Mob Psycho 100 - 2 İncelemesi
Yönetmen: Yuzuru Tachikawa
Stüdyo: Bones
Tür: Doğaüstü, Komedi
Yapım Yılı: 2019
Bölüm Sayısı: 13
Anime Puanı: 10/8.5
One Punch Man’ın kuzeni olarak adlandırabileceğim (aynı yaratıcının elinden çıkma) Mob Psycho 100’ün ikinci sezonu var karşımızda. Devam sezonu olduğu için doğal olarak fazla değinmeyeceğim. Mob Psycho nedir, hikayesine ve ilk sezonun incelemesine buraya tıklayarak ulaşabiliriniz.
Arataka Reigen ve Mob lakaplı Shigeo Kageyama, gündelik yaşantılarına devam etmektedir. Bölümler ilerledikçe Reigen’in Mob’un yardımı sayesinde çözdüğü vakaları inceliyor ve Claw adındaki bir örgütün gizliden dünyayı ele geçirme planları yaptığına tanıklık ediyoruz. Akabinde Claw örgütü ve başkanları Suzuki Touchirou açığa çıkar ve Mob’u zorlayıcı bir mücadele başlar.
Mob Psycho 100’ün ikinci sezonunun en sevdiğim yanı Mob’un karakter gelişimi ve One Punch Man’daki Saitama gibi rakiplerinden bambaşka bir seviyede olmayışı. Tamam, Mob yine herkesten güçlü ama efor sarf etmesi gerekiyor. Özellikle Mob’un yüzde yüzüne ulaştıktan sonra “overdrive” moda geçip bambaşka bir karaktere bürünmesini sevdim. Karakter gelişimi demiştim, Mob artık eskisi gibi pısırık, bunu yap, şuraya git Mob değil. Kişiliği oturuyor, kendi kararlarını verebiliyor ve güçlerini kullanmadan azmiyle bir şeyler elde etmeye çabalıyor. Demem şu ki, küçük Mob artık itilip kakılan bir karakter olmaktan çıkıyor.
Çizimleri ve müzikleri bakımından anime her zamanki gibi tarzını konuşturuyor. Mob’un Saitama’ya benzerliği zaten ortada. Tıpkı ilk sezonda olduğu gibi çoğu zaman absürt ama kaliteli çizimler bizleri bekliyor. Ayrıca Mob’un tutuştuğu dövüşler izlenmeye değer olmuş. Psişik güçler, etrafta uçuşan nesneler derken atmosferi yaşıyorsunuz.
Mob Psycho 100’ün ikinci sezonu için aslında anlatabileceklerim bu kadar. Çizgisini sürdürmeyi devam ettiriyor ve bahsettiğim gibi Mob’un gelişimini izlemek keyifli. Ayrıca Mob’un dövüşlerinin Saitama’nınkinden farklı olarak acaba yenilir mi sorusuna açık kapı bırakması da bence bir artı.
Kaiji: Ultimate Survivor İncelemesi
Yönetmen: Yuzo Sato
Stüdyo: Madhouse
Tür: Psikolojik, Dram, Gerilim
Yapım Yılı: 2007
Bölüm Sayısı: 26
Anime Puanı: 10/9
Itou Kaiji, arabaların armalarını çalarak geçimini sağlayan bir serseridir. Bir gün kendisini Endou adında bir adam ziyaret eder ve ona borç tahsildarı olduğunu, Kaiji’nin daha önce birlikte çalıştığı arkadaşının kefil olduğu 300.000 yenlik borcunu ödemesi gerektiğini söyler. Artık 3.850.000 Yen olan bu borcu kapatması için Kaiji’ye bir şans verilir: Kendisiyle aynı durumdaki bir grup insanla birlikte bir tekneye binecek ve aralarında kazanma şansları çok düşük bir kumar oynanacaktır.
Anime farklı sanat tarzıyla, kurgusuyla, müzikleriyle, psikolojik çözümlemeleriyle başyapıt olmayı başarıyor. Eminim izleyenlerin çoğu (ki pek bilinmeyen bir seri) bu animeye başyapıt gözüyle bakmıyorlardır; ilginç kumar fikirlerinin işlendiği, gerilim odaklı bir yapımdır sadece. Oysa kibir, aşağılık kompleksi, paranın anlamı, umut, ölüm ve insan hayatı hakkındaki fikirlerini Kaiji’nin veya bir başkasının hissettiklerini hem “hayal” diyebileceğimiz durumlara, hem de gerçek hayatı “hayal” ürünü olan bu hikâyedeki bazı sahnelere benzeterek bize sunması onu edebi bir eser haline getiriyor. Ancak bizi ölümü düşünmekten çok, akıl oyunları tatmin eder. Elbette hayatta kalmak için kötü bir eylem yapmak zorunda olunduğu zaman “Bunun kötü olduğunu biliyorum. Neden bilmiyorum ama ruhum buna şiddetle karşı çıkıyor. O halde bu kötüdür” tarzı bir düşünce yüzeysel gelebilir. Anime en azından kan emici zenginlere karşı mücadele eden (Kendi düşüncesi. Lüks araçların armalarını çalması da onlara olan nefretinden ötürü) ana karakterle empati yapmamızı sağlayarak bu soruyu hatırlatması açısından değerini koruyor.
Diğer yandan iş bulup çalışarak ailesini geçindirmek yerine kumar oynayarak borca batmış insanların başlarına gelenlerin kendi suçları olduğu da söylenmekten geri durulmuyor. Bu noktada az önce bahsettiğim “insan hayatına” bağlı olarak animenin çoğu yerde bencillik kavramına yoğunlaştığını söyleyebilirim. Bir de bu kötü, sefil alt tabakadan ve hatta şeytan bile daha kötü olan zenginlerin, ürettikleri “kısıtlı taş, kağıt, makas” oyununu kaybetmeleri sonucunda altındakilerin bedenlerine büyük bir keyifle el koymaları veya öldürmeleri bir açıdan kapitalizm eleştirisi olabilir; “bir açıdan” dedim çünkü onu net bir şekilde yerdikten sonra “Peki, doğru sistem ne o zaman?” sorusuna cevap vermesi gerekir ki bu Nobuyuki Fukumoto’yu (Animenin mangakası) alanı dışına çıkarır bence.
Çizimleri (özellikle burunlar) izleyiciyi rahatsız edebilir. Ben bunu özgün sanat olarak yorumluyorum. Karakterlerin sefil hayatları vücutlarına işlemiş gibi adeta. Müzikleri konusunda fazla söze ne hacet! Death Note’un müzisyeni Hideki Taniuchi var karşımızda. Açılış parçasına pek ısınamasam da kapanış parçasına hayır diyemedim.
Eksi yönlerine gelelim şimdi. Seride hikaye-anlatıcısının takibi kolaylaştırmasının yanında her detayı açıklamaya çalışmasıyla (örneğin Kaiji’nin arkasında şimşek çakıyor: “Kaiji’nin aklında bir düşünce parlamıştı” diyor) izleyeni ara sıra sıkıyor. Bir başka eksi yönü de baş kötümüz Kazutaka Hyodo’nun (Teiai Şirket’inin başkanı) fazla gülmesi. Bu sorunu çoğu gerilim animesinde görüyorum. “Bakın bu pis pis gülen adam var ya, işte o kötü adam! İnanmıyor musunuz? Valla kötü adam! Bak hala gülüyor!” diyor sanki bana. E anladık yani… İnsanın boğazı acır bir kere.
Sonuç olarak sistem karşıtı ve nefesinizi tutarak izleyeceğiniz bu animeyi şiddetle, hırsla, elimi masaya vurarak öneririm.
One Outs sevenler için not: Kaiji’yi Tokuchi Toua’yı seslendiren zat seslendiriyor.
Junji Ito: Collection İncelemesi
Yönetmen: Shinobu Tagashira
Stüdyo: Studio Deen
Tür: Korku
Yapım Yılı: 2018
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/7
Korku serileri ile ünlü Mangaka Junki Ito’nun eserlerinden uyarlanan animede, 12 bölüm boyunca farklı hikayelere göz atıyoruz. Durum böyle olunca ortada bahsedebileceğim bir hikaye bulunmamakta. Kimi bölümü pür dikkat izlerken kimisi ise gerçekten çok sıkıcıydı. Özellikle son iki bölümü izlerken bu denli hayal kırıklığı yaratan bölümler ile seriye veda etmek birazcık üzücü oldu.
Peki, ne tarz hikayeler barındırıyor seri? Japon folklörü ve geleneksel hikayeleri beklemeyin. Kimisi bilindik vodoo, kimisi günümüz adetlerinden kimisi bayağı bir sıradan, kimisi tiksindirici, kimisi ise öyle ilginç ki, izledikten sonra düşündürüyor. Mesela benim favorim rüyaları giderek uzayan ve rüyalarını gerçek hayat gibi yaşayan adamın hikayesi oldu. Düşünsenize, günlerce, yıllarca rüya görüyorsunuz ve bir anda uyanıverip o dünyaya veda ediyorsunuz. Ya da yolların evlerin içinden geçtiği ve özel hayatın olmadığı bir bölüm vardı. Burada da herkes maske takıyordu. Yemek masasında oturuyorsunuz ve ön kapıdan insanlar geçip arka kapıdan yollarına devam ediyorlar. Acayip bir fikir:)
Korku olarak lanse edilmesine karşın animenin korku unsurlarını bulundurmadığını belirtmek isterim. En azından biz izlerken korkmaktan ziyade meraklandık ve dediğim gibi kimi bölümü merakla, kimisini uyuklayarak izledik. Korkudan ziyade farklı, çekici bir atmosferi var ve bu da hikayelerinden kaynaklanıyor. Çizimleri ise dijitallikten çok uzak ve doğal. Hatta bana biraz nostalji bile hissettirdi diyebilirim. Çizimleri ve hikayeleri birleşince hani kapalı gişe oynatan değil de ikinci sınıf düşük bütçeli filmler olur ya, öyle bir havası var. Müzikleri ve seslendirmeleri ile standartların üzerinde. Özellikle Souichi-kun’u seslendiren Yuuji Mitsuya çok başarılıydı. Ayrıca The Pinballs’ın seslendirdiği Shichiten Battou no Blues adındaki açılış parçası dinlenmeye değer.
Junji Ito: Collection, özünde çok iddialı bir anime değil. Sıralamalarda, en iyilerde falan bu animeyi görebilmeniz çok zor. Lakin kendine has havası ve hikayeleri ile izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. En azından başka animelerde asla göremeyeceğiniz garip olayları izleme garantisi veriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












0 comments