Jojo’s Bizzare Adventure: Golden Wind İncelemesi
Yönetmen: Yasuhiro Kimura, Hideya Takahashi
Stüdyo: David Production
Tür: Macera, Aksiyon
Yapım Yılı: 2018
Bölüm Sayısı: 39
Anime Puanı: 10/9
Bir Jojo incelemesi ile yeniden merhaba. Bu sefer karşımızda meşhur Jojo’s Bizzare Adventure serisinin beşinci hikayesi var. Yeni Jojo’muz Giorno Giovanna’nın hikayesine geçmeden önce; Jonathan Joestar ve Joseph Joestar’ın hikayesine buradan, Jotaro Kujo’nun uzun soluklu macerasına buradan (iki sezon ve ikinci sezonun ayrı incelemesi de var) ve Josuke Higashikata’nın hikayesine de buradan ulaşabilirsiniz.
Golden Wind’te hikaye 2001 yılında geçiyor ve İtalya’nın Napoli kentinde geçiyor. Birçoğumuzun favori Jojo’su olan Jotaro, Hirose Kouchi’yi görevlendirip Napoli’ye göndermiştir. Hirose buraya, Giorno Giovanna adlı 15 yaşındaki gencin bir tehdit olup olmadığını öğrenmek için gelmiştir. Neden mi? Çünkü Giorno, Jonathan Joestar’ın bedenine sahip olan Dio Brando’dan olma bir çocuktur. Jonathan’nın bedenini ele geçirdikten sonra genelde kadınları yemek ve eğlence olarak gören Dio, birisini hamile bırakmış ve Giorno dünyaya gelmiştir. Sarı saçlarını Dio’dan almış olsa da, kişiliği tamamen Jonathan’a çekmiştir genç Giorno’nun. Ayrıca Giorno’nun bir hayali vardır: İtalya’yı uyuşturucuya boğan Passione adlı örgüte sızıp üst kademelere çıkmak ve örgütü ele geçirip bu illeti yok etmektir. Giorno hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atar ve istemeden de olsa Bruno Bucciarati ile karşılaşır. Akabinde olaylar gelişir de gelişir ve 39 bölüm boyunca devam eder.
Hiç ummadığım bir şekilde beşinci hikaye Golden Wind benim en sevdiğim Jojo hikayesi oldu. Bunda da en büyük etkenin karakterler olduğunu düşünüyorum. Giorno, dediğim gibi kişiliğini Jonathan’dan almış ve üzerine kendisi de katmış. Joseph kadar fevri değil, Jotaro gibi ağır başlı değil, Josuke gibi dik kafalı hiç değil. Plan yapan, zekasına güvenen ve en önemlisi arkadaşlarından destek alan bir Jojo. 15 yaşında olması biraz saçma ama:) Karakterlere baktığımızda en gencinin yirmin üstünde olması lazım (gerek boy, gerekse olgunluk bakımından) fakat nedense animelerde genel bir kural gibi koca koca adamların yaşı 15 – 16’yı geçmiyor:)
Golden Wind’i diğer Jojo’lardan ayıran bir özelliği de sadece Jojo’ya, yani Giorno’ya bel bağlamaması. Karakterlerin bire bir dövüşlerini saymazsa, özellikle Stardust serisinde son noktayı daima Jotaro koyardı mesela. Bu sefer ise takım oyunu çok daha ön planda. İlk bölümlerde karakterleri ve Stand’larını tanıyabilmek için teker teker düşmanla dövüşlerini izliyoruz. Ondan sonra ise düşmanları beraberce alt ediyorlar. Kimi yerde Giorno’nun gücü yetmiyor mesela ve başarabiliyorsa tavsiye vererek destek oluyor. Kimi bölüm Bruno ön plana çıkıyor, kimi bölüm Mista kimisinde Giorno mesela. Anlatmaya çalıştığım, bu animenin yıldızı sadece Giorno Giovanna değil. Diğer karakterlerin de üstünde bir hayli duruluyor.
Stand’lar her zamanki gibi ilgi çekici. Bu açıdan sayın Mangaka Hirohiko Araki ve hayal gücünü tebrik ediyorum:) Karşıdaki düşman bir Dio veya Pillar Men olmasa da ciddiye alınacak birisi. Özellikle ulaşması zor oluşu ve bağlantıları ile bizim ekibi bir hayli zorluyor. Bölümler her daim hızlı ve hareketli geçiyor, tempo genelde üst seviyelerden düşmüyor. Bir tek son iki bölümü gereksiz buldum. Hikaye aslında 37. Bölümde sonuçlanıyor ama nedense bu sonuç iki bölüme yaydırılmış. Spoiler olmasın diye içeriğe girmiyorum. Bunun dışında dediğim gibi standlar ve yaşanan heyecan yetiyor.
Kendine has farklı çizimleri ile Golden Wind, “Jojo”luğundan hiçbir şey kaybetmemiş. Rengarenk, garip kaslı tipler, değişik şekiller falan… Jojo hayranları ne demek istediğimi anladı sanırım:) Gerektiğinde kopan uzuvlar ve bolca kan kullanılmaktan da çekinilmiyor. Bir diğer artısı da müzikleri. Benim favorim birinci açılış parçası Fighting Gold ve ikinci kapanış parçası Modern Crusaders. Bunların dışında Giorno’ya ait olan Giorno’s Theme’i de mutlaka telefonunuzda bulundurun:)
Bir önceki sezon için 39 bölüm uzun olmuş demiştim. Bu sezon için ise yerinde olmuş diyebilirim. Hatta daha da uzasa kendisini yormadan izlettirebilirmiş. Golden Wind’te bittikten sonra sıradaki hikayeyi beklemeye koyulduk bile. Sıradaki ne mi? Sırada Stone Ocean var ve ana karakterimiz bu sefer Jotaro’nun kızı (evet dişi Jojo!) Jolyne olacak.
Mahou Tsukai no Yome İncelemesi
Yönetmen: Norihiro Naganuma
Stüdyo: Wit Studio
Tür: Psikolojik, Dram, Gerilim
Yapım Yılı: 2017
Bölüm Sayısı: 24
Anime Puanı: 10/8
Merhabalar. Uzun zamandır anime yorumu girmemiştim. Ee, izleyemeyince tabi.. Bende çareyi bir süre önce izlediğim Mahoutsukai no Yome animesini yazmak da buldum. Çizimlerine vurulduğum bu anime zaman geçse de hala renkleri ve görseli ile hafızamda. Çok uzun ve detaylı bir yazı olmayacak ama.. Bahsedelim bakalım biraz.
Hatori Chise 16 yaşındadır ve bu yaşına rağmen çok büyük kayıplar yaşamış, artık yaşamaktan bıkmış bir kızdır. Ön görüsü kuvvetli olan Chise bazı varlıklar görmektedir. Aslında kendisi Slay Vega türünde bir büyücü. Ve hayatından o kadar umutsuz ve vazgeçmiş ki.. Onu açık arttırma ile satmak isteyen insanlara daha fazla karşı gelemiyor ve kabul ediyor. Chise'yi satın alan Elias Ainsworth yarı insan, yarı büyücü bir yarımlık. Chise'yi çırağı olarak yanına alacağını söylüyor. Halbuki asıl amacı Chise'den insani duyguları öğrenmek. Anime de Chise ve Elias'ın duyguları bulma yolunda maceralarını izliyoruz.
Anime içerisinde büyüler, ejderhalar, periler gibi bir çok fantastik öge mevcut. Türünün hakkını veren bir anime. Başta söylediğim gibi çizimleri de şahane. Sountrack'lerini çok sevdim. Özellikle opening çok iyiydi. Türünde belirtilmese de animede romantizm de mevcut. Animenin ismine baktığımızda Antik büyücünün gelini aslında ki Elias zaten Chise'yi gelini olarak istediğini de söylüyor. Başlarda ikili arasında romantizm olmasa da ileride bu konu değişiyor. Çok naif ve güzel bir romantizm oluşuyor ikisi arasında. Elias'ı gördüğümde ve romantizm olacağını öğrendiğimde bir şaşırmıştım nasıl olacak diye ama oluyor. Çok da tatlılar.
Elias'ın insani duyguları anlayamaması çok güzel yansıtılmıştı. Ortaya çok komik sahneler çıkıyor bu vesile ile. Ve Chise'nin de duygulardan bir haber olması ikisininde birbirini bulması güzeldi. Komedi sahnelerinde kullanılan çizimlere bayılıyorum ya:) Bu animede de bolca mevcut. Elias gibi ciddi birisi birden koca kafasıyla komik şeyler söyleyince. İzlemesi çok keyifliydi.
Son yorumuma gelirsek; sürekli olumlu yorumlarda bulunmuş olsam da neden bilmiyorum ama benim uzun bir süre unutamayacağım bir anime olmadı ne yazık ki. Aklımda güzel çizimleri ve tatlı dialoglarıyla kaldı daha çok. Ama hep aynı şeyi söylerim. O yapım ne kadar iyi olursa olsun insanın modu ona uygun değilse gerekli verimi alamıyor. Uyuşmuyor. Sanıyorum bende yanlış bir zamanda izledim bu canım animeyi. Mutlaka izleyin diyemem ama vaktiniz varsa bu güzel yolculuğa çıkıp keyifli vakit geçirebilirsiniz. Şu anda Dororo'yu izliyorum ama pek hızlı ilerleyemiyorum. En kısa zamanda izleyip yazmak istiyorum, bakalım.
Mangalar, Diziler, Filmler ve daha fazlası için Şemsiyenin Altındaki Kızın blogunu ziyaret etmeyi unutmayın :-)
http://semsiyeninaltindakikiz.blogspot.com/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











0 comments