Poco’s Udon World İncelemesi
Yönetmen: Seiki Takuno
Stüdyo: Liden Films
Tür: Hayatın İçinden
Yapım Yılı: 2016
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/9
Yazmakta zorlandığım için İngilizce ismini tercih ettiğim Poco’s Udon World, yani orijinali ile Udon no Kuni no Kin’iro Kemari bizlere Souta ve Poco’nun yürekleri ısıtan hikayesini sunuyor. Tam adı ile Tawara Souta küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Liseyi bitirdiğinde Kagawa Bölgesi’nde küçük bir kasabada Udon (kalın erişte/makarna) dükkanı işleten babasına “senin mesleğini yapmak istemiyorum” diyerek baba mesleğini reddetmiş ve Tokyo’ya taşınarak web sitesi tasarımcısı olmuştur. Aynı şekilde Souta’nın ablası Rinko da evlenerek büyük şehre yerleşmiştir. Aradan yıllar geçer ve Souta otuz yaşındayken babası vefat eder. Durum böyle olunca eşyaları toparlamak ve kasabadaki evle ilgilenmek için Souta uzun yıllar sonra kasabasına geri döner. Çocukluk arkadaşları, nostaljik anılar derken Souta, babasının tozlu udon dükkanının tenceresinden bir tıkırdı geldiğini fark eder. Açtığında un çuvalına sarılmış altın sarısı saçları ile küçük bir çocuk görür. Tabi Souta da çocuk da ürker. Souta çocuğu komşunun çocuğu falan sarar lakin ne giden vardır ne de gelen. Souta çocukla bu ufak erkek çocuğu ile ilgilenmeye başlar ve aralarında giderek artan bir bağ oluşur. Souta çocuğu soran edene “bir arkadaşım bakmam için bıraktı” der ve bir süre sonra çocuğa Poco adı verilir. Fakat Poco’nun kocaman bir sırrı vardır. Küçük sevimli mi sevimli Poco aslında büyülü bir rakundur…
Poco’s Udon World, Barakamon, Usagi Drop veya Amaama to Inazuma gibi animelerdeki klasik yetişkin – küçük çocuk teması etrafında dönüyor. Tek farkı Poco’nun insana dönüşebilen bir rakun olması. Açıkçası bu olayı ilk gördüğümde (ilk bölümde zaten belli oluyor, o yüzden spoiler sayılmaz) biraz yadırgadım. Yani ne gerek vardı, normal çocuk olsaydı ya dedim fakat ikinci bölümde hemen ısındım çünkü “rakun” mevzusu aslında bir yan tema. Anime tamamen Souta ve Poco’nun günlük maceralarına, birbirleri ve çevrelerindeki insanlarla yaşadıklarına odaklanan, çoğu zaman tebessüm ettiren, kimi zaman duygulandıran tam bir “hayatın içinden” animesi.
Rakun olayı bir yana animenin başlığına koyulan Udon ismi açıkçası gereksiz. Tamam, Souta’nın rahmetli babası Udon dükkanı işletiyordu ve Poco’yu da ilk bu dükkanda gördük ama dahası yok ki? Bir de insan Udon ismini görünce ister istemez yemek animesi mi diye düşünüyor. Şahsen ben ilk gördüğümde öyle sandım. Oysa olayın udonu animenin adına koyacak kadar bir ağırlığı yok. Evet, bir bölümde udon yapıorlar ama kalan on bir bölüm? Kısacası udon diye betimlemek bence gereksizmiş.
İçerik olarak anime bu tarzı sunan serilerden pek farklı olmasa da (rakun mevzusu hariç) içerik olarak doyurucu. Özellikle serinin yıldızı Poco çok ama çok tatlı bir karakter. Tek sözcüklü cümleleri ile Poco’ya hayat veren Seyyu Kokido Shiho harika bir iş başarmış. Elbette Souta ve diğer karakterleri de es geçmemek lazım. Gerek Poco’nun gerekse Souta’nın gündelik yaşamını izlerken bölümler adeta peş peşe aktı. Aklıma yatmayan tek bir mevzu vardı o da “arkadaşımın çocuğu, bakmamı istedi” mevzusu. Tamam, bir – iki gün bakarsın da Poco dört – beş yaş civarında bir bebe. Akıl var mantık var, hangi ana bebesinden uzun bir süre ayrılabilir? Ayrıca kimse de doğru dürüst sorgulamıyor. Poco tam olarak hangi arkadaşın çocuğu? Nereden geldi pat diye? Ne zaman gidecek? “Bir süre benle kalacak” diyor Souta efendi. Diğer karakterler yemiş olabilir ama ben yemem arkadaş! :)
Animenin çizimleri ise rengarenk. Sarı saçları ve sarı yağmurluğu ile Poco zaten sahaların yıldızı. Ayrıca o mimikleri yok mu o mimikleri… Başka bir şey anlatmama gerek duymuyorum. Nakajima’nın üçgen dişleri ise iğrenç. Koymayın şu dişleri arkadaşım. Tokyo Ghoul: re’de Shirazu’nun dişleri de böyledi. Hiç sevmem. Açılış ve kapanış parçası ise standart hayatın içinden temalı animelere yaraşır parçalar. Ne eksiği var ne fazlası. Seslendirmelere ucundan değindim. Poco dışında diğer karakterlerin de performansları üst düzey.
Udon no Kuni no Kin’iro Kemari bir-iki minik eksikliğini saymazsak benim bir hayli severek izlediğim bir anime serisi oldu. Şayet bu tarz ebeveyn-çocuk ilişkisi içerikli animelerden benim gibi zevk alıyorsanız muhakkak öneririm. Bu arada, final tadında bir sonla veda etse de bu mangası hala devam (Ağustos 2018) etmekte. Yani gelecekte belki Poco ve Souta bir geri dönüş gerçekleştirebilir.
Grappler Baki: Saidai Tournament-hen İncelemesi
Yönetmen: Yatabe Katsuyoshi
Stüdyo: Group TAC
Tür: Aksiyon, Dövüş
Yapım Yılı: 2001
Bölüm Sayısı: 24
Baki’nin Dünya’nın en güçlüsü olma yolundaki serüveni devam ediyor. İncelemesine buraya tıklayarak ulaşabileceğiniz ilk sezonda yeraltı dövüş turnuvasını düzenleyen Mitsunari Tokugawa, bu sezonda da “silah kullanımı hariç her şey serbest” olan dünyanın en büyük turnuvasını düzenlemeye karar verir. Turnuvayı kazanan kişi Antik Roma pankration kemerini ve dünyanın en güçlüsü olan kişi Hanma Yujiro ile dövüşme hakkını kazanacaktır. Tokugawa bu turnuvada yer almaları için dünyanın dört bir yanındaki güçlü adamları arar. Öyle ki hayatı boyunca tam gücüyle dövüşmeye gerek duymamış adamlar, birçok dövüş ustası, namağlup boks şampiyonları, güreşçiler vs. olmak üzere toplamda 38 kişiyi bu turnuvada toplar. Yeraltı arenasının şampiyonu Baki’nin hedefi bu turnuvayı da kazanıp dünyanın en güçlü varlığı olan babası Hanma Yujiro’nun tahtına oturmaktır. Baki (boy: 167 cm, kilo: 71 kg), ilk raundda 240 cm boyunda ve kilosu 310 kg olan bir birisi ile karşılaşır. Aradaki cüsse farkına rağmen Baki, rakibini rahat bir şekilde yere serer. Ancak onu birbirinden zorlu rakipler beklemektedir. Ve bu turnuvaya katılanlardan biri de Baki’nin kardeşi, Hanma Yujiro’nun bir diğer oğludur…
Bu sezonda sadece Baki’ye odaklanmak yerine turnuvaya katılan diğer karakterlerin hikâyelerine kısa ve öz olarak yer verilmesi iyi olmuş. Geliştirmiş oldukları tekniklerinin en iyisi olduklarını kanıtlamaya çalışmaları, kendi dövüş sanatlarının altında yatan felsefeyi açıklamaları (güreş, karate, boks, kung fu, kenpo, jujutsu vs.) ve onların da bu hikâyeye katılmaları güzel bir olaydı. Aslında bu durum ilk sezonda da vardı ama orada yeraltı dövüşlerinin serinin sonlarına doğru gerçekleşmesi nedeniyle karakter sayısı azdı. Bu sezonda ise ilk bölümden itibaren turnuvanın başlaması karakterleri rahat bir şekilde tanımamıza olanak sağladı fakat bu sezonda olumlu bir yön müdür yoksa olumsuz bir yön müdür bilinmez ama Baki biraz geri planda kalmış. Sadece diğer dövüşleri izliyor, analiz ediyor ve kendi dövüşüne hazırlık yapıyordu. Ve bu sezonda mekân olarak yeraltı arenası dışında bir yer göremedik. Heralde bu da turnuvanın çok sayıda kişiden oluşmasından kaynaklanan bir durumdu. Ama kişi sayısı çok olsa da geçen sezonda da gördüğümüz Hanamaya’dan başkasına ısınamadım.
İkinci sezonda sadece dövüş izlemek sezonun ortalarına doğru biraz sıkılmaya başladığım anda güzel dövüşlerin olmaya başlaması (Hanayama – Orochi Katsumi, Orochi Doppo – Amanai Yu gibi ) , Hanma Yujiro’nun turnuvadaki dokuz kazanana birden meydan okuması ve ondan sonraki dövüşler animedeki heyecanı artırarak devam ettirdi. Sezonun sonlarına doğru da final müsabakasına ve Hanma Yujiro’nun Baki yaşlarındayken Amerikan ordusuna meydan okuyuşuna şahit olduk.
Devam sezonunda da çizim ve müziklerini beğenmedim. Çizimleri ilk sezonunkiyle aynıydı ve sanki bir anime değil de bir atari oyunu izliyormuşum gibi geldi. Açılış ve kapanış müzikleri de keza bana hani animenin bölümlerini çekmişler, hazırlamışlar ama gösterime vermeden önceki gün “Bir şey eksik ama ne?” diye düşünüp açılış ve kapanış müziklerini eklemişler izlenimini verdi ve sezonun sonunu yarım bitirmişlerdi. 2001 yapımı animenin bu zamana kadar devam serisi çıkmaması da ilginç bir durum. Neyse ki Netflix’in de olaya el atmasıyla Baki’nin 3. sezonu bu sene (2018) devam ediyor.
Sonuç olarak bu sezonun özellikle ortasından sonrası kesinlikle izlemeye değerdi. Baki’nin ilk sezonunu izlediyseniz ve dünyanın Hanma Yujiro’dan sonraki en güçlüyü belirlemek için yapılan yeraltı turnuvasında Baki’nin macerasının nasıl bir şekil aldığını merak ediyorsanız kesinlikle izlemelisiniz. Bu da bittiğine göre doğru 2018 yapımı sezonu izlemeye:)
Grappler Baki İncelemesi
Yönetmen: Nanba Hitoshi
Stüdyo: Group TAC
Tür: Aksiyon, Dövüş
Yapım Yılı: 2001
Bölüm Sayısı: 24
Anime Puanı: 10/7.5
Hanma Baki, 13 yaşında sokak serserilerinin ondan korktuğu bir gençtir. Öyle ki, Baki aynı anda yüz kişiye karşı mücadele verir ve bunlardan otuz yedisini haşat eder. Ancak bu ona yeterli gelmez çünkü o dünyanın en güçlüsü olmayı ister ve bu sebeple vücut geliştirme koçuna bağırıp onun yanından ayrılır. Sonrasında bir spor salonuna gider ve orada uluslararası boks şampiyonu Yuri Chakovsky ile karşılaşır ve ona meydan okur. Bu sırada da güce, dövüşe ve Baki’nin Dünya’nın en güçlüsü olma yolunda önündeki en büyük engeli, bütün dövüş sanatları tarafından Dünya’daki yaşayan en güçlü varlık olarak bilinen babası Hanma Yujiro’ya (Gulyabani, Şeytan) saplantılı olan annesi ona dövüşmesi için güçlü rakipler bulur. Hatta baştaki yüz kişiyi de o ayarlamıştır. Yuri’ye karşı mağlubiyet alan Baki daha da güçlenebilmek için dağların yolunu tutmuş ve macerası başlamıştır.
Her bölümünü merakla izledim. Ayrıca animenin ana konusu dövüş olsa da Baki’nin hedefinin peşinden gidişini, azmini, karşılaştığı zorluklarla başa çıkışını izlemek ve bunlardan ders almak güzeldi. Ayrıca dövüştüğü hayvan ve insanlarla birbirlerine karşı duydukları saygı sonucu kurduğu bağı izlemek de güzeldi. Özellikle Baki’nin Yasha maymunu ve annesiyle aralarındaki ilişkiler beni duygulandırdı.
Animede özel güçler, büyüler, özel silahlar vs. olmayıp gerçeklik çizgisinden çıkılmadan çıplak elle dövüşülse de bence yine de insan kapasitesinin çok çok üstünde güçleri olan kişiler vardı. Burada özellikle babası Hanma Yujiro’dan (aşağıdaki görselde Baki’nin arkasındaki kişi) bahsetmem gerekir ki kesinlikle insan olamaz. Korkunç, psikopat bir yaratık. Adam için sudan, yemekten önce gelen şey dövüşmek. Ve bunun için karısı, çocuğu dahil herkesi incitecek durumda. Hatta neler neler… Ekran başındayken korktum bu adamdan:)
Animenin çizimlerini ise beğenmediğimi söyleyebilirim. 2001 yapımı olduğundan mıdır nedir bilmiyorum ama bence kesinlikle daha net ve daha iyi olabilirdi. Çizimler bir süre sonra göz yoruyordu açıkçası. Müziklerine gelecek olursak açılış müziği biraz tempoluyken kapanış müziğinin temposu yavaştı. İkisinde de 90’ların fon müziğini kullanmışlar ve ikisini de aynı kişi seslendirmiş. Bence böyle bir anime için daha hareketli ve daha canlı bir müzik ve daha etkili bir ses kullanılabilirdi ki bu animeyi spor salonuna gitmeden önce motivasyon olsun diye ikişer üçer bölüm izleyerek giderdim. Bundan dolayı en azından açılış ya da kapanış müziğini spordayken dinlemek isterdim.
Grappler Baki, spora ve dövüş sanatlarına ilginiz varsa ve bunların yanında az önce yukarıda saydığım erdemleri kazanmak için terredüde düşmeden açıp izlemeniz gereken bir anime. Çünkü animede de denildiği gibi: “Her erkek, hayatında en az bir kez Dünya’nın en güçlüsü olmayı hayal eder.”
Souten no Ken: Regenesis İncelemesi
Yönetmen: Yoshio Kazumi
Stüdyo: Ploygon Pictures
Tür: Aksiyon, Dövüş, Dram
Yapım Yılı: 2018
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/6
Yaklaşık on iki yıl aradan sonra yeni sezonuyla karşımıza çıkan Souten no Ken, iyi mi etti yoksa kötü mü etti açıkçası ben de bilmiyorum. Bu konuda duygularım karışık:) Bir tarafa Hokuto no Ken gibi kült bir serinin kahramanı Kenshiro’nun ustasının abisi Kasumi Kenshiro, diğer tarafta ise gudubet CGI çizimleri. 2006 yapımı ilk sezonun incelemesine buradan geçiş yapabilmeniz mümkün.
Souten no Ken: Regenesis maceram biraz garip başladı. İlk bölümleri izlediğimde “ben bunu biliyorum yahu” hissine kapılınca Allah Allah dedim. Acaba bu bir devam sezonu değil de yeniden yapım gibi bir şey mi? Sonradan Yasaka karakterini görünce kafama dank etti: İlk sezonu izledikten sonra bir süre mangasını okumuştum!! :) Regenesis her ne kadar devam sezonu olsa da olayları başlatan hikaye yeni. Başta Führer olmak üzere Alman ordusu “Umudun Listesi” adlı bir listenin peşindedir. Tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bu listenin içeriği ise Erika adlı küçük bir kızdadır. Olaylar Erika ve koruyucusu Liu Fei Yan’ın giderek harabeye dönüşen Şangay’a gelmesi ile başlıyor. Şangay’da ise durumlar vahimdir. Ordular şehri talan etmiş, Kenshiro’nun “peng-yo”su (çok yakın arkadaş – kardeş) Pan Yu-Ling’in yönettiği çetede neredeyse yok olmuştur. Kısacası savaş çanlarının çaldığı bir ortamda bir sürü kaslı adam umudun listesinin peşindedir:)
Souten no Ken: Regenesis hikaye olarak açıkçası pek tatmin edici değil. Daha doğrusu; on iki sene sonra gelen bir devam sezonuna adapte olmak ve yarım bittiği için (devamı Ekim 2018’de) bağlanamama gibi bir sorunu var. Yani tam alışıyorsunuz, olayların içine girmeye başlıyorsunuz anime size bir sonraki sezonda görüşürüz diyor. Bir de şu an adını dahi hatırlayamadığım iki lüzumsuz karakter üzerinden komedi yapılmaya çalışılmasına ben utandım desem yalan olmaz. Öte taraftan dövüşler bir hayli zevkli. Kenshiro’nun kendine güveni tavan yapmış hallerini izlemek keyifli. Keyifli lakin ilk sezondaki gibi Kenshiro’nun dengi bir rakip bu gidişle göremeyeceğiz. Sürekli bir “over powered” yani aşırı güçlü durumu var. Tamam, Hokuto Shinken nihai dövüş sanatı ama biraz dengeli dövüşler izleyelim. Kenshiro’nun lafları, sigara yakışı falan karizmatik. Karşı taraf da genelde karizmatik ama bir dengesizlik söz konusu.
Ve geldik çizimlere… CGI’ı kim çıkardı arkadaş? Hadi çıktı, kim animeleri full CGI yapalım dedi? Megalo Box gibi buram buram doksanlar kokan bir anime izledikten sonra tamamen 3D’ye geçmek baş döndürdü desem yeridir. Hantal, gorilvari hareketler, devasa enseler, orantısız vücutlar ve sanki saniyede 10 fps söz konusuymuş gibi bir akışkanlık. Olmamış yani daha ne diyeyim. Fazla uzatmama açıkçası gerek yok. Bu anime Souten no Ken olmasaydı bu CGI’a hayatta katlanmazdım. Müzikler ve seslendirmeler ise oturaklı. Kenshiro’yu yine 2006 yılındaki seride de seslendiren 1961 doğumlu Yamadera Kouichi sesi ile hayat vermiş. Kapanış parçası pek matah değil ama rap tarzındaki açılış parçası çok hoşuma gitti.
Souten no Ken: Regenesis sadece Hokuto no Ken ve Kenshiro hayranlarına hitap ediyor düşüncesindeyim. Hele böyle bir CGI’ı başka kimse çekmez diye düşünüyorum. Gerçi bir müddet sonra alışıyorsunuz ama ilk bölümde o zehri yemek… Neyse, üçüncü sezonu bekliyoruz bakalım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















3 comments