Mai Mai Miracle İncelemesi
Yönetmen: Sunao Katabuchi
Stüdyo: Madhouse
Tür: Dram, Macera
Yapım Yılı: 2009
Bölüm Sayısı: Film
Mai Mai Miracle veya Mai Mai Shinko to Sennen olarak da bilinen anime filmi, alışılmışlığın dışında, ilk olarak ülkesi Japonya’da değil İsviçre’de Locarno Uluslar arası Film Festival’nde gösterilmiştir. Hikaye olarak ise Sei Shonagn’un The Pillow Book adlı eserinden ilham almıştır.
Anime filmi bizleri 1955 Japonya’sına, Yamaguchi bölgesinde yer alan bir kasabaya götürüyor. Dokuz yaşındaki minik Shinko Aoki köklü bir aileden gelmektedir ve kendisine göre çevresinde bin yıl önce yaşanmış dünya ile bağlantı kurabilmektedir. Günün birinde Shinko’nun okuluna Kiriko adında, taa Tokyo’dan taşınan bir kız gelir. Kiriko doğal olarak adapte olmakta zorlanır. Sonuçta Tokyo gibi çok büyük ve kalabalık bir şehirden yanında adeta köy gibi kalan yeni bir yere taşınmıştır. Shinko, yeni kız Kiriko ile yakınlaşmaya başlar ve arkadaşlık kurarlar. Shinko, Kiriko’yu dünyasına davet eder ve bin yıl öncesine dayanan bir maceraya götürür.
Mai Mai Miracle bir yandan izleyicisine büyülü bir macera sunarken bir taraftan da insan ilişkileri ile arkadaşlığa yoğunlaşan bir anime. Shinko’nun hayat tarzı olsun, Kiriko’nun şehirli kız olarak ilgi çekmesi bir hayli gerçekçilik katıyor. Mesela Shinko’nun birçok arkadaşı okula yalınayak giderken Kiriko’nun renkli kalemlere sahip olup ilgi çekmesi hoş bir ayrıntı. Doğal olarak Kiriko’nun adeta bir yabancı gibi muamele görmesi Shinko’nun da dikkatini çeker ve ona yakınlaşmak ister. İki sevimli karakter yakınlaşır ve Shinko, Kiriko’ya kendisine dedesinin bin yıl öncesine dayanan hikayeleri anlatmaya başlar. İşte tam burada anime gerçekçilikten uzaklaşıp daha fantastik – tarihi elementlere bürünüyor. Shinko’nun bin yıl önce yaşamış bir prensesin varlığına inanması ve hatta onunla arkadaşlık kurmak istemesi, Shinko’nun prensesle duygular aracılığı ile iletişime geçtiğini iddia etmesi ve bizlere acaba gerçekten mi yoksa küçük bir kızın hayal gücü mü diye merak ettirmesi animeyi zengin kılıyor. Hele ki karakterlerin dokuz yaşında çocuklar olması sayesinde yarattıkları enerjik hava animeye ayrı bir bağlanmanızı sağlıyor.
Animenin en güçlü yanını karakterler oluşturuyor. İçerik olarak zengin lakin bu zenginliği eğer sağlam karakterleriniz yoksa aktarmanız çok zor. Karakteristik özelliklerin yanında karakterlerin çizimlerdeki gerçekçiliği de burada devreye giriyor. Animeye izlerken küçük kasaba havasını gerçekten soluyorsunuz. Burnu akan çocuklardan, yalınayak koşturanlardan, Shinko’nun öğretmeninden ailesine kadar herkes yaşadığı coğrafyaya göre uyumlu. Tabi kasabanın çizimlerini de göz ardı etmemek lazım. Kasabanın güzelliği ve dinginliği renkler ile çok iyi aktarılıyor. Müziklerin de önemi büyük elbette. Biraz da çocuklara hitap ettiği için kullanılan çocuksu tınılar animeye sıcak bir hava katmış. Shinko’nun seslendirmesi ise hem iyi hem kötü. İyi çünkü biraz erkek gibi davranan Shinko’nun hal ve hareketlerine renk katıyor. Kötü çünkü bu ses tonunun biraz daha dokuz yaşında bir çocuğun sesine benzemesi gerektiği kanaatindeyim.
Birçok festivalde çeşitli kategorilerden aday olan Mai Mai Miracle, Belçika’da iki ödül, Kanada’dan bir ödül ve ülkesinde de Japan Media Arts Festivali’nden bir ödül almasını başarmıştır. Bu ödüllü anime filminin yönetmeni Küçük Cadı Kiki (Kiki’s Delivery Service) filminde Hayao Miyazaki’nin ekibinde çalışan ve bir başka ünlü Black Lagoon animesinde yazar – yönetmen rolünü üstlenen Sunao Katabuchi. Stüdyo olarak ise filmin arkasında köklü Madhouse bulunuyor.
93 dakika süren Mai Mai Miracle oldukça başarılı ve sıcak bir anime filmi. İki arkadaşın dostluğu, insan ilişkileri, hayal dünyası derken bir çırpıda geçiveriyor. Dolayısıyla anime severlerin kaçırmaması gereken bir eser olduğu görüşündeyim.
Bu yazı ilk olarak YATTAA* E-dergisinin 24.sayısında yayınlanmıştır.
Oda Nobuna no Yabou İncelemesi
Yönetmen: Yuuji Kumazawa
Stüdyo: Madhouse, Studio Gokumi
Tür: Aksiyon, Komedi, Tarihi
Yapım Yılı: 2012
Bölüm Sayısı: 12
Studio Gokumi ve Madhouse tarafından ortak olarak hazırlanan Oda Nobuna no Yabou, tahmin edebileceğiniz üzere tarih konulu bir anime. Hazırlayan ikiliyi görünce biraz şaşırdım açıkçası, sonuçta bir tarafta Death Note, Hajime no İppo, One Punch Man gibi yapıtlara sahip Madhouse diğer tarafta şu ana kadar beğendiğim bir serisi bulunmayan Gokumi. Animeye dönecek olursak tadımlık klasmanına koyulabilecek bir yapıt olmuş diyebilirim. İsterseniz yavaş yavaş incelememize başlayalım.
Hikaye Yoshiharu Sagara'nın günümüz Japonya'sından geçmiş yıllara yaptığı bir yolculukla başlıyor. Bir anda kendisini savaşın ortasında bulan ve neler olduğunu anlamayan Sagara saldırıya uğradığı sırada bir adam tarafından kurtarılır. Adam ölmeden önce ona Nobuna'ya yardım etmesi gerektiğini söyler. Bunun üstüne kafası daha çok karışan Sagara etrafta dolaşırken bir kızın saldırıya uğradığını görür. Onu kurtardıktan sonra bu kızın aslında bütün Japonya'yı birleştirecek olan Oda Nobuna(ga) olduğunu öğrenir. Hayatını kurtardığı için Nobuna, Sagara'yı yanına alır ve ona 'maymun' lakabını verir. Bundan sonra Sagara, Nobuna'ya gelecekten gelmesinin avantajını kullanarak Japonya'yı birleştirme konusunda yardım edecektir.
İlk bakışta konu güzel gibi duruyor. Bir genç Japon tarihinin en önemli dönemlerinden birine zaman yolculuğu yapıyor. Potansiyeli yüksek bir konu ama şu kadarını söyleyebilirim; kesinlikle bu potansiyelin yakınından bile geçememişler. Tarihi birçok kişinin varlığı animeye hem yarar sağlamış hem de başka bir noktadan darbe vurmuş ki bu tamamen yapımcıların hatası. Neden derseniz, zaten 12 bölümlük yani kısa olan bir animede bu kadar karakter bolluğu izleyici için biraz zor oluyor. Hem de bizim gibi Japon tarihi hakkında bilgisi kısıtlı olan kesim için. Animenin belli bir kısmında bir Japon için algılaması kolay olan yer, olay ve kişiler bizim için zorlayıcı olabiliyor. Bu durumda animeye ısınmamızı biraz geciktiriyor.
Çizimler animenin en başarılı noktalarından biri benim gözümde. Zaten bolca olan kadın karakterlerin çizimlerini çok beğendim. Erkek karakterlerin birçoğunun da aynı kalitede olmasına rağmen birkaç tanesinde çizimler için pek başarılı olmasa da güzel giyebilirim. Şehirlerin ve mekanların o dönemin atmosferinden uzaklaşmadan çizilmesi hoş olmuş.
Konuya gelirsek çok fazla eksik var. Öncelikle Sagara'nın nasıl bir anda o döneme geldiğini açıklamıyor. Belki ilerleyen bölümlerde bir olayda kullanılmak üzere saklıyorlardır dedim ama anime beni bu konuda hüsrana uğrattı. Bunun dışında olay akışı konusunda da sıkıntıları yok değil. Sagara'nın gelecekten gelmesi ve olaylarda tarih bilgilerini kullanması heyecan dozunu çok düşürmüş. Birçok bölümünde neredeyse heyecandan mahrum kalmış anime ama son kısımlara gelindiğinde bu açığı biraz olsun kapatabilmişler. Yeterli mi? Tabi ki değil. Bunun dışında komedisi bazı kısımlarda güzel olsa da genele vurduğumuzda pek de başarılı gelmedi gözüme. Belki güzel savaş sahneleri görürüm de biraz daha iyi vakit geçiririm dedim onu da veremedi anime. En çok takıldığım noktaysa anime içinde büyü kullanılması ve birçoğunun saçma olması. Bence hiç gerek yoktu böyle bir eyleme. Onun yerine var olanı geliştirmeye zaman ayırsalarmış keşke.
Karakter kısmında az da olsa başarılı diyebilirim sanırım anime için. Tarihe yön veren kişileri, her ne kadar kadın olarak görsek de bu animeye farklı bir hava katmış. Yine de bu durumu biraz fazla abartmışlar. Sadece birkaç kişi de olsa yeterli olurdu. Bütün karakterlere bunu yapınca biraz havası kaçmış bu durumun. Bunun dışında ana karakter bana göre HS DxD'deki İssei'nin bir-iki versiyon altı gibi geldi. Oda Nobuna ise beğendiğim karakterler arasında yerini aldı bu seri için. Ülkeyi fethetmeye çalışan biri olarak sıcak ve sempatik tavırları animeye renk katmış. Nobuna'nın generalleri içinde aynı durum geçerli diyebilirim ama genele bakınca animede bir iki karakter dışında ciddi olan karakter olmaması sizi belli bir süreden sonra sıkıyor.
Özetle pek de başarılı bir yapıt olmamış. Konu olarak çok fazla eksikleri var ama özellikle çizim ve bazı noksanları olsa da karakter konusunda başarılı diyebiliriz. Yine de konunun sahip olduğu eksikliği kapatamamışlar. Bütün bunları birleştirdiğimizde karşımıza yazının başında da belirttiğim gibi tadımlık, sıkıldığımızda izlenecek, kendine fazla bağlamayan bir anime çıkıyor. Eğer Oda Nobunaga ve Toyotomi Hideyoshi (gerçek 'maymun') bu animeyi izleselerdi ne düşünürlerdi diye düşünmeden edemedim:) Sonuç olarak sıkıldıysanız izleyebilirsiniz ama pek bir beklentiye girmeyin.
Anime İnceleme Dergisi Sayı 8 Yayında!
Kingdom İncelemesi
Yönetmen: Jun Kamiya
Stüdyo: Studio Pierrot
Tür: Aksiyon,Tarihi, Macera
Yapım Yılı: 2012 - 2013
Bölüm Sayısı: 38 + 39
Anime Puanı: 10/8.5
Naruto, Bleach, Tokyo Ghoul gibi anime dünyasını sallayan yapıtlarla karşımıza çıkan Pierrot Studio, bu sefer mangasını da çok beğendiğim Kingdom ile karşımızda. Dediğim gibi mangası büyük beğeniler topladı ve dolayısıyla insanlarda animesinden de aynı performansı bekliyordu. Bunlardan biri de bendim ama bu seride görüyoruz ki yenilikçi fikirler her zaman iyi sonuçları beraberinde getirmiyor. İsterseniz incelememize başlayalım.
Hikaye köle olan bir gencin etrafında şekilleniyor. Xin, bir köyde bir ailenin kölesidir. Onunla beraber Piao isimli, Xin ile aynı yaşlarda bir köle daha vardır. Xin ve Piao birlikte büyüdüklerinden birbirlerini kardeş gibi görürler ve en büyük hayalleri Çin'in en büyük generalleri olmaktır. Bu uğurda gizli gizli birbirleriyle tahta kılıçlarla antrenman yapmakta ve yeteneklerini geliştirmektedirler. Bir gün bir adam çıkagelir ve Piao'yu almak istediğini söyler ona sahip olan aileye. Bu adam kraliyet sarayında yüksek bir mevkide bulunan birisidir. Bu teklifi geri çeviremeyen aile Piao'yu adama verir ama Piao'nun bilmediği şey ise sarayda çıkan isyan sonucu kaçmak zorunda kalan ve her yerde askerler tarafından aranan Kral Zheng'in ikizi olmasıdır. Önlem olarak kralın yerine geçen Piao askerler tarafından öldürülür ve son nefeslerini Xin'in yanında verir. Piao, Xin'e kralın yerini söyler ve ona yardım etmesini ister.Xin ise krala Piao'nun ölümünden dolayı büyük bir nefret beslemektedir. Kralı bulan Xin artık ne yapmak istediğine karar vermesi gerekmektedir. Kralı koruyup ona sarayı tekrardan almasına yardım edip hayalini kurduğu generalliğe doğru adımları atabilecek midir?
Öncelikle Kingdom'ın inişli-çıkışlı bir anime olduğunu söylemek isterim. Bundan kastım heyecan dozu, izleme zevki her kısımda aynı değil. Savaşların olduğu bölümlerde yerimde duramazken diğer bölümlerin bazılarında ileri sardım sıkıntıdan. Bir diğer sıkıntı ise isimlere zor alışılması olduğunu düşünüyorum.T abi bu durum hikaye Çin'de geçtiği için kaçınılmaz. Birkaç bölüm isimleri hatırlamakta özellikle yan karakterlerde biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz.
Animenin en büyük sorunu, mangasının bıraktığı etkiyi bırakamamasının en büyük sebebi kesinlikle çizimler. Ajin'de de karşımıza çıkan animeden daha çok batı tarzı ucuz oyun animasyonu gibi çizimleri mevcut. Yenilikçi bir akım başlatmak isterken animeye o kadar büyük bir hasar vermişler ki çizimlere alışmam ilk sezonun sonlarını buldu. Zaten görüntü olarak çok göze batan bir tarza sahip bir de karakterlerin hareketlerinde olan tuhaflık sizi ilk bölümlerde çok fazla etkiliyor. Bu kadar güzel bir animeye bunu yapmayı nasıl başardılar çok merak ediyorum. Hiç mi oturup izlemediler? İzledilerse nasıl bu çizimlere onay verdiler? Çizim tekniğini bir kenara bırakacak olursak birçok yan karakterin çizimlerini beğendim çünkü alışılmışın dışına çıkılmış. Birbirinden farklı tarzlara sahipler ki bu çizim konusundaki tek artıları.
Çizim konusunda oluşan açığı kapatan kısım tartışmasız konu oluyor. İlk bölümleri çok fazla olmasa da sıkıcı geçiyor ama ne zaman Xin savaşlara giriyor anime izleme zevki olarak tavan yapıyor. Hikaye olarak derin ve dallandırılmış bir hikaye karşımıza çıkıyor. Bir devletin hem iç siyasetini hem de diğer devletlerle olan çekişmelerini çok güzel işlemişler. Savaşlarda kullanılan taktikleri ve savaş esnasında yapılan açıklamaları çok beğendiğimi söyleyebilirim. Yine de bazı karakterlerin güç seviyesi sizi rahatsız edebilir. Aşırı abartıya kaçmışlar çünkü.
İkinci sezonunda, ilk sezonda olayı derinleştirmek ve açıklamak için ilk bölümlerin sahip olduğu sıkıcı havayı görmüyoruz. Bununla birlikte savaşlarda kullanılan stratejiler apayrı bir düzeye çıkıyor. Bazı olayların netleştiğini, birçoğunun da daha fazla derinleşip budaklandığını görüyoruz. Çizimlere ilk sezondan alışmaya başladığım için ikinci sezonu daha büyük bir zevkle izledim. Yeni eklenen karakterlerse heyecanı katlıyor. İkinci sezonun son bölümleri ise mükemmele yakın. Animenin en beğendiğim bölümleriydi.
Karakter olarak da bir başarı yakalamış anime. Bütün karakterler ve hikayeleri özenle yaratılmış. Neredeyse hepsinin bir hikayesi var. Karakterlerin geçmişlerine yapılan flashbacklerde karşımıza çıkan dram animeye gerçekten tat katmış. Hiçbir olayı havada bırakmayan anime bu olaylarda karakterlerin potansiyellerini de güzel kullanmış. En sevdiğim iki karakterse Xin ve Wang Qi oldu. Xin çoğu animede var olan atarlı giderli, ideallerinden vazgeçmeyen, cesur ama hafif aptal bir ana karakter. Wang Qi ise tam bir kötü karakter tipi olsa da sevecen, komik ve animeye çok fazla şey katan bir abimiz. Diğer karakterlerinde kalite olarak bunlardan çok aşağı kalır bir yanı yok.
Özetle başarılı bir anime olarak görüyorum ama çizimler çok büyük bir handikap. Birçok insanın bu animeyi izlememesinin sebebi bu. Bence çizimlere rağmen izlenmesi gerekiyor. Konu ve karakter olarak çok başarılı buluğum bir anime oldu. Şunu da belirtmek isterim ki animenin kesin olmamakla birlikte büyük bir ihtimalle üçüncü sezonu çıkmayacak. Bu beni baya bir üzüyor. Bu kadar gereksiz animenin yayınlandığı ortamda Kingdom gibi bir animenin değerinin bilinmemesi sinir bozucu. Anime olaylar bazında o kadar yüksek bir potansiyel barındırıyor ki birçok anime yanına bile yaklaşamaz. Eğer animeyi bitirip mangadan devam etmek isterseniz, manganın 261. bölümden okumaya başlayabilirsiniz. Yine de umarım fikirlerini değiştirip yeni bir devam sezonuyla karşımıza çıkar. Uzun lafın kısası izlemenizi öneririm ama çizimlere takılmadan izleyin:)
Hakata Tonkotsu Ramens İncelemesi
Yönetmen: Kenji Yasuda
Stüdyo: Satelight
Tür: Aksiyon, Macera
Yapım Yılı: 2018
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/7.5
Olaylar Fukuaka’ya bağlı Hakata şehrinde geçiyor. İlk bakışta sessiz sakin, kendi halinde bir şehre benzese de Hakata’nın derinliklerine indikçe ne kadar tehlikeli bir şehir olduğu ortaya çıkıyor. Katiller, simsarlar, dedektifler, tetikçiler, intikam alıcılar, işkenceciler… Hepsi de kurumsallaşmış, hepsi de profesyonel. Tüm bunların üzerine profesyonel tetikçileri öldüren bir tetikçinin varlığı şehri çalkalamaktadır. İşte bu şehirde ana karakterlerimiz, daha doğrusu birçok karakterden önce çıkanlar Zenji Banba ve Lin Xiamming. Kendi dedektiflik bürosunu işleten Banba doğma büyüme Hakata’lıdır ve Tonkotsu ramenin (böylece animenin isminin nereden geldiğini de öğrendik:) bayılmaktadır. Lin ise Çin’den gelmiş bıçak ustası bir suikastçıdır. Memleketteki ailesine destek çıkmak ve kardeşini bulabilmek için Japonya’ya gelmiş ve öldürme işine girmiştir. Tahmin edeceğiniz üzere Banba ve Lin’in yolları çok geçmeden kesişir çünkü Lin’e verilen son görev Banba’yı ortadan kaldırmaktır. Akabinde zaten olaylar gelişir de gelişir.
Anime serisinde çok fazla meslek mensubu var. Dolaysıyla çok fazla meslek demek çok fazla karakter demek. Animenin bu yanı ve olayların ilk bölümlerdeki akışı adeta Durarara veya Baccano. Lakin ne oluyorsa dördüncü – beşinci bölümden sonra oluyor ve anime cazibesini yitirmeye başlıyor. Bunun sebebi de ilk hikayenin sona ermesi. İlk hikaye kurgusu öyle mükemmel gibi animenin geri kalanının sönük kalmaktan başka çaresi yok. Bu yüzden dördüncü bölüme kadar kafamda tam puan vermeyi planlıyordum. Gelin görün ki son bölüm gelip çattığında nihayet bitti derken buldum kendimi. Depar atan at çabuk yorulurmuş misali anime ilk hikayeden sonra inişli çıkışlı, orta halli bir yol izlemeye başladı.
Karakter bolluğu animenin en büyük artısı fakat Lin karakterini açıkçası hiç sevemedim. Nedeni “crossdressing” yapması. Yani sürekli karşı cinsin kıyafeti olan etek – çorap giymesi. Bize verilen tek açıklama Lin’in kendisinden geliyor: Crossdressing yapmayı seviyorum. O kadar. Yanlış anlaşılmasın, crossdressing ile bir derdim yok ama her şeyin yeri ve zamanı vardır. Mesela intikamcılık mesleğini icra eden Jirou arkadaşımız gayet yumuşak ama bu animeye çok güzel renk katmış. Lin ne alaka? Erkek gibi davranan, erkek sesiyle gezinen bir kız? Pardon erkek? On senedir aktif olarak anime izliyorum ve Lin karakteri sorgusuz sualsiz gördüğüm en alakasız – saçma şeyler kategorisinde ilk üçe rahat girer. Niye Lin?? Niyeee?
Animenin çizimleri ve karakter tasarımları üst düzey. Yeri geldiğinde bolca aksiyon, bolca kan ve kopan kafalar fazla dert edilmeden bizlere sunuluyor. Animenin mizahi yönü de var ama fan servisliği yahut abartılı mimiklere başvurmaması en büyük artılarından. Lin hariç bütün karakterleri sevdim diyebilirim. Keza aynı şey müzikler ve seslendirmeler için de geçerli. Animede çoğunlukla sahnelere hareketli parçalar eşlik ediyor ve açılış müziği de iç gıdıklayıcı. Banba’yı seslendiren Ono Daisuke ki kendisi Shingeki no Kyojin’nin Erwin’i yahut Barakamon’un Handa’sı, yine oldukça başarılı bir performans sergilemiş.
Hakata Tonkotsu Ramens’in başı ile sonu çok farklı ve son zamanlarda bu kadar dengesiz ilerleyen bir animeye denk gelmemiştim. İlk bölümlerin harikalığı bu animeyi muhakkak izleyin demeye itiyor beni ama gerisi için pek bir şey diyemiyorum. Gerisi kötü değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece ilk olaydan sonra sönük kalıyor, aynı tadı vermiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















0 comments