• 11 Eyes İncelemesi

    Yönetmen: Shimoda Masami
    Stüdyo: Doga Kobo
    Tür: Fantastik, Aksiyon, Doğaüstü
    Yapım Yılı: 2009
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/6


    Aniden kızıl bir gece ortaya çıkıyor. Gerçekle yalan arasındaki uzay-zaman dünyasında… Kıza ve oğlana, acımasız Kara Şövalyeler saldırıyor. Onları böyle bir yere ne sürüklemiş olabilir? Acaba bu kabustan sonunda uyanabilecekler mi?

    Anime serimiz kendisini bu şekilde özetleyerek başlıyor. Özetimizde bahsi geçen kızımız Yuka, oğlan ise Kakeru. Bu iki arkadaş aynı yetimhanede büyümüştür, arkadaştan da ötedirler. Seri, ilk bölümünde geçmişten yedi yıl öncesinden görüntüler aktarır. Görüntülerde aynı yetimhanede bulunan Kakeru’nun ablası, Kakeru’nun gözlerinin önünde intihar etmektedir. Yuka ise bir duvar köşesinden olan biteni izlemektedir. Bu olayın üzerinden yedi yıl geçer. Onlar artık birer lise öğrencisidir. Yıllar geçmiş olsa da ablasının gözlerinin önünde intihar etmiş olması Kakeru’yu çok etkilemiştir. Bu onu daha içine kapanık ve sessiz biri haline getirmiştir. Her şeyden haberdar olan Yuka, Kakeru’yu asla yalnız bırakmaz; onu mutlu etmeye çalışır ve ona arkadaşlıktan öte bir his besler. Kakeru hala yetimhanede kalır fakat Yuka bir aile tarafından evlat edinilmiştir. Bu arada Kakeru’nun bir gözü doğuştan kör ve farklı bir renktedir. Bu nedenle o gözünü bir göz bandıyla kapatır. Gerçek dünyada bir işine yaramayan bu göz, bahsi geçen Kızıl Gecede çok işine yarayacaktır. 


    Kakeru ve Yuka bir gün arkadaşlarıyla buluşmaya giderken bir şey olur ve ikisi de aniden acı çekmeye başlar. Kakeru’nun kör olan gözünden ışık yayılır ve sonrasında kendilerini aslında aynı yer olan fakat ayın kapkara olduğu gökyüzünün ise kızıl olduğu, adına Kızıl Gece denilen bir dünyada bulurlar. Neler olduğuna veya nerde olduklarına anlam veremezlerken birden etraflarını yaratıklar sarar. Siyah kapkara bir hamura (en azından bana göre) benziyorlardır çünkü bir hamur gibi şekilleri değişebilmektedir. Jöle gibi de diyebiliriz. Korkunç görünüyorlar ama bana göre biraz da komik. Ağızları bir anda kocaman boyları kadar oluveriyor:) Bu yaratıklar aslında en zayıf yani güçsüz olanlarıdır. Bana göre onları ve bizi kızıl geceye yavaş yavaş alıştırma provaları bu:) Arkadaşlarımız daha yaratıklar ile savaşamadan aniden gerçek dünyaya dönerler. Ne zaman kızıl gece olacağı ve ne zaman gerçek dünyaya döneceklerini onlar da bilmiyordur. İzlerken “bunu kim belirliyor?” diye merak etmiyor değildim. Kara şövalyelerimiz var; yaratıkları gönderen, onlar olabilir mi? :)

    Yuka ve Kakeru daha sonra farkına varacaklar ki, aslında kızıl geceye gönderilen sadece onlar değildir. Kendileri ile birlikte beş kişi daha gönderilmiştir. Seçilmiş olan bu yedi kişi “Kızıl Gece” olduğunda Kara Şövalyeler ve yaratıklar ile savaşmakta ve hayatta kalmak zorundalar. Nasıl mı savaşacaklar? Yedisinin de doğaüstü güçleri vardır. Gücünü en son açığa çıkaracak olanlar ise Kakeru ve Yuka olacaktır. 


    Gerçek hayatta veya kızıl gecede Yuka, Kakeru’nun her zaman yanındadır ve asla onu yalnız bırakmaz. Kakeru’da da Yuka’yı bitip tükenmek bilmeyen bir koruma isteği vardır ama bu istek aslında onu olduğundan çok daha güçsüz bırakacaktır. Bunu ise Misuzu adlı karakter sayesinde fark edecektir.

    Seçilmiş olan karakterlerimizden bahsedelim biraz:

    Kakeru: Dünyayı kurtaracak olan, Aeron gözüne sahip karakterimiz çok zayıf ve naif bir kişiliğe sahip ve
    aklını Yuka’yı korumakla bozmuş. İlk başlarda bunu anlayabiliyordum evet güzel bir şey koruma içgüdüsü ama biraz abarttı bence. En güçlü Kakeru gibi gösterilmeye çalışıyor ama aralarında en güçsüz olanı.

    Yuka: Çok samimi ve masum bir karakter. Kakeru’yu çok seviyor. Son bölümlerinde gücünü fark etmesiyle birlikte ona bir şeyler olacak ve sessiz, sinsi biri haline gelecek.

    Misuzu: Savaşçı kadın. Kusakabe adında savaşçı bir toplumun soyundan geliyor.

    Yukiko: Dransvania adındaki iç savaştan dolayı harap olmuş bir ülkeden geliyor. Gerçek hayatta çok sevimli olan Yukiko, kızıl gecede bambaşka biri haline geliyor. Bu arada kızımız ölümsüz. Yaralanıyor, göbeğinde kocaman bir delik açılıyor ve bir anda hoop eski haline geri dönüyor. Bu benim hiç beklemediğim bir özellikti. Yukiko’nun kız arkadaşlarına yapmaktan çok hoşlandığı bir şey var ki bunu şuanda buraya yazamıyorum ve neden dememe sebep oluyor. Neden Yukiko? Bunu neden yapıyorsun? :) İzleyin ve bunu kendiniz görün.

    Kukuri: Kakeru’nun intihar eden ablasına çok benzeyen bir görüntüye sahip, dilsiz karakterimiz. Aslında o gerçekten Kakeru’nun ablası. Ama bunu o bile bilmiyor :)

    Takahisa: Hikayemizin haylaz, vurdumduymaz çocuğu. Yukiko’dan hoşlanmaktadır ama duygularını bir türlü ifade edemez.

    Shiori: Engizisyon adında dünyayı ona kötülükte bulunabilecek her türlü büyüden korumak ve dünyanın yok olmasını engellemek için oluşturulmuş olan bir kuruldan geliyor. Bu kız ortaya her çıktığında çalan bir müzik var. Hem kulağa hoş gelen bir müzik hem de her an gerilim dolu bir olay olacakmış hissi veren bir müzik. Ama her duyduğumda beni mutlu ediyor.

    Başında da belirttiğim gibi dizimiz önce kendi özetiyle başlıyor. Sonrasında art arda iki müziğe yer veriliyor. İlki dini bir müzik. Hıristiyan marşı mı, müziği mi bilmiyorum ama onunla alakalı. Müziğin tarzı filmin heyecanının ve geriliminin habercisi gibi. İkincisi ise sözleri olan bir şarkı. Her bölüm başında olan bu müzikler fena değil, güzeller. 


     Her bölüm acaba diğer bölümde ne olacak diye düşündüren bir sonla bitiyor. Evet, bölüm sonları heyecanlandırıyor. Ama sonrasında sanki beklenti tam karşılanamıyor gibi. Kara Şövalyeler ile savaşlar daha uzun tutulabilirdi. Ya da daha çekişmeli geçebilirdi. Tam geriliyoruz bir anda kesiliveriyor. Konu güzel bence ama senaryo üzerine pek çalışılmamış gibi.

    Sorular son bölümlere doğru cevap buluyor. Fakat bazı soru işaretleri havada kalıyor ve bazen konu bütünlüğü bozuluyor. Sanki bir şey bulamamışlarda araya bazı saçma bilgiler eklemişler gibi. Ve sonu beni hayal kırıklığına uğrattı. Tamam, sevdiğim mutlu son ama kötü bir şekilde bağlanmış.Çizimler rahatsız etmiyor. Gayet doğal. Bir animede olması gerektiği gibi. Animeyi eğlenceli hale getiren Tadashi’nin mimiklerine bayılıyorum.

    Bu animede gördüklerinizin aslında göründüğü gibi olmadığını fark edeceksiniz. Neden mi? Bölümlerde Kızıl Gece’de seçilmiş arkadaşlarımızı etrafında her gördüğünde ‘’yardım edin’’ diyen kristal bir bölmeye hapsedilmiş masum görünüşlü bir de Liselotte’miz var. Liselotte masum, saf ve temiz görünüyor; Kara şövalyeler ve yaratıklarda bir o kadar korkunç ve kötü. Acaba gerçekte de olan bu mu? Eğer boş vaktiniz varsa izleyin ve görün… 

    1 comments:

  • 91 Days İncelemesi

    Yönetmen: Hiro Kaburagi
    Stüdyo: Shuka
    Tür: Dram
    Yapım Yılı: 2016
    Bölüm Sayısı: 12
    Anime Puanı: 10/7.5


    İzleyicisini Amerika’nın Illinois eyaletinin Lawless, yani Kanunsuz adlı şehrine götüren 91 Days, 1919–1933 yılları arasında süregelen “Prohibition” yani Yasaklanma Dönemi’nde geçiyor. Bu dönemde alkol alımı ve satımı hükümet tarafından yasaklanmıştır ve durum böyle olunca alkol dağıtımı yer altından, dolayısıyla mafyanın kontrolünden gerçekleşiyordu. Hükümetin uyguladığı önlemler de yetersiz kalınca bir takım örgütler giderek güç sahibi olmuştur.

    Olayların odak noktası Angelo Lagusa adlı gençtir. Babası Testa Lagusa güçlü bir mafya ailesinin önemli bir üyesidir. Soğuk bir kış günü, babası eve geldikten sonra Vincent Vanetti ve eşlikçileri evine uğrar. Vincent’in dediğine göre Don ölmüştür ve işler değişmektedir. Akabinde korkulan olur ve Lagusa ailesi katledilir. Tek sağ kalan Angelo olur ve kaçmayı başarır. Angelo, Avilio Bruno adını alarak Chicago’da yedi yıl ortadan kaybolur. Yedi yıl sonra ise eline gizemli bir mektup geçer. Mektupta intikam vaktinin geldiği ve o gün orada olanların isimleri yazılıdır. Durum böyle olunca Angelo, yeni adıyla Avilio, Lawless şehrine geri döner. Çocukluk arkadaşı Corteo ile iletişime geçen Avilio, yedi yıldan bu yana oldukça güç kazanmış olan Vanetti ailesinin içine sızmaya çalışacaktır. Bunun için de önemli bir isimle yakınlaşmaya başlar: Don Vincent Vanetti’nin oğlu Nero Vanetti. 


    91 Days adlı anime klasik bir mafya hikayesine sahip olsa da (isim değiştir, içeri sız, düşmanla kanka ol, intikam al gibi) aslınad heyecanlı bir başlangıç yapıyor. Küçük Angelo’nun başına gelenler, Avilio olarak geri dönmesi derken ilk bölümler adeta çerez gibi gidiyor. Derken anime duraklama ve sonra da gerileme dönemine giriyor. Son bölüme kadar bir nevi amacından sapıyor diyebilirim. Avilio’nun Vanetti ailesi için çalışmasını izliyoruz ki bu bölümlerde tempo ilk bölümlere nazaran bayağı bir düşüyor. Vanetti ailesinin pasifliği, Vincent’in aslında çok da matah bir adam olmadığı (gördüğüm kadarı ile bir işe yaramıyor), Nero ile yol maceraları derken açıkçası ben sıkıldım. Animenin son bölümüne kadar tempo düşük ilerlerken son bölüm tıpkı ilk bölümler gibi yeniden ivmeyi yukarı çıkıyor. Avilio’nun zekice planı ve tatmin edici sonu benim hoşuma gitti. Lakin, o aşamaya gelene kadar bir olay yaşandı ki aslında animeyi orada kafamda bitirdim. Bir sonraki paragraf tamamen spoiler olacak bu yüzden seriyi izlemediyseniz şiddetle okumamanızı öneririm.

    Animenin onuncu bölümünde şüpheli duruma düşen Avilio’dan şüpheleri ortadan kaldırmak için tek dostu Corteo’yu vurması isteniyor. Ve Avilio da bunu yapıyor!? Yani anlamadığım; intikam için tek dostunu öldürmen gerekli miydi? Sana yardım eli uzatan? Kaçtığında evine alan? Ve üstelik sen intikam al diye kendini feda etmeye hazır olan birisini şüpheleri üzerinden kaldırmak için öldürmek? Peki Corteo’nun intikamını kim alacak? Sen yoluna devam et diye kendini feda eden adamın? Değdi mi şimdi intikamını aldığında? Bilmiyorum anlatabildim mi? 


    Animenin çizimleri gerçekçi bir çizgide ilerliyor. Abartılı saçlar (Fango hariç. Kendisi animenin en iyi yönüydü) değişik kıyafetler falan yok. Normal karakterler, silahlar, kan vs. ile derken 91 Days’in çizimleri genel olarak güzel. Fakat karakterler çizimleri bazı anlarda gözle fark edecek derecede garipleşiyor. Paylaştığım resimlerden birinde sarışın ve gözlüklü adama bakarsanız az çok ne demek istediğimi anlarsınız. Müziklerine ise söyleyecek bir lafım yok. Özellikle açılış parçası “Signal” çok gerçekten çok iyi bir parça.

    91 Days birçok kesim tarafından 2016’nın en iyi animelerinden birisi olarak görülüyor. Evet, anime çok iyi bir başlangıç ve bitiş yapıyor ama ortası en azından bana göre bir hayli sancılı. Sürekli övüldüğü için beklentim de yüksek olunca izlediğim karşısında biraz hayal kırıklığı hissedemeden edemedim. Kısacası demek istediğim, 91 Days güzel bir anime ama yılın animesi olacak kadar da değil. 


    0 comments

  • My Neighbor Totoro İncelemesi

    Yönetmen: Hayao Miyazaki
    Stüdyo: Studio Ghibli
    Tür: Fantastik, Macera
    Yapım Yılı: 1988
    Bölüm Sayısı:Film
    Anime Puanı: 10/8


    En sevdiğim yönetmen ve senarist Hayao Miyazaki’den bir klasik daha. Orjinal adı ile Tonari no Totoro veya ülkemizde yayınlanmış adı ile Komşum Totoro, 1988 yapımı ve ülkemizde ilk yayın tarihi 6 Temmuz 2007’dir. Süresi 86 dakikadır.

    İki kardeş ve bir babadan oluşan ailemiz oluşturuyor hikayeyi. Elbette civar evlerden birinde yaşayan Kanta’yı da unutmamak lazım. Civar evler diyorum çünkü burada bulunan evler kırsalda, yani bir nevi köyde yer aldığı için birbirine mesafeleri oldukça fazla. Bizdeki gibi yan yana değiller. Ailemiz annenin rahatsızlığından ötürü, annenin kaldığı hastaneye yakın bahsettiğimiz bu köyde bulunan bir eve taşınır. 


    Ailemizin evine yakın oturan Kanta, aileden ve taşındıkları evden başta korkmakta ve uzak durmaktadır. Kanta, evin perili olduğunu iddia etmektedir. Evet, evde bazı farklı yaratıkların olduğunu abla olan Satsuki ve minik Mei de fark edecektir. Aslında bunlar görüldüğü kadar da korkutucu değillerdir. Havada toz gibi uçuşuyorlar ve garip bir ses çıkarıyorlardır. Başta biraz ürkütücü gelse de bence çok şekerler. Kömür renginde şekerlemeler gibi.

    Burayı perili bir ev haline getiren aslında komşumuz Totoro’dur. Totoro ile ilk olarak minik Mei tanışacaktır. Ardından abla Satsuki. Bakmayın abla dediğime aslında o da küçük. Ama abla olmanın verdiği bir sorumluluk ve içgüdüyle, her ne kadar bazı durumlarda korksa da cesaretli olmaya çalışıp, kardeşini korumaya ve onu da cesaretlendirmeye gayret etmektedir. 


    Totoro’ya komşu denmesinin nedeni Totoro’nun ailenin taşındığı evin hemen yanındaki ormanda yaşıyor olmasıdır. Totoro aslında bu ormanın ruhudur ve doğaüstü güçlere sahiptir. Toprağa bırakılan bir tohumu kocaman bir ağaç haline getirebilir veya rüzgar çıkarabilir. Totoro’yu ben kocaman bir tavşana benzetiyorum. Ayıya benzetenlerde var. Bakalım siz neye benzeteceksiniz:) Totoro’muzun bir de özel bir ulaşım aracı vardır: Catbus… Aslında bir kedi olan minibüs; istediği zaman normal bir kedi, istediği zaman bir minibüs şeklini alabiliyor. Öyle bir minibüs ki gitmek istediği yere bir çırpıda gidebiliyor, hatta elektrik tellerinin üzerinden bile ilerleyebiliyor. Bunu görüp de içerisinde bir yolculuk hayal etmeyen eminim ki yoktur.

    Yapım yılına göre çizimler ve renklendirmeler harika. Anime ilerlerken diyalogsuz olan bölümlerde ağaçlarla, çimenlerle kısacası bol yeşille birlikte verilen bir fon müziği de size huzur veriyor. Hayao Miyazaki’nin tüm animelerinde genelde kullandığı bir şeydir doğa güzellikleri. Huzur verici. Her animesi gibi Miyazaki’nin bu animeyi de şiddetle tavsiye ederim. Bence zaman kaybetmeyin, iyi seyirler dilerim.

    Küçük bir bilgi: Hayao Miyazaki’nin birçok anime isminde ‘’no’’ bulunur. Bunun nedeni ismin görselliği açısından daha çekici bulunduğudur. 


    1 comments:

  • Copyright © - Nisekoi - All Right Reserved

    ANIME-İNCELEME Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan