Danganronpa 3: The End of Hope’s Peak Academy – Despair Arc İncelemesi
Yönetmen: Seichi Kishi
Stüdyo: Lerche
Tür: Gerilim
Yapım Yılı: 2016
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/6
2013 yılında bizlerle buluşan ilk Danganronpa uyarlaması Danganronpa: The Animation, farklı tarzı ve içeriği ile eminim hepimizin aklını başından almıştı. Aynı adlı PSP oyunundan uyarlama bir anime serisi olan Danganronpa’da Hope’s Peak Academy adlı okulda kapanı kısılmış bir avuç öğrencinin yaşanan gizemli cinayetleri çözmesini ve hayatta kalmasını konu alıyordu. Tabi bir de sevimli mi sevimli cani ayıcığımız Monokuma vardı ki sıkıysa sözünden çıkın. İlk Danganronpa anime uyarlamasına detaylı olarak girmeyeceğim. Ayrıntılarını merak eden arkadaşlar buraya tıklayarak 2013 yapımı Danganronpa hakkında gerekli bilgileri edinebilirler.
Tam üç sene sonra, yani 2016 yılında Danganronpa’nın geri döneceği müjdesi verildi. Üstelik çok ilginç bir durum söz konusuydu: İki seri birden ve birer gün arayla yayınlanacak! Bu serilerden bir tanesi 2013 yapımı Danganronpa: The Animation’un öncesini, diğeri de sonrasını konu alıyor. Dolayısıyla Danganronpa: The Animation birden ara sezon konumuna gelmiş oldu. Şimdi değineceğim ve olayların öncesini konu alan anime Despair Arc, yani Umutsuzluk Serisi. Olayların sonrasını konu alan Future Arc, yani Gelecek Serisi’nin yazısı da elbette daha sonra gelecek.
Bazı yerlerde mecburen az da olsa spoiler vereceğim. Bu yüzden eğer ilk çıkan anime serisini izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız şimdiden uyarayım. İzleyenler bilirler; ilk sezonda (ilk sezon diyorum ama aslında ilk çıkan, bu yüzden bu şekilde hitaba devam edeceğim.) belirli başlı soru işaretleri bırakılarak son bulmuştu. Bu çocukları kim nasıl okula kapattı? Dış dünyada yaşanan trajedi nedir? En fazla merak edilenlerse işte bu sorulardı. Umutsuzluk serisi de tam olarak bunları cevaplıyor. Olaylar aşağı yukarı iki sene öncesinden başlıyor ve dış dünya normal yaşantısına devam ederken Hope’s Peak Academy, özel yetenekleri olan çocukların okuduğu prestijli bir lisedir.
Hope’s Peak Academy’de iki çeşit kurs vardır. Birisi özel yetenekleri olan (özel ve garip; örneğin en süper gangster, en süper şanslı, en süper hemşire vb.) çocukların gittiği kısım ki bunlar özel okulda bedava okumaktadır. Diğer kısım ise normal öğrencilerin tonla para vererek okuduğu yedek kurstur. Buradaki öğrenciler bir umut benim de yeteneğim keşfedilir umuduyla burada okumaktadır. Yine Hope’s Peak Academy’den mezun olmuş Chiza Yukizome, öğretmen olarak okuduğu okula geri dönmüştür. Akademinin 77. Özel süper yetenekliler sınıfına yedek sınıf öğretmeni olarak atanan Yukizome’nin aslında orada oluş sebebi farklıdır. Arkadaşı ve Hope’s Peak Academy’nin yurtdışı okullarından sorumlu olan Kyosuke Munakata’dan aldığı istihbarat doğrultusunda okulda yönetim kurulu tarafından gizli kapaklı birtakım şeyler yürütülmektedir. Hajime Hinata ise yedek kursa başlamış sıradan bir öğrencidir. Sıradan bir öğrenci olmasına karşın özel süper yetenekli en iyi oyuncu (gamer) Nanami ile dost olmayı başarmıştır. Lakin okulun çok büyük bir planı vardır ve bu plan için Hinata seçilmiştir.
Şunu baştan belirtmemde fayda var: Umutsuzluk serisinin ilk beş bölümü inanılmaz sıkıcı. Açık açık söylüyorum; izlerken bayağı uykum geldi. Bunun sebebi de ilk çıkan animedeki gibi bir şeyler beklemem. Umutsuzluk serisinin ilk beş bölümünde ne cinayet var, ne ölüm oyunları ne de Monokuma. Yani sırf meraktan, konu Danganronpa: The Animation’a nasıl bağlanacak diye izlemeyi sürdürdüm ki beşinci bölümden sonra nihayet bir şeyler olmaya başladı. İlk çıkan animedeki karakterlerin okula başlaması ve Enoshima Junko’nun sahne almasıyla anime nihayet bildiğimiz Danganronpa olma yoluna girdi. Junko ortaya çıkana kadar animede süper yetenekli çocukların okul hayatını izlemek dışında pek yaptığımız bir şey yoktu. Oysa Junko gelip de ilk kan aktığında (ilk animedeki gibi pembe) nihayet dedim.
Umutsuzluk serisinde ilk animedeki gibi ölüm oyunları, mahkemeler vb. bulunmuyor. Zaten anime daha çok olayların perde arkasını anlatan, yanıtsız kalmış soruları yanıtlayan bir anime. Umutsuzluk serisini izleyince kafanızda herhangi bir soru işareti kalmıyor. Lakin okulun ve dış dünyanın o gelmesinin hikayesini pek inandırıcı bulamadım. Tamam, elbette Danganronpa gibi bir animeden inandırıcı bir şey beklemiyorum ama sürekli “umutsuzluk” “umutsuzluk” kelimesini duyarak dış dünyada yaşanan hadiselerin umutsuzluk kaynaklı olduğunu görünce açıkçası saçma dedim. Ne olduğuna dair net bilgi vermek istemiyorum çünkü ağır spoiler olur ama ben biraz daha farklı bir şey bekliyordum.
Teknik olarak Umutsuzluk serisi ilk çıkan Danganronpa’yı aratmıyor. Garip yetenekli garip karakterler, garip saç modelleri, elbiseler ve gereğinden fazla fan servisliği. İlk Danganronpa serisinde bu denli fan servisliği var mıydı net hatırlamıyorum (büyük ihtimalle yoktu) lakin burada gördüklerim bayağı hentai animelerinden çıkma gibi. Demek istediğim fan servisliğini geçtim, bildiğiniz erotik sahneler mevcut animede. Kızların göğüslerinin izleyicinin gözüne sokulması, Tsumiki’nin erotik düşüşleri, affedersiniz ama ağızdan akan salyaların göğüslere damlaması gibi hoş bulmadığım sahneler ne yazık ki var. Bir de yerinde duramayan garip şekilli diller ve kayık gözler var ki anlatamam. Bunların tersi olarak animede ilk beş bölümden sonra boy göstermeye başlayan şiddet sahnelerine bayıldım. Evet, kan rengi yine pembe ama bıçaklar, baltapar, testereler, silahlar, kılıçlar kısacası öldürücü ne varsa sahneye çıkıyor ve kan gövdeyi götürüyor. Elbette bu sahneler karartılı bir biçimde sunuluyor ama karartılı biçimde sunulsa bile Danganronpa’ya haz tarzı ile izleyenini etkiliyor.
Animenin yönetmen kodluğunda ilk yönetmenlik deneyimi olan Fukuoka Motoo ile beraber ilk çıkan seriyi de yöneden Kishi Seiji var. Sayın Seiji Danganronpa dışında Persona, Devil Survivor gibi oyun uyarlamalarında da yönetmenlik yapmış bir isim. Aynı şekilde Lerche stüdyosu da Danganronpa’nın anime stüdyosu. Animenin açılış parçası “Kami-iro Awase” ilk animenin açılış parçası Never say Never’ın yanına bile yaklaşamaz. Sebebi kötü bir parça oluşu değil, Never say Never’in çok iyi oluşu. Buna karşın kapanış parçası “Zettai Kibou Birthday” açılış parçasından daha başarılı. Seyyuları arasında ise Hanazawa Kana, Kayano Ai, Takayama Minami gibi ustalar mevcut.
Danganronpa 3: The End of Hope’s Peak Academy – Despair Arc, “umutla başlayıp umutsuzlukla biten” bir hikaye. Benim içinse durum tam tersi; umutsuzlukla başlayıp umutla başlayan bir hikaye oldu. İlk beş bölümde inanılmaz sıkılmama karşın aradığım cevapları buldum ve şiddet içerikli sahneleri oldukça başarılı buldum. Şimdilik geriye bir tek soru kalıyor: Hope’s Peak Academy’den kurtulan çocuklara ne oldu? Bunun cevabı da Gelecek Serisi’nde saklı ve onun yazısı da çok geçmeden siz değerli okuyucuların karşısında olacak.
Kardeş Sitemiz Film Analizi Yeni Yazarlar Arıyor!
Anime-Inceleme.com'un kardeş sitesi olan ve birçok kez yazı alışverişinde bulunduğum Filmanalizi.com profesyonel veya amatör yazar arkadaşlar arıyor. Eğer siz de "ben bu siteyi engim bilgilerimle donatırım!" diyorsanız veya henüz yeni yeni bir şeyler kaleme almaya başlayıp da içinizdeki "enerjiyi" yazıya dökmek istiyorsanız hemen irtibata geçmenizi öneririm. Üstelik Filmanalizi.com sadece anime üzerine değil, filmler (adı üstünde değil mi ama :), diziler, çizgi romanlar, sinema makaleleri gibi engin dallara sahip. Kısacası yazın yazabildiğiniz kadar!
Tek yapmanız gereken;
sekendiz@gmail.com adresine mail atmak veya
Rafet Kaan Moral (ben!)
Ahmet Ziya Sekendiz
Yukarıdaki iki kişiden birisiyle Facebook üzerinden iletişim kurarak yazar olmak istediğinizi belirtmek.
Mob Psycho 100 İncelemesi
Yönetmen: Yuzuru Tachikawa
Stüdyo: Bones
Tür: Doğaüstü, Komedi
Yapım Yılı: 2016
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/8.5
One Punch Man sayesinde hepimizin ismini bildiği Mob Psycho 100’da olaylar doğaüstü güçlere sahip olan ortaokul öğrencisi Shigeo Kageyama etrafında dönüyor. Tıpkı One Punch Man’da Saitama nasıl olağanüstü fiziki güçlere sahipse Kageyama da olağanüstü psişik güçlere sahiptir. Sıradan, fiziksel olarak vasat ve göze batmadığı için ustası Reigen tarafından Mob (Japonca’da göze batmayan, arka plan karakter anlamında) olarak çağırılan Kageyama, eşi benzeri olmayan bir yeteneğe sahiptir. Her ne kadar Mob, Arataka Reigen’i ustası olarak görse de Reigen, 300 yen karşılığında ona kötü ruhlar karşısında güçlerini (güya kendisi o kadar güçlüdür ki her işi deneyim kazansın diye Mob’a bırakır) kullandırır. Fakat ara sırada öğüt vermeyi de ihmal etmez. Örneğin yeteneğini asla insanlar üzerinde kullanma gibi. Mob, oldukça sakin ve pasif bir kişiliğe sahiptir ama onun da sabrı zorlandı mı sinirlenebilmektedir. Ve Mob’un sinir sayacı 100’e (Mob Psycho 100’deki 100 buradan geliyor) ulaştığında emin olun Saitama bile karşısında zor anlar yaşayacak bir duruma gelmektedir. Animede Mob’un güçlerini kullanmasını ve etrafındaki diğer psişik güçleri olan kişilerle yaşadığı etkileşime tanıklık ediyoruz.
One Punch Man’in yaratıcısının eseri olduğu için Mob Psycho 100 ile One Punch Man hem içerik hem de çizimleri bakımından oldukça benzer. Bahsettiğim gibi ana karakterimiz Mob, tıpkı Saitama gibi adeta fark edilmeyen bir görünüme sahip olsa da psişik güçleri eşsizdir. Ruhları tek hamlede yok edebilmekte, en güçlü düşmanlarını zorlanmadan savuşturabilmektedir. Ayrıca saf olduğu için Reigen’i ustası bilmekte ve duyduğu her şeye inanmaktadır. Kardeşi Ritsu (psişik güçleri olmayan ama sosyal yönden kabiliyetli olan) ve ailesi dışında Mob’un güçlerinden kimse haberdar değildir.
İçerik olarak anime One Punch Man ile benzerlik gösterse de tam olarak aynı kalitede sayılmaz. Evet, aynı absürt komediye sahip, Baharat Şehri, Tuz Orta Okulu, Sirke Orta Okulu gibi isimlere sahip, ilginç kamera açıları ve karakterlere (serilerin yaratıcısının “o” çene merakı) sahip ama Mob, Saitama’dan aldığımız o elektriği veremiyor. En azından ben alamadım. Bunda herhalde Mob’un henüz bir çocuk oluşu, bazı yönlerden deneyimsiz oluşunun da etkisi vardır. Animenin benim gözümde en büyük eksisi ilk birkaç bölümünün açıkçası yeterli düzeyde olmaması. Hatta ilk iki bölüm sıkıldım bile diyebilirim. Fakat bölümler ilerledikçe Mob’un sinir katsayısı gibi tempo da arttı ve bir müddet sonra bir baktım ki One Punch Man’da olduğu gibi izlerken zevk almaya başladım. One Punch Man’dan sadece yarım puan düşük vermemin sebebi de bu. Bir müddet sonra sanki Saitama’nın psişik güçlü versiyonunu izliyormuş hissine kapıldım ve ikinci sezona açık kapı bırakan sezon finaliyle de tatmin oldum.
Animenin çizimlerini ilk bakışta çok yadırgadım. Yine One Punch Man’e benzeyen farklı bir teknik kullanılmış ama bu sefer biraz abartılmış. Karakterler ve mekanlar daha bir karikatür gibi ve her ne kadar Mob’un yüz ifadesi Saitama’ya benzese de anime ana kaynağına One Punch Man’dan daha fazla bağlı kalmış. Şahsen ben buna bir artı diyemem. Mob da bir webcomic ve çizim bakımından alışılagelen mangalardan çok farklı. One Punch Man da farklıydı ama Mob benim gözümde kimi zaman farklı olmaktan ziyade bildiğiniz kötü gibiydi. Bunun dışında çatışma sahneleri, kullanılan kan miktarı, az da olsa dram içeren sahneler çok başarılı yansıtılmış. Evet, çizimler kimi zaman göze batsa da aktarılmak isteneni başarı ile aktarmasını da başarıyor.
Animenin açılış parçası “99” benim çok hoşuma gitti. Ritmi ve yüze doğru (animenin ismine atıf olarak) sayımı ile oldukça başarılı buldum ve hemen her bölümde dinledim. Tabi açılış sekansıyla da birleşince çok eğlenceli bir açılış olmuş. Kapanış parçası “Refrain Boy” da fena değil ama açılış parçasının yanında doğal olarak gölgede kalıyor. Bölümler esnasında çalan parçalara da diyecek bir sözüm yok.
Mob Psycho 100 izlenmesi zevkli, eğlenceli bir anime. Zaten One Punch Man’i izleyen herkes eminim izleyecektir. İlk bölümleri sıkıcı gelebilir ama bölümler ilerledikçe güzelleştiği de inkar edilemez. Ayrıca sıra dışı içeriği ile tıpkı Saitama ve arkadaşları gibi farklılığını belli ediyor.
Corpse Party: Tortured Souls İncelemesi
Yönetmen: Akira Iwanaga
Stüdyo: Asread
Tür: Korku, Gerilim, Gizem, Dram
Yapım Yılı: 2003
Bölüm Sayısı: 4 OVA
Anime Puanı: 10/8
Dört bölümlük bir OVA (original video animation) serisi olan Corpse Party: Tortured Souls, aynı adlı bilgisayar oyunundan uyarlanan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. İlk olarak 1996 yılında sadece Japonya'da ücretsiz olarak PC-9801 adlı bilgisayar için geliştirilen yapım ancak 2008 yılında yenilenerek ve genişletilerek resmi bir oyuna dönüştü. 2008 yılındaki dönüşünden sonra popülerleşen Corpse Party, anime serisi dışında hikayesi farklı altı mangaya ve iki live-action filme uyarlandı.
Geleneksel Japon korku sinemasının korku öğelerinden hayaletleri işkenceyi birleştiren yapımda olaylar Kisagari Akademisi'nde başlıyor. Kültür festivali sona ermiş ve yağmurlu bir akşamüzeri bir grup arkadaş birbirlerine hayalet hikayeleri anlatır. Derken tıpkı anlattıkları hikayedeki gibi sınıfın kapısı açılır ama içeriye kötü bir ruh değil de öğretmenleri girer. Artık toparlanma vakti gelmiştir çünkü iyice geç olmuştur. Yedi arkadaş, sınıf öğretmeni ve çocuklardan birisi olan Satoshi'nin kız kardeşi Yuka dışında okul boştur. Herkes evinin yolunu tutmadan önce kızlardan Ayumi Shinozaki "son bir şey yapabilir miyiz" der çünkü o gün arkadaşlarından Mayu "Suzume" Suzumoto'nun okuldaki son günüdür. Yapmak istediği şey ise "Mutlu Sachiko-san" adlı muskadır. Bu muskaya göre herkes insan şeklindeki kağıt parçasının bir ucundan tutacak ve herkes dokuz kez (toplamda dokuz kişi oldukları için) "Sachiko-san sana yalvarıyoruz" diyecektir. Akabinde kağıdı çekiştirecek ve herkesin elinde birer parça olacaktır. Muskaya göre bu parça, ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar onların daimi arkadaşlıklarının simgeleyecektir.
Mutlu Sachiko-san gerçekleştirilir ve herkes bir parça kağıdın sahibi olur. Lakin beklenmedik bir şekilde büyük bir deprem meydana gelir. Ve deyim yerindeyse yer yarılır içine girerler. Çocuklar ayrı yerlerde kendilerine gelir ve artık Kisagari Akademisi'nde olmadıklarını fark ederler. Eski ve harap halde bir okuldadırlar ve daha kötüsü, her taraf eskiden insanlara ait organ parçaları ile dolu, kan ile kaplıdır. Çok geçmeden çocuklar burasının Kisagari Akademisi yapılmadan önceki ilkokul olduğunu keşfeder. Bulundukları yer çoktan yıkılmış olan Heavenly Host (imalı bir şekilde Cennetvari Ev Sahibi) İlkokulu'dur. Okulun yerle bir edilmesinin sebebi ise yaşanan acımasız cinayetlerdir. Fakat Mutlu Sachiko-san ayinini gerçekleştirenler bir şekilde bu okula gelmiştir ve üstelik yalnız da değillerdir. Okulda acı bir şekilde ölen çocukların ruhları cirit atmaktadır ve bu ruhlar huzura ermeden okulda canlı kimse huzur bulamayacaktır.
Corpse Party: Tortured Souls normal bir okul animesi gibi başlayıp ilerledikçe gerilimi tırmandıran bir anime. Sadece dört bölümü bulunduğu için bölümün süresi ortalama bir anime bölümünde göreceğimiz üzere 22-23 dakika değil 29-30 dakika arasında değişiyor. Arkadaşların birbirleri ile olan sohbeti, korku hikayeleri, arkadaşlık bağı gibi temalarla başlayan yapım adeta tam bir kabusa dönüşüyor. Kapalı mekanda kısıtlı kalma, intikam arayışı içindeki hayaletler, kan ve şiddet ile anime klasik korku türlerini içinde barındırıyor.
Peki Corpse Party tam olarak ne sunuyor? Anime, barındırdığı şiddet bakımından izlenebilecek en şiddetli anime olmasa da en rahatsız edici olanlardan birisi. Animede genel kanının aksine şiddet ve işkence sahneleri az. Lakin harabe bir okulun her yerinin kanla kaplı oluşu, kovalara doldurulmuş bağırsaklar, perişan haldeki iskeletler ve altüst olmuş insan bedenleri ile ürpertip gerilimi tırmandırıyor. Bir de hangi köşe başından çıkacağı belli olmayan doğaüstü varlıklar da işin içine girince okulda kilitli kalan çocukların çaresizliğini sizler de yaşıyorsunuz. Öte yandan ise animenin en büyük sorunu kimi zaman gereğinden fazla kopuk ilerlemesi. Anime sadece dört bölüm ve kaynağına mümkün olduğunca bağlı kalmak istediği için bazı sahneler hızlı ilerlemiş. Bir sahnede bir hayalet ile başınız dertte iken diğer sahnede bambaşka bir olay anlatılabiliyor.
Teknik olarak ele aldığımızda Corpse Party tatmin edici seviyede. Öncelikle çizimleri başarılı. Karakterler ise klişe. Erkekler zayıf ve yakışıklı, kızlar ise güzel ve dolgun hatlara sahip. Durum böyle olunca biraz "fan servisliği" yapılmaktan da kaçınılmamış. Satoshi'nin yanlışlıkla arkadaşının göğüslerini tutması veya görünen birkaç külot buna örnek olarak verilebilir. Bunların dışında bahsettiğim harap okul ve ceset parçaları ile bir hayli gerilimli bir ortam yaratılmış. Bu konuda Yönetmen Akira Iwanaga dersine çalışmış. Yönetmen, ileri çıkan anime serilerinde yönetmen olarak görev almasa da Bleach ve Gunslinger Girl gibi animelerin birkaç bölümünde yönetmenlik koltuğuna oturmuş. Bölümler esnasında kullanılan çan sesi gibi ritim aletlerinin gerilime katkısı büyük. Anime esnasında fazla müzik çalmıyor ama olanlar da yetiyor da artıyor. Açılış ve kapanış parçaları ise klasik shonen temalı animelerde karşımıza çıkacak cinsten. Açıkçası bu konuda içerik ve müzik arasında bir uyumun olduğunu söyleyemem.
Corpse Party: Tortured Souls'u izlerken yaşanan olaylar sebebiyle korkuyu hissediyorsunuz lakin kopuk ilerleyen hikayeden fazla bir şey beklemeyin. Animede kimin ne zaman ve ne şekilde öleceğini bilememek bir artısı ve sonunda yaşattığı sürpriz ile şaşırtmasını başarıyor. Dolayısıyla Coprse Party'yi hikaye odaklı bir animeden ziyade olay odaklı bir anime olarak izlerseniz toplamda iki saat süren korku dolu anlar yaşayabilirsiniz.
Fate/stay night: Unlimited Blade Works İncelemesi
Yönetmen: Miura Takahiro
Stüdyo: Ufotable
Tür: Aksiyon, Fantezi, Büyü, Doğaüstü
Yapım Yılı: 2014
Bölüm Sayısı: 13 + 13
Anime Puanı: 10/8
Fate Stay Night: Unlimited Blade Works günümüz Japonya’sında büyücüler (maguslar) ile normal insanların yaşadığı bir şehirde geçmektedir ve beşinci Kutsal Kase savaşını konu almaktadır.
Kutsal Kase savaşı yedi büyücünün tarihin herhangi bir noktasında nam salmış efsanevi kahramanları “hizmetkar” olarak çağırmasıyla gerçekleşir. Bu hizmetkarlar sırasıyla Saber (Süvari), Archer (Okçu), Lancer (Mızrak Kullanıcısı), Rider (Binici), Caster (Büyücü), Berserker (Vahşi Savaşçı) ve Assassin (Suikastçi) sınıflarından seçilir. Hizmetkarlar ruhsal formdadırlar ve efendilerinin manalarından güç alırlar. Yedi hizmetkardan sadece biri ayakta kaldığında Kutsal Kase ortaya çıkıp hizmetkar ile efendisinin herhangi bir dileğini gerçekleştirir.
Seri açılışını heroini (bayan ana karakteri) Tohsaka Rin ile yapıyor. Tohsaka ailesi Kutsal Kase savaşının üç kurucu ailesinden biridir ve nesillerden beri Kutsal Kase savaşına katılmıştır. Ailenin meşru varisi olan Rin de beşinci Kutsal Kase savaşı için seçilmiştir. Rin kendi hizmetkarını çağırmak için bütün hazırlıkları tamamlayıp harekete geçer fakat umduğunun aksine Saber sınıfından bir hizmetkar yerine Archer sınıfından bir hizmetkar çağırır. Archer’ın kendisinin söylediği kadarıyla hatalı çağırma sebebiyle hafızası yerinde değildir ve kendi ismini hatırlamamaktadır.
Rin ve Archer gittikleri okulda ilk rakipleriyle karşılaşırlar, savaş sırasında okulda sandıklarının aksine bir kişi hala mevcuttur ve savaşlarına tanık olmuştur. Büyücüler ve hizmetkarlar varlıklarını gizli tutmak zorundadırlar, bu nedenle düşman hizmetkar tanığı yok etmek için harekete geçer ve onu “neredeyse” ölü hale getirir. Rin bu olaydan pişmanlık duyup tılsımlarından birini kullanarak Emiya Shirou adlı asıl ana karakterimizi hayata döndürür. Daha sonra kendisine saldıran büyücü işini bitiremediğini anlayarak tekrar Emiya’nın peşine düşer fakat Emiya’nın da zayıf bir büyücü olduğu ortaya çıkar ve hazırda bulunan çağırma büyüsüyle savaş esnasında Saber tipi hizmetkarı çağırır. Emiya zayıf bir büyücü olmasına rağmen onu önceki savaşta kurtaran üvey babasından ona bir hayal kalmıştır; “adaletin kahramanı olmak”. Bu nedenle her ne kadar zayıf olsa ve belli bir dileği olmasa bile on yıl önceki olayların tekrar yaşanmaması için Tohsaka Rin ile müttefik olup Kutsal Kase’nin sapkın kişilerin eline geçmesini engellemek ister.
Fate Stay Night: Unlimited Blade Works benim ilk izlediğim Fate animesi oldu. Benim gibi animeyi bir yerlerden duyup başlamak isteyenler için öncelikle olayı şöyle izah edeyim; Fate Stay Night, orijinalinde bir visual noveldir (görsel romandır), yani bir çeşit etkileşimli oyundur. Serinin daha sonra kronolojik olarak Fate Stay Night (2006), Fate Zero (2011) ve Fate Stay Night: Unlimited Blade Works (2014) isimli animeleri yapılmıştır. Bir visual novelde birden fazla hikaye rotası ve son olabilir, bu nedenle 2006 yapımı seri “Fate” rotasını izlerken 2014 yapımı seri ise “Unlimited Blade Works” rotasını izler ve bir yere kadar ortak bölümleri vardır. 2011 yapımı seri ise bir önceki (dördüncü) kutsal kase savaşını konu alır.
Serinin çizimleri çok güzel ve müzikleri de gayet yerinde, savaş sahneleri rutin hareketlerden oluşmuyor; dinamik ve sizi sıkmadan ekranın başında tutmayı başarıyor. Benim azıcık yakındığım yer, iki karakter birden konuşmaya başlıyor, bütün bildiğimiz şeyleri silip bütün olayları bambaşka bir formatta anlatıyorlar. Biz “iyi tamam böyleymiş.” derken aynı şey tekrar yaşanıyor ve bildiğimiz her şeyin boş olduğunu ya da o anki senaryoya uydurmak için başka şekilde işlediğini söylüyorlar ve hikaye o yönde gidiyor. Bu anlattığım olaylardan gerçekten ters takla yaptırmayı başarıp beni şaşırtanlar da oldu tabii. Serinin sonuna tatmin olmazsanız bir de görsel romandaki “iyi sonu” işleyen (serideki “gerçek son” olarak geçiyor) on dakikalık özel bir bölüm de bulunmakta.
Fate Stay Night kronolojik olarak karmaşık yapısıyla sizi başlarken biraz kafanızı karıştırsa da günümüz animeleri arasından vakit ayırıp zevkle izleyebileceğiniz bir seri olabileceğini düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















0 comments