Gyo: Tokyo Fish Attack İncelemesi
Yönetmen: Takayuki Hirao
Stüdyo: Ufotable
Tür: Korku, Doğaüstü
Yapım Yılı: 2012
Bölüm Sayısı: OVA
Anime Puanı: 10/9
Stüdyo: Ufotable
Tür: Korku, Doğaüstü
Yapım Yılı: 2012
Bölüm Sayısı: OVA
Anime Puanı: 10/9
Korku hikayeleri ile ünlü Mangaka Junji Ito’nun eseri olan Gyo: Tokyo Fish Attack, daha önce işlendiğini görmediğim bir temayı ele alıyor: Karaya çıkan balıklar! Konumuza geçmeden önce Junji Ito’nun farklı eserlerinden oluşan 2018 yapımı Junji Ito Collection adlı on iki bölümlük bir animenin olduğunu da belirtmek isterim.
Yaklaşık yetmiş beş dakika süren bu filmde balıkçıların ağlarına takılan garip balıklara tanık olarak giriş yapıyoruz. Akabinde Okinawa’ya geçiyoruz. Kaori ve iki arkadaşı mezuniyetlerini kutlamak için Kaori’nin nişanlısı Tadashi’nin amcasına ait villaya gelmişlerdir. Lakin kızlar eve girer girmez onları berbat, çürümüş ceset gibi bir koku karşılar. Çok geçmeden kokunun kaynağı belli olur: Örümcek gibi ayakları olan bir balık. Balık ufak olduğu için şaşkınlıklarını atan kızlar, balığı adeta ezer ve bir poşete koyarak çöpe atar. Elbette şaşırırlar ayaklı bir balık görünce ve Tadashi’nin amcasına sormayı akıllarından geçirirler. Derken daha büyük balıklar (köpek balığı mesela!) karaya vurmaya başlar ve çok geçmeden Okinawa tatili bir kabusa dönüşür. Ve yine çok geçmeden olaylar Tokyo’ya ve hatta tüm dünyaya yayılır.
Kısa adı ile Gyo, ilginç bir salgın teması ile beni cezp etti diyebilirim. Evet, biraz zorlama. Nasıl oluştukları anlatılıyor ama işin içine azıcık doğaüstü de giriyor ve metal uzuvlara sahip ceset balıklar üzerine düşündükçe “saçma” olduğu fikrine daha çok kayılıyor ama günümüzde üzerine kafa yordukça o kadar çok saçma gelen temalar var ki… İsmi lazım değil, bir film vardı; zombi aşık olup kalbi yeniden atmaya başlıyordu:) Bunun gibi mesela. Bu yüzden Gyo’da da sadece olaya odaklandığınızda ve bir saniye bile gerçek olduğunu düşündüğünüzde oluşan düşünce tüyler ürpertici. Üstelik zombiler gibi bu iğrenç balıklar da insanlara virüs bulaştırabiliyor ve insanların başına gelenler bence zombi olmaktan çok daha beter. Başlarına neler geldiğinden bahsetmeyeceğim, ancak izlerseniz görebilirsiniz.
Çizimleri bakımından anime klasik bir 2D anime olarak karşımıza çıkıyor. CGI’a boğulmamış, gerçekçi karakterlerin ön planda olduğu kaliteli çizimler. Bir elin parmağını geçmese de +18 sahneler animede mevcut. Dolayısıyla anime özellikle küçük çocuklarla beraber izlenecek türden değil. Müzikleri için yorum yapmayacağım çünkü animede fazla müzik yok. Seslendirmeler de dikkatimi çeken bir kusur veya harika diyebileceğim bir an bulunmuyor. Herkes işini yapmış, o kadar.
Junji Ito’nun eserlerinden oluşan animeyi daha önce izlemiştim ve karşıma Gyo çıktığında ve Ito’nun ismini gördüğümde tamam dedim, bu anime kesin sıra dışı, absürd, tuhaf bir şeydir. Ve aynen düşündüğüm gibi de oldu. Eğer Gyo’yu izleyip beğenirseniz Junji Ito Collection’a da bir göz atın derim veya tam tersi Collection’u izlediyseniz bu anime filmi size de hitap edebilir.
Junji Ito’nun eserlerinden oluşan animeyi daha önce izlemiştim ve karşıma Gyo çıktığında ve Ito’nun ismini gördüğümde tamam dedim, bu anime kesin sıra dışı, absürd, tuhaf bir şeydir. Ve aynen düşündüğüm gibi de oldu. Eğer Gyo’yu izleyip beğenirseniz Junji Ito Collection’a da bir göz atın derim veya tam tersi Collection’u izlediyseniz bu anime filmi size de hitap edebilir.
No Guns Life İncelemesi
Yönetmen: Naoyuki Ito
Stüdyo: Madhouse
Tür: Cyberpunk, Aksiyon
Yapım Yılı: 2019
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/5
Stüdyo: Madhouse
Tür: Cyberpunk, Aksiyon
Yapım Yılı: 2019
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/5
Köklü anime stüdyolarından Madhouse’un yapımcılığını üstlendiği No Guns Life, yakın gelecekte ve cyberpunk temasının hakim olduğu bir dünyada geçiyor. Bu dünyada insanlar Extended adı verilen cyborglara dönüşmüşlerdir. Kimisi bir kolunu, kimisi bacaklarını kimisi de kafası dahil komple vücudunu metalleştirerek “over extended” olmuştur. Extended furyası, özellikle büyük savaş adı verilen savaştan sonra yerel halk arasında da yaygınlaşmıştır. Gelgelelim bu savaşta boy göstermiş olan extendedlerin bir çoğu artık hayatta kalmak için suça bulaşmak durumunda kalmıştır. Kocaman bir revolver kafasına sahip olan ve sona eren büyük savaşın en etkili silahlarından birisi olan Juzo Inui, animenin başkarakteridir ve extendetlerin sorunlarını çözmeye çalışıp bir nevi arabuluculuk yapmaktadır. Yani bir müşteri Juzo’ya başvuruyor ve bir başkasının sorun çıkardığını, parasını ödemediğini gibi sıkıntıları Juzo’nun çözmesini istiyorlar. Tek farklılık bunların extended oluşu.
![]() |
Günün birinde bir extended Juzo’nun ofisine zorla girer ve yanında taşıdığı Tetsuro adındaki çocuğu korumasını ister. Daha sonra öğreniyoruz ki bu çocuk Berühren adındaki adeta dünyaya hükmeden ve extended teknolojisinin bir numaralı ismi olan şirketin CEO’su Soichiro Arahabaki’nin oğludur ve üzerinde çeşitli deneyler yapılmıştır. Bu deneylerin en önemlisi de “Harmony” adındaki teknolojidir. Harmony ile başka bir extendedin ikincil beynini (metallerin çalışmasına işe yarayan ve beyni destekleyen ikincil yapay beyin) beynini kontrol altına alarak komple vücudunu ele geçirmektedir. Anime boyunca Juzo’nun başından geçenler, Tetsuro ile yaşadıkları bizlere sunulmaktadır.
Tarz olarak No Guns Life’ta nostaljik bir hava yaratılmış. Yani her ne kadar cyberpunk olsa da özellikle çizimleri bakımından Trigun gibi eski animeleri andırıyor. Zaten açılış parçasından da kendisini belli ediyor. Sanki doksanlı yılların bilimkurgu temalı animelerine giriş yapıyoruz gibi. Bunun dışında ise No Guns Life için fazla övgü dolu sözler söyleyemeyeceğim. Öncelikle hikaye sarmıyor. Her bölüm genelde farklı bir hikaye işleniyor, genelde Juzo ön planda ama kimisinde de Testuro üzerine odaklanıyoruz. Lakin yaratılan dünya ve atmosfer hiç sarmıyor. Tiplemeler ilginç fakat dünya boş gibi. Hikayeye adapte olamıyorsunuz ve extended’ler ile ilgili birçok soru işareti birikiyor kafanızda. Mesela Juzo gerçekten insan mıydı? O koca silah kafası ile nasıl görüyor ve yemek yiyor gibi:) Dediğim gibi çizimler nostalji kokuyor ve en sevdiğim nokta oldular. Bu arada, bolca “fan servisliği” de ihmal edilmemiş. Müzikler ve seslendirmeler de genel olarak ortalamanın üzerinde.
Tarz olarak No Guns Life’ta nostaljik bir hava yaratılmış. Yani her ne kadar cyberpunk olsa da özellikle çizimleri bakımından Trigun gibi eski animeleri andırıyor. Zaten açılış parçasından da kendisini belli ediyor. Sanki doksanlı yılların bilimkurgu temalı animelerine giriş yapıyoruz gibi. Bunun dışında ise No Guns Life için fazla övgü dolu sözler söyleyemeyeceğim. Öncelikle hikaye sarmıyor. Her bölüm genelde farklı bir hikaye işleniyor, genelde Juzo ön planda ama kimisinde de Testuro üzerine odaklanıyoruz. Lakin yaratılan dünya ve atmosfer hiç sarmıyor. Tiplemeler ilginç fakat dünya boş gibi. Hikayeye adapte olamıyorsunuz ve extended’ler ile ilgili birçok soru işareti birikiyor kafanızda. Mesela Juzo gerçekten insan mıydı? O koca silah kafası ile nasıl görüyor ve yemek yiyor gibi:) Dediğim gibi çizimler nostalji kokuyor ve en sevdiğim nokta oldular. Bu arada, bolca “fan servisliği” de ihmal edilmemiş. Müzikler ve seslendirmeler de genel olarak ortalamanın üzerinde.
No Guns Life’ın ikinci sezonu Covid-19 yüzünden ertelenmişti ve 9 Temmuz 2020’de başlayacak. Fakat tahmin edeceğiniz üzere ben ikinci sezonu pas geçeceğim ve farklı kulvarlara yöneleceğim. Cyberpunk tarzını seviyorsanız ve göze hoş gelen has anime çizimlerinden hoşlanıyorsanız bir bakın derim ama hikaye olarak çok fazla bir şey beklemeyin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







0 comments