorusuna açık kapı bırakması da bence bir artı. 

  • Kaiji: Ultimate Survivor İncelemesi

    Yönetmen: Yuzo Sato
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Psikolojik, Dram, Gerilim
    Yapım Yılı: 2007
    Bölüm Sayısı: 26
    Anime Puanı: 10/9


    Itou Kaiji, arabaların armalarını çalarak geçimini sağlayan bir serseridir. Bir gün kendisini Endou adında bir adam ziyaret eder ve ona borç tahsildarı olduğunu, Kaiji’nin daha önce birlikte çalıştığı arkadaşının kefil olduğu 300.000 yenlik borcunu ödemesi gerektiğini söyler. Artık 3.850.000 Yen olan bu borcu kapatması için Kaiji’ye bir şans verilir: Kendisiyle aynı durumdaki bir grup insanla birlikte bir tekneye binecek ve aralarında kazanma şansları çok düşük bir kumar oynanacaktır.

    Anime farklı sanat tarzıyla, kurgusuyla, müzikleriyle, psikolojik çözümlemeleriyle başyapıt olmayı başarıyor. Eminim izleyenlerin çoğu (ki pek bilinmeyen bir seri) bu animeye başyapıt gözüyle bakmıyorlardır; ilginç kumar fikirlerinin işlendiği, gerilim odaklı bir yapımdır sadece. Oysa kibir, aşağılık kompleksi, paranın anlamı, umut, ölüm ve insan hayatı hakkındaki fikirlerini Kaiji’nin veya bir başkasının hissettiklerini hem “hayal” diyebileceğimiz durumlara, hem de gerçek hayatı “hayal” ürünü olan bu hikâyedeki bazı sahnelere benzeterek bize sunması onu edebi bir eser haline getiriyor. Ancak bizi ölümü düşünmekten çok, akıl oyunları tatmin eder. Elbette hayatta kalmak için kötü bir eylem yapmak zorunda olunduğu zaman “Bunun kötü olduğunu biliyorum. Neden bilmiyorum ama ruhum buna şiddetle karşı çıkıyor. O halde bu kötüdür” tarzı bir düşünce yüzeysel gelebilir. Anime en azından kan emici zenginlere karşı mücadele eden (Kendi düşüncesi. Lüks araçların armalarını çalması da onlara olan nefretinden ötürü) ana karakterle empati yapmamızı sağlayarak bu soruyu hatırlatması açısından değerini koruyor. 


    Diğer yandan iş bulup çalışarak ailesini geçindirmek yerine kumar oynayarak borca batmış insanların başlarına gelenlerin kendi suçları olduğu da söylenmekten geri durulmuyor. Bu noktada az önce bahsettiğim “insan hayatına” bağlı olarak animenin çoğu yerde bencillik kavramına yoğunlaştığını söyleyebilirim. Bir de bu kötü, sefil alt tabakadan ve hatta şeytan bile daha kötü olan zenginlerin, ürettikleri “kısıtlı taş, kağıt, makas” oyununu kaybetmeleri sonucunda altındakilerin bedenlerine büyük bir keyifle el koymaları veya öldürmeleri bir açıdan kapitalizm eleştirisi olabilir; “bir açıdan” dedim çünkü onu net bir şekilde yerdikten sonra “Peki, doğru sistem ne o zaman?” sorusuna cevap vermesi gerekir ki bu Nobuyuki Fukumoto’yu (Animenin mangakası) alanı dışına çıkarır bence.

    Çizimleri (özellikle burunlar) izleyiciyi rahatsız edebilir. Ben bunu özgün sanat olarak yorumluyorum. Karakterlerin sefil hayatları vücutlarına işlemiş gibi adeta. Müzikleri konusunda fazla söze ne hacet! Death Note’un müzisyeni Hideki Taniuchi var karşımızda. Açılış parçasına pek ısınamasam da kapanış parçasına hayır diyemedim. 


    Eksi yönlerine gelelim şimdi. Seride hikaye-anlatıcısının takibi kolaylaştırmasının yanında her detayı açıklamaya çalışmasıyla (örneğin Kaiji’nin arkasında şimşek çakıyor: “Kaiji’nin aklında bir düşünce parlamıştı” diyor) izleyeni ara sıra sıkıyor. Bir başka eksi yönü de baş kötümüz Kazutaka Hyodo’nun (Teiai Şirket’inin başkanı) fazla gülmesi. Bu sorunu çoğu gerilim animesinde görüyorum. “Bakın bu pis pis gülen adam var ya, işte o kötü adam! İnanmıyor musunuz? Valla kötü adam! Bak hala gülüyor!” diyor sanki bana. E anladık yani… İnsanın boğazı acır bir kere.

    Sonuç olarak sistem karşıtı ve nefesinizi tutarak izleyeceğiniz bu animeyi şiddetle, hırsla, elimi masaya vurarak öneririm. One Outs sevenler için not: Kaiji’yi Tokuchi Toua’yı seslendiren zat seslendiriyor.

  • Junji Ito: Collection İncelemesi

    Yönetmen: Shinobu Tagashira
    Stüdyo: Studio Deen
    Tür: Korku
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7


    Korku serileri ile ünlü Mangaka Junki Ito’nun eserlerinden uyarlanan animede, 12 bölüm boyunca farklı hikayelere göz atıyoruz. Durum böyle olunca ortada bahsedebileceğim bir hikaye bulunmamakta. Kimi bölümü pür dikkat izlerken kimisi ise gerçekten çok sıkıcıydı. Özellikle son iki bölümü izlerken bu denli hayal kırıklığı yaratan bölümler ile seriye veda etmek birazcık üzücü oldu. 


    Peki, ne tarz hikayeler barındırıyor seri? Japon folklörü ve geleneksel hikayeleri beklemeyin. Kimisi bilindik vodoo, kimisi günümüz adetlerinden kimisi bayağı bir sıradan, kimisi tiksindirici, kimisi ise öyle ilginç ki, izledikten sonra düşündürüyor. Mesela benim favorim rüyaları giderek uzayan ve rüyalarını gerçek hayat gibi yaşayan adamın hikayesi oldu. Düşünsenize, günlerce, yıllarca rüya görüyorsunuz ve bir anda uyanıverip o dünyaya veda ediyorsunuz. Ya da yolların evlerin içinden geçtiği ve özel hayatın olmadığı bir bölüm vardı. Burada da herkes maske takıyordu. Yemek masasında oturuyorsunuz ve ön kapıdan insanlar geçip arka kapıdan yollarına devam ediyorlar. Acayip bir fikir:)

    Korku olarak lanse edilmesine karşın animenin korku unsurlarını bulundurmadığını belirtmek isterim. En azından biz izlerken korkmaktan ziyade meraklandık ve dediğim gibi kimi bölümü merakla, kimisini uyuklayarak izledik. Korkudan ziyade farklı, çekici bir atmosferi var ve bu da hikayelerinden kaynaklanıyor. Çizimleri ise dijitallikten çok uzak ve doğal. Hatta bana biraz nostalji bile hissettirdi diyebilirim. Çizimleri ve hikayeleri birleşince hani kapalı gişe oynatan değil de ikinci sınıf düşük bütçeli filmler olur ya, öyle bir havası var. Müzikleri ve seslendirmeleri ile standartların üzerinde. Özellikle Souichi-kun’u seslendiren Yuuji Mitsuya çok başarılıydı. Ayrıca The Pinballs’ın seslendirdiği Shichiten Battou no Blues adındaki açılış parçası dinlenmeye değer. 


    Junji Ito: Collection, özünde çok iddialı bir anime değil. Sıralamalarda, en iyilerde falan bu animeyi görebilmeniz çok zor. Lakin kendine has havası ve hikayeleri ile izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. En azından başka animelerde asla göremeyeceğiniz garip olayları izleme garantisi veriyor. 

  • Donten ni Warau İncelemesi


    Yönetmen: Hiroshi Haraguchi
    Stüdyo: Doga Kobo
    Tür: Tarihi, Aksiyon, Fantastik
    Yapım Yılı: 2014
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/8
     

    Evet, yeni bir anime inceleme yazısı ile geldim. Son zamanlarında sürekli anime izlemiş biri olarak sizinle bu aralar anime yazılarıma sıklık vereceğim. Hadi animeye geçelim :)

    Meiji Döneminde gerçekleşen batılılaşma hareketleri sebebiyle insanların kılıç taşıması yasaklanmıştır. Bunu kabullenemeyen bir grup samuray isyan halindedir. Suç oranındaki artış sebebiyle suyun üzerine bir hapishane kurulur. Bu suçluları yakalayıp, hapishaneye teslim etme görevi de Kumou ailesindedir. 14. Kuşak Kumou ailesinin lideri ve aynı zamanda büyük abi olan Kumou Tenka ortanca kardeş Kumou Soramora ve küçük kardeş Kumo Chuutorou bütün zamanlarını suçluları yakalayıp teslim etmektedir. Bir gün 300 yılda bir dirilen şeytan Orochi’nin varlığını öğrenirler. Bundan sonra hem suçlulara hemde Orochi şeytanına karşı savaşacaklardır.


    Anime 12 bölümlük çıtır çerez diyebileceğimiz animelerden. Benim gibi taktım mı takıyorum diyenlerdenseniz tek oturuşta bitireceğinizi düşünüyorum. Çıtır çerez dediysem yanlış olmasın öyle boş bir anime değil. Çizimleri, müzikleri, konusu ve karakterleri ile gayet yerinde. Hem sizi gülmekten çatlatacak hemde bazı yerlerinde gözlerinize tozları kaçırtacak.. Özellikle bir sahnesi var ki.. Öhöm. Sadece animenin kısalığından yakınabilirim sanırım. Çünkü yetmiyor, yetmedi. En az 16 bölüm, hatta 24’e kadar gidermiş.

    Büyük kardeş Kumou Tenka; aşırı rahat, güler yüzlü, kafasına göre takılan, bütün yükler omuzunda olan ama herşeyle dalga geçebilen bir yapıya sahip. Abi gibi abi yahu ne diyeyim. Öyle ki.. Neyse, izleyenler anlayacaktır. Ortanca kardeş Kumou Soramora ise genç yaşında olmasının verdiği etki ile hatalar yapabilen ama zamanla olgunlaşan bir karakter. Dürüst ve abisini örnek alan bir çocuk. Ve en küçük kardeş Kumou Chuutorou. Seni yerim çocuk dedirtiyor gerçekten. Size bütün duyguları yaşatan bir çocuk. Animelerdeki bu tarz çocuk karakterleri izleyemeye bayılıyorum cidden.


    Anime Shoujo etkiketine sahip lakin romantik bir anime diyemeyiz. İçerisinde romantik kısmını karşılayan bir çiftimiz var kendileri boşrollerde değiller. Ama çok tatlılar, bunu söyleyebilirim sanırım. Romantizm yerine aşırı sağlam ve güzel işlenmiş kardeşlik bağları var. Böyle samimi ve içten olan animelerin yeri de her zaman ayrı oluyor, bilirsiniz.

    Bu anime benim rahatlıkla önereceğim bir anime oldu. Hem sıkmadan hemde keyifle ve merakla kendini izletiyor. Olaylar uzatılmadan kısa tutularak çözümlenmiş. Zaten 12 bölümcük. Benim gibi romantizm sevenlere, romantizmin “r” sini aratmıyor. Eğer sizde izlediyseniz veya izlemeyi düşünüyorsanız görüşlerinizi benimle paylaşın!


    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Akagami no Shirayuki-hime İncelemesi


    Yönetmen: Masahiro Andou
    Stüdyo: Bones
    Tür: Fantastik, Romantizm, Dram, Macera
    Yapım Yılı: 2015 - 2016
    Bölüm Sayısı: 12 + 12
    Anime Puanı: 10/7.5


    Ne? Yeni bir anime yazısı mı yazmışım. Ne? Çok mu sevmişim.. Ve evet. Yine shoujo türünde bir anime yorumu ile geldim. O zaman hemen bahsedeyim konusundan..

    Shirayuki eşsiz kızıl saç rengiyle doğan, şifalı bitkilerle uğraşan bir aktardır. Ülkesinin prensi Raji Shenazard onun saç renginin methini duyunca haremine katılmasını ister. Buna karşı olan hatun kızımız upuzun saçlarını kısacık keser ve komşu ülkeye kaçar. Ormandan geçerken Zen adında bir çocukla tanışır. Daha sonra olaylar gelişir. 
     

    Kahramanlarımız: Zen, Shirayuki, Mitsuhide Rouen, Kiki (Zen’in sağ kolları) ve Obi (ekibe sonradan katılır) Zen hatun kızımızın kaçtığı ülkenin prensidir efenim. Buradan kendisine maşallah’larımı gönderiyorum. Çünkü... İzlediğim en aşık olunası karakterlerden biriydi. - Yazdığım bütün anime yorumlarındaki erkek karakterlerinin mükemmel olması benim suçum değil. Lütfen (: -Sürekli kızın etrafında pır dönmesi samimi davranması... Çok şekerlerdi yahu. İlk aşk heyecanınızı hatırlıyorsunuz değil mi yada bastırdığınız fangirl duygularınızı, hayran olup, ayılıp bayılma hislerini... Heh işte bu anime o hisleri yaşatıyor insana. İzlediğim süre boyunca hep bir tebessümle izledim. Minik minik kalp çarpıntılarıyla..


    Animede herkesin belli bir karakteri var ve bu çizgi hiç bozulmamış. Dönem animesi olması da ayrı bir güzel. Shirayuki fazla iyimser bir karakter ama sizi rahatsız etmiyor. Birbirine güvenen ekip yaşanan maceraları, olayları hep birlikte çözüyor. Final bölümü pek tatmin etmeyebilir. 3.Sezon gelebilecekmiş gibi bitti. Aslında blogumda da yazdığım gibi anime için izleyici yaş aralığı biraz düşük olabilir. Baya pembiş bir anime çünkü. Nasıl diyeyim? Hayattan soyutlanıp, masal tadında bir şeyler izlemek isteyenler için ideal. Aynen böyle.

    Büyük bir senaryo beklemeden, fazla yormayan, sadece zaman geçirmek için tatlı bir şeyler arıyorum diyorsanız sizin için önerebileceğim bir anime. Bir sonraki anime yorumumda görüşmek üzere! 
     

    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Kamisama Hajimemashita İncelemesi

    Yönetmen: Akitaro Daichi
    Stüdyo: TMS Entertainment
    Tür: Fantastik, Komedi
    Yapım Yılı: 2012
    Bölüm Sayısı: 13 + 12
    Anime Puanı: 10/9


    Kamisama Hajimemashita izlediğim ilk animelerden ve o zamandan beri Tomoe’ye platonik olarak aşığım efenim. Evet, bu animeyi izlemek için araştırırken hep aynı yorumla karşılaşmıştım: ”Tomoe’ye aşık olacaksınız!” Öyle de oldu.. “Anime karakterine aşık olma hastalığı” diye bir hastalık var (shoujo sever hatunlar bilirler) ve bende o hastalığa yakalandım. Gerçi insan 27 yaşında olunca bir durup düşünmüyor değil. Ama olsun, gizlice de olsa kalbimize gömüp severiz. Öhöm!

    Momozono Nanami'nin babası borçlarını arkasında bırakarak evden kaçar. Eve gelen icra memurları Nanami’yi eşyaları ile kapı önüne atar. Gidecek yeri ve kimsesi olmayan kızımız, parkta otururken köpek tarafından kovalanan ağaca tünemiş bir adam görür. Ona yardım edip köpeği kovar, adam da karşılık olarak Nanami'yi alnından öper ve ona kendi evini vereceğini söyler. Adamın tarif ettiği yere giden Nanami kendini bir tapınakta bulur ve sonra olaylar gelişir. 


    Spoiler vermeden nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama karakterleri kısaca anlatacak olursam:

    Momozono Nanami
    Nanami parktaki adamdan alnına bir öpücük aldı ya hani sonra adamın tarif ettiği tapınağa gitti. Heh işte aldığı öpücük kontrat yerine geçiyor ve artık o tapınağın Tanrısı Nanami oluyor:) Tapınağın hizmetçisi olan Tomoe’yi kendi hizmetçisi yapabilmek için öpmesi gerek peki bu o kadar kolay mı?

    Tomoe
    Tilki ruhu. Tapınağın tanrısından aldığı öpücükle ona sonsuz itaat eden ve onu koruyan tapınak hizmetçisi.. Öyle bir karakter ki yemek yapmada çok iyi, temizlik yapıyor ve her şartta önce sizi düşünüyor, koruyor. (Gelde aşık olma!) Nanami insan olduğu için ona daha fazla dikkat ediyor, başı acemi Tanrı Nanami ile dertte yani.

    Mizuki
    Mizuki, Yonomori tapınağının yılan koruyucusu. Bazı olaylar sonucu yolu Nanami ile kesişiyor ve kızımıza aşık oluyor. Ömür boyu yanında kalmak istediği için de o uyurken gizlice onu öperek hizmetçisi oluyor. Tabi bundan sonrası aynı tapınağa sığamayan Mizuki ve Tomoe’nin itiş kakışlarıyla dolu.  


    2 sezon ve toplam 26 bölümden oluşuyor. Romantizmi komediyi o kadar güzel işlemişler ki sadece bunun için bile izlenebilir. Hatta yazarken çok özlediğimi fark ettim. Fırsatını bulduğumda tekrar izleyeceğim. Bu anime benim herkesi zorla oturtup izletmek istediğim bir anime oldu. Bazı şeyler vardır hayatımda daha iyisi gelse bile yeri hiç değişmeyen, bu da öyle işte. Shoujo sever olup bu animeyi izlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama tavsiyemdir. Bir sonraki anime yorumumda görüşmek üzere! 


    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Kaichou wa Maid-sama İncelemesi

    Yönetmen: Hiroaki Sakurai
    Stüdyo: J.C. Staff
    Tür: Komedi, Romantizm, Okul
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 26
    Anime Puanı: 10/9


    Bugün Kaichou wa Maid-sama animesi ile geldim. Mangasını Konusuna değinip ikisini de yorumlayacağım. Elimden geldiğince..

    Seiga Lisesi daha önce erkek lisesi iken, karma liseye dönmüştür. Erkek sayısının fazla olması sebebiyle kızları korumak isteyen Ayazawa Misaki öğrenci konseyi başkanı olmuştur. Sert ve kuralcı olan Misaki okul çıkışlarında Maid Latte cafesinde çalışmaktadır, bunu da okuldaki herkesten saklar. Sebebi, cafenin kuralları gereği hizmetçi konseptine göre müşterilerine hizmet vermesidir. Okuldaki imajının bozulacağından korkan Misaki bunu herkesten gizlerken okulun altın çocuğu Usui Takumi’ye yakalanır ve bütün hayatı değişir. 



    Anime 26 bölümden oluşuyor. O kadar şirin bir anime ki.. Size kahkahalar attırıp, kalbinizi çarptırıp, bazen de gözlerinizin dolmasına sebep oluyor. İzlediğim ilk yapımlardan olması nedeniyle de yeri bende ayrıdır. Hatta shoujo türünde anime izleyen çoğu arkadaş da aynı yorumda bulunacaktır çünkü cidden türünün sağlam animelerinden.

    Misaki karakterini çok sevdim kendisi en sevdiğim kadın karakterlerden birisi. Tartışmasız. Ve Usui.. Aşık olunacak anime karakterleri listesine ilk 3'den girer. Öyle bir adam. Bak yine aklıma düştü de..Usui sürekli Misaki'nin peşinde.. Bu yüzden Misaki ona "Sapık Uzaylı" lakabını takıyor. Usui.. Nasıl diyeyim, her eve bir tane lazım sanki.. -Çok mu fangirl yorumu oldu? Olsun.. Çok sevdim, seviyorum çünkü :D-


    Her anime de olan yarım kalma mevzusu burada da var ama bu konuda mangası imdadınıza koşuyor. Animesi final verdiğinde bir yanım yarım kalmıştı itiraf ediyorum hem bitişine hem de istediğim sonu göremeyişime üzülmüştüm ama manga –mangası olduğunu biliyordum ama okumaya cesaret edememiştim- aklıma geldi ve hemen başladım okumaya.. Zaten mangasını da animenin kaldığı yerden çevirmeye başlamışlar.

    Bence animesine mutlaka 2. Sezon gelmeli çünkü manga da o kadar güzel sahneler var ki.. Mutlaka canlandırılmalı.. Ama bu animeye bayılmış ve yarım kalmasına sinir olmuşsanız hiç durmadan mangasını okumaya başlayın, okumadığınıza pişman olabilirsiniz! Belki de manga okumaya başlamak için bir fırsat yaratmış olursunuz.


    Son zamanlarda mangadan çıkma dizileri çok sık görüyorum. Japon dizilerinden bahsediyorum.. Lütfen, lütfen, lütfen.. Bu animenin dizisi de mutlaka yapılmalı. Eğer bu tat da olacaksa tabi ki.. Usui'nin kanlı canlı halini görmek çok güzel olurdu❤

    Finali ise öyle güzel öyle tatlış.. Daha fazla konuşursam spoiler dolabilir buralar o yüzden susmalıyım diyerek gidiyorum ben. Böyle tatlış anime, manga avlarındayım bulursam tüketeceğim hemen. Önerilerinizi de alabilirim.

    Sağlıcakla, mutlu mesut kalınız.. Ve hayatınızın Usui'sini bulmanız dileğim ile.. :) Bir sonraki anime yorumumda görüşmek üzere! 


    Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)

    http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/

  • Tokyo Ghoul:re 2 İncelemesi

    Yönetmen: Toshinori Watanabe
    Stüdyo: Pierrot
    Tür: Aksiyon, Gerilim, Fantastik
    Yapım Yılı: 2018
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/5


    Uzun soluklu ve popüler Tokyo Ghoul serisinin finalini nihayet gerçekleştirdik. İyi ki de gerçekleştirdik diyorum çünkü benim açımdan Tokyo Ghoul artık can çekişmeye başlamıştı. Yazımda fazla bir şeyden bahsetmeyeceğim. Sonuçta Tokyo Ghoul:re sezonunun devamı var karşımızda. Kısa bir hafıza tazeleme dilerseniz, buraya tıklatarak her şeyin başladığı ilk sezona, buradan ikinci ve buradan da üçüncü sezonun ilk kısmına ulaşabilirsiniz.

    Üçüncü sezonun ikinci, komple Tokyo Ghoul serisinin son on iki bölümünde dediğim gibi olaylar üçüncü sezonun ilk kısmının bıraktığı yerden başlıyor. Biraz spoilere gireceğim bundan sonra, bu yüzden dikkat! Sasaki Haise, yani aslında hepimizin Kaneki Ken olduğunu bildiğimiz karakterimiz nihayet hafızasına geri kavuşmuştur ve yeniden Kaneki Ken olmuştur. Tabi insanlarla ghoullar arasındaki savaş son sürat devam emektedir ve Eto adlı güçlü ghoulun bir dizi girişimleri sayesinde olaylar gelişir de gelişir. Taa ki Kaneki dev bir solucana dönüşene kadar! 


    Solucan olayını ayrı bir paragrafta belirtmek istiyorum. Bir önceki izlediğim seri olan One Punch Man 2’de de devasa bir solucan vardı aynı tarz bir solucanı Tokyo Ghoul’da da görünce sinirlerim bozuldu diyebilirim:) Şimdi ise doğrudan düşüncelerimi belirteceğim: Tokyo Ghoul:re 2 kötü bir sezon. Gerek karakter gelişimi, gerekse solucan olayı, bazı önemli karakterlerin arka plana itilişi ve Arima için çizilen yolu izleyince seri için acıdım diyebilirim. Dövüşler her zamanki gibi başarılı ama tüm olay apar topar toparlanıp rafa kaldırılış gibi bir his yaratıyor. Son bölümün final sahnelerine eyvallah da diğer tüm bölümler hiçbir tat vermiyor. Özellikle karakter bolluğu yaşandığı için herkese sahne süresi verilmek istemesi sonucu azıcık ona azıcık buna odaklanmamız ve sonrasında boş vermemiz zaten başlı başına bir olay. Hikaye olarak zaten hak getire. Solucan arkadaşlar, hikayemiz dev solucan. 


    Çizimler için söyleyecek bir sözüm yok. Teknik kısmı zaten her daim Tokyo Ghoul’un en güçlü yanlarından birisi olmuştu. Tek değinmek istediğim olay kısaca saç olayı yine. Tokyo Ghoul’da bir karakterin saçı renkli değilse, yani ya siyah ya beyaz ise o karakterin saçı bir bakmışsınız siyah olmuştur ya da beyaz olmuştur. Buna artık alışın:) Kaneki ile de siyah başlıyoruz ve tekrardan beyaz ile bitiriyoruz mesela. Müzikler ise yine kalitesini konuşturuyor. Gerek açılış parası gerekse kapanışı alıştığımız kalitede.

    Tokyo Ghoul’un bitmesine hem sevindim hem üzüldüm. Üzüldüm çünkü aşağı yukarı beş senedir hayatımızdaydı. Sevindim çünkü böyle bir sezondan sonra benim düşüncelerime katılan insanların bir daha Tokyo Ghoul görmek isteyeceklerini sanmam. 

  • One Punch Man 2 İncelemesi

    Yönetmen: Sakurai Chikara
    Stüdyo:J.C. Staff
    Tür: Aksiyon, Komedi
    Yapım Yılı: 2019
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/6


    2015 yılında Saitama adlı kel bir arkadaş girmişti hayatımıza. Mazlumu zalimin elinden kurtarmaya ant içmişti ve antrenman yapa yapa saçları dökmüş, güçlenmişti. Lakin bir terslik vardı. Saitama fazla güçlenmişti. Öyle bir güçlenmişti ki, diğer kahramanların zar zor yenebildiği düşmanları tek yumrukla alt edebiliyordu. Tek bir yumruk düşmanları için yeterliydi fakat ya Saitama için? Çok güçlü olduğu için içindeki heyecan da yavaş yavaş sönmeye başlamıştı. Neredeydi o güçlü canavarlar? Hep böyle mi olacaktı? Bu sorunun cevabını zaman gösterecek:) Öncelikle One Punch Man evreni hakkında biraz daha fazla bilgi almak ve izlemediyseniz ilk sezon hakkında bilgi almak için buraya tıklayarak 2015 yapım ilk sezona ulaşabilirsiniz. 


    Dört senelik aradan sonra ikinci sezonu elbette herkes hevesle bekliyordu. Bu arada One Punch Man, Madhouse’dan J.C. Staff’a geçmişti. Kimilerine göre bu geçiş çizimler açısından seriyi kötü etkilemişti. Benim görüşüm ise bu yönde değil. Çizimler evet, çok dikkatli bakınca biraz farklı ama kötü falan da hiç değil. Benim asıl derdim hikayenin gidişatı. İkinci sezon, ilkinin doğrudan devamı doğal olarak ve spoiler vermemek adına derinlemesine dalmayacağım. Saitama kahramanlar birliğinde, Genos ustasının yanında ve canavarlar da kendi birliğini kurmuş ve bir komplo peşindedir. Bu arada da Garou adındaki Bang Usta’nın eski öğrencisi kahramanları avlamaya başlamıştır. Kahramanlar ise bir yandan Garou ile bir yandan da canavarlar ile baş etmeye çalışıyordur. Saitama mı ne yapıyor? Hiçbir şey! Hiçbir şey çünkü olayın akışı Saitama’dan diğer karakterlere kaymıştır. Hatta animenin adını Saitama’nın arkadaşlarının macerası olarak bile değiştirebiliriz… 


    Yoğunluk Garou’un kahramanlarla çarpışmasına ve diğer çeşitli sınıflardaki kahramanların canavarlarla olan mücadelesi üzerinde. Arada Saitama çıkıp günü kurtarsa da çoğu bölümde birkaç dakika ya görünüyor ya görünmüyor. Göründüğü zaman da genelde konsol oyunları oynuyor. Oysa en keyifli anlar Saitama ekrandayken gerçekleşiyor. Saitama’nın konuşma tarzı, vurdumduymaz tavırları efsane. Onun dışında ise anime sıradan bir dövüş animesine dönüşüyor. Bu benim kişisel görüşüm ve ben diğer karakterlerin dövüşmesini görmek istemiyorum. Ben Saitama’nın ortaya çıkmasını, etrafı tek yumruğu ile dağıtmasını istiyorum. Etrafta yeterince dövüş içerikli anime var ve One Punch Man da bu sezon ağırlığını buraya vererek farklılığını yitirmiş durumda. Saitama’nın olmadığı çoğu sahnede açık söylüyorum: Sıkıldım. Bir de bir konuşuyorlar bir konuşuyorlar. Dövüşleri iki dakika, konuşmaları yirmi iki:) Zaten Saitama da ortada yok? Eee ne anladık One Punch Man’dan? 


    Çizimleri ikinci paragrafta biraz çıtlatmıştım. Bana göre gayet güzeller ve kalite babında bir değişme yok. Saitama’nın ciddi ve komik hali, Genos’un karizması, Garou’un tehlikeli aurası falan çok güzel yansıtılmış. Seslendirme kadrosunda da bir değişiklik yok. One Punch Man 2’yi Türkçe altyazı ile izledim ve belirtmeden geçmek istemiyorum; Adonis Fansub şahane bir çeviri örneği sergilemiş. Saitama’nın konuşma tarzını o kadar güzel Türkçe’ye uyarlamışlar ki, sanırsınız harbiden Türkçe konuşuyorlar:) Bundan sonra bir seriyi Türkçe izleyeceksem ilk önceliğim her zaman Adonis Fansub olacak.Son olarak animede yine harika bir açılış parçası var, dinlemeden es geçmeyin.

    One Punch Man 2 benim için ilkinin yanında hayal kırıklığı oldu. Saitama’nın arka plana atılması, uzadıkça uzayan diyaloglar derken ikinci sezon da bitti. Hikaye açısından aslında bir sorun yok animede ama benim bu animeyi izleme amacım Saitama’yı izlemekti ve kendisi nadir karşıma çıkacaksa ne anlamı kaldı animenin One Punch Man ismini taşıması? Tek tesellim, bir sonraki sezonda Saitama için ortam hazırlanmış gibi bir hava var. Umarım ilk sezondaki gibi ağırlık yine Saitama üzerinde olur da bolca eğleniriz. Asıl soru, yeni sezon için ne kadar bekleyeceğimiz yönünde… 

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan