• Solo Leveling Season 2 İncelemesi

    Yönetmen: Shunsuke Nakashige
    Stüdyo: A-1 Pictures
    Tür: Aksiyon, Bilimkurgu
    Yapım Yılı: 2025
    Bölüm Sayısı: 13
    Anime Puanı: 10/9


    Jujutsu Kaisen fırtınasından sonra Solo Leveling’in ilk sezonuna bir göz atmıştık, hatırlarsınız. O dönem çok büyük beklentilerle başlamamıştım açıkçası. Her yerde övülüyordu ama bir türlü o aşırı hype havasına kapılamamıştım. Şimdi de ikinci sezon geldiğinde, yine pek bir iştahım yoktu. "İzlerim bir ara." diyordum içimden. Ama işte ne olduysa arkadaşlar sağ olsun mutlaka izle dediler ve vardır bir dildikleri diyerek başladım. Ve bir baktım ki son bölüme kadar pür dikkat telefona yapışmışım!

    Peki, nerede kalmıştık? İlk sezon Jinwoo'nun "Sistem" ile güçlenme olayını öğrenmemizle, artık eski zavallı Sung Jin-woo’dan eser kalmadığını görmüştük. İkinci sezonla beraber Sung Jin-woo'nun gelişimi adeta hız kazandı. Hani ilk bölümde ezik, zar zor nefes alan biriydi ya? Şimdi bildiğin boss gibi gezmekte kendisi. Her bölümde daha da güçleniyor, bir noktada "Abi bu level atlamalar nereye kadar gidecek?" diye düşünmeden edemedim. 
     

    Diğer S seviye karakterleri de yavaş yavaş tanımaya başladık. Her biri farklı, enteresan tiplemeler. Hatta bir tanesi Sung Jin-woo’dan intikam almaya gelmişti de (kardeşi zindanda ölmüştü, bir tek Sung Jin-woo sağ çıkmıştı) onunla karşılaşamadığı için çok şanslıydı. Niye mi? Çünkü Sung Jin-woo tam anlamıyla S+ Pro Max Ultra Legendary seviyesinde bir karaktere dönüştü. Yani adam resmen bir Saitama havası estiriyor. Diyorum ki, Solo Leveling evreninde bir gün Sung Jin-woo ile Saitama kapışsa, vallahi sonucu kestirmek zor.

    Animasyonlar zaten ilk sezonda da iyiydi ama ikinci sezonda özellikle dövüş sahnelerinde kaliteyi bir tık daha üste taşımışlar. Açılış parçası Rewaker oldukça hit oldu ve ben de zevkle arada açıp dinliyorum. Yani anime teknik olarak kalitesini korumaya başarmış.

    Sezon her ne kadar bir ara sezon havasında geçse de, sonlara doğru öyle bir açıldı ki... O dövüş sahneleri, o karşılaşmalar... Şahane bir kapanış oldu.Yeni karakterler de eklenince kafamızda ister istemez "Eee şimdi ne olacak?" soruları peydahlandı. Özellikle sezonun sonundaki gelişmeler üçüncü sezon için beklentiyi tavan yaptırdı.Toparlarsak, çok büyük beklentilerle başlamadığım bu ikinci sezon, beklentilerimi kat be kat aştı. Her bölümünü büyük bir keyifle izledim ve şimdi üçüncü sezonu merakla ve sabırsızlıkla bekliyorum!
     

    0 comments

  • Beasters İncelemesi

    Yönetmen: Shin'ichi Matsumi
    Stüdyo: Orange
    Tür: Dram, Fantastik
    Yapım Yılı: 2019 – 2021 - 2024
    Bölüm Sayısı: 12 + 12 + 12
    Anime Puanı: 10/6


    Başlangıçta farklı tarzından dolayı pür dikkat izlemeye başlamıştım animeyi. Fabıl dünyasında geçen, hayvanların başrol olduğu bir anime olmasına rağmen şaşırtıcı derecede karanlık ve psikolojik derinliği olan Beastars, ilk sezonuyla beni bir güzel yakalamasını başarmıştıı. Her bölümde, acaba şimdi ne olacak derken bölümler ilerledikçe maalesef ilgim dağılmaya başladı. Seri finaline yaklaştıkça heyecanım tıpkı bir kış güneşi gibi yavaşça soldu. Son bölümlerde artık sadece “Hadi bitsin de kurtulayım” duygusuyla izlediğimi fark ettim. Üzücü ama dürüst olmakta fayda var.

    Hikayemiz, etobur ve otobur hayvanların bir arada yaşadığı medeni bir toplumda geçiyor. Ancak bu medeniyetin parlak cilasının altında vahşi içgüdüler, bastırılmış arzular ve bolca entrika kaynıyor. Okulda yaşanan gizemli bir cinayetle perde açılıyor ve işte bu noktada Legoshi adlı içe dönük, depresif ama şaşırtıcı derecede derinlikli bir kurtla tanışıyoruz. Başlarda klasik “utangaç dev” havasında olsa da zamanla karakterinde ciddi kırılmalar yaşanıyor. Haruka adındaki minik bir tavşanla olan ilişkisi… Aslında ilişki demeyelim, çünkü ne tam anlamıyla romantik bir ilişki ne de klasik bir arkadaşlık. Daha çok içgüdüsel bir karmaşa, bir çekim ama aynı zamanda yok etme dürtüsü. Onlara ek olarak Louie adında gururlu, mükemmeliyetçi bir geyik var ki bazen ondan nefret mi edelim yoksa sevelim mi bilemedim. İşte bu üçlü, hikayenin bel kemiğini oluşturmakta. 
     

    Fabıl tarzı bu evrende, toplum kuralları sıkı; etoburlar, et yememeye zorlanıyor. Market raflarında “sentetik et” satılıyor, bazı mahalleler ise tam bir kan pazarı. Bu düzenin iç yüzü ise tahmin edeceğinizden çok daha karanlık. Polis kontrolü, mafyavari yapılar, sokak suçları… İlk başta okul ortamında geçen olaylar bana ilgi çekici gelse de, bir süre sonra aynı mekanlar, aynı yüzler ve aynı bunalımlar sarmaya başladı. Neyse ki bir noktadan sonra olaylar okul duvarlarını aşıp sokaklara taştı da biraz nefes aldım ama dediğim gibi, o ilk baştaki heyecan maalesef yerini sırf tamamlama inadıyla izlemeye bıraktı.

    Animenin çizim tarzı gerçekten özgün. 3D CGI kullanımı ilk etapta biraz göz tırmalasa da alışınca karakterlerin keskin hatları, özellikle aksiyon sahnelerinde dökülen kanlar ve yansıtılan şiddet gayet etkileyici. Sert olabildiğinde sert, ama gerektiğinde de yumuşak geçişlerle ruh halini iyi yansıtıyor. Müzikler de oldukça dengeliydi. Açılış ve kapanış parçaları kulakta çınlamıyor belki ama asla “geç geç geç” dedirtecek kadar da kötü değildi. Kimi anlarda fonda çalan melodiler, gerilimi ya da hüznü güzel taşıyordu. 
     

    Şu an elimizde kalan 12 bölüm ve final sezonu. Dürüst olayım, çıksa da koşup ilk gün izler miyim? Muhtemelen hayır. Heyecanla geri sayım yapacağım bir final değil bu. Gelgelelim öyle bir an olur ki, yeni bir animeye başlamak içimden gelmez, ya da liste boşalırsa, işte o zaman final sezonuna bir şans verebilirim. En azından buraya kadar izledikten sonra yarım bırakmak istemem. Kısacası Beastars, güzel başladı ama benim gözümde yolunu kaybetti. Üzerine düşünülmüş bir evreni, derin karakter çatışmaları ve etkileyici atmosferiyle kendine has bir yer edindi ama temposunu koruyamayan hikâyesi ve zaman zaman gereksiz uzayan bölümleriyle bende kalıcı bir iz bırakmayı başaramadı.
     

    0 comments

  • Copyright © - Nisekoi - All Right Reserved

    ANIME-İNCELEME Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan