Fate/Zero İncelemesi
Yönetmen: Miura Takahiro
Stüdyo: Ufotable
Tür: Aksiyon, Fantezi, Büyü, Doğaüstü
Yapım Yılı: 2011
Bölüm Sayısı: 25
Anime Puanı: 10/8.5
Fate/Zero serisi Fuyuki şehrindeki dördüncü kutsal kase savaşını konu alıyor. Beşinci kutsal kase savaşını konu alan Unlimited Blade Works serisi ve kutsal kase hakkında daha çok bilgiyi buradan edinebilirsiniz.
Savaştan galip çıkmak için tekrar üç kurucu ailenin liderleri (Tohsaka, Matou, Einzbern) bir araya gelmişlerdir. Einzbern’ler normalde önceki kase savaşlarına homunkuluslar (el yapımı insanlar) ile katılmışlardır. Bu sefer Irisviel adında bir homunkulusun yanı sıra Hizmetkarın efendisi olmak için bir tetikçi olan Emiya Kiritsugu’yu kiralarlar. Savaş başlayana kadarki üç yılda Irisviel ile Kiritsugu’nun ilişkileri ilerler ve Ilyasviel adında bir çocukları olur. Emiya Kiritsugu çoğunluğu kurtarmak için çoğu zaman azınlığı feda etmiş bir insandır ve dünyada çok acı görmüştür. Amacı, kasenin büyük gücünü kullanarak dünyadaki tüm kötülükleri silmektir. Bunu da Einzbernlerin ona sundukları saber (süvari) tipi savaşçı Arturia Pendragon ile yapmayı hedefler.
Tohsaka ailesinin ilişkileri nesiller boyu savaşın gözetmenliğini yapan Kilise ile iyi olmuştur. Kase, bu savaş için efendilerden biri olarak gözetmen rahibin oğlu Kotomine Kirei’i seçer. Durum böyle olunca Kilise ve Tohsaka ailesinin reisi ve bir efendi olan Tohsaka Tokiyomi ile bir antlaşma yaparlar. Ortak amaçları kasenin sapkın kişilerin eline geçmesini önlemek için Tokiyomi’nin kazanmasını sağlamaktır. Kirei bu savaşa assassin (suikastçi) ve Tokiyomi ise archer (okçu) sınıfı kral Gılgamış ile katılır. Kirei’nin kafasında kendi düşünceleri vardır ve kazansaydı kaseyle ne yapardı, hoşlandığı şeyler neler gibi kendi içinde bir çatışma yaşamaktadır.
Matou ailesinin kendileri için savaşacak kişiyi seçmek konusunda sıkıntıları vardır çünkü genç varisleri Matou Kariya geleneklere karşı gelerek kase için savaşmayı reddetmiştir. Lakin Matou ailesinin Tohsaka’lar ile yaptığı bir antlaşma vardır. Tohsaka ailesi gelenekler buyurunca savaşmaları için büyük kızları Rin’i seçmişlerdir ve sahip oldukları tüm sırlar ve mana vakti gelince ona geçecektir, küçük kızları Sakura ise büyücü olma şerefinden mahrum kalacaktır. Onu da bu haktan mahrum bırakmamak için küçük kızlarını Matou ailesine evlatlık verirler ve Matou ailesi de Kariya reddettiği için Sakura’yı acımasız bir eğitim yöntemi ile savaşa hazırlamak ister. Sakura’ya acıyan Kariya büyük dedesi Zouken’in teklifini kabul eder, kaseyi kazanırsa Sakura bu acıdan serbest kalacaktır. Böylece Matou Kariya da savaşa berserker (vahçi savaşçı) tipi ile savaşa dahil olur.
Bu savaşın namını yurtdışından duyan Magus Birliği üyesi Kayneth El-Meloi ve henüz bir öğrenci olan genç Waver Velvet de savaşa dahil olmak ister. Waver, Kayneth’in hizmetkarını çağırmak için gerekli olan eşyasın çalıp kendisi rider (binici) tipi savaşçı Büyük İskender’i çağırırken Kayneth elindeki ikinci bir eşya ile lancer (süvari) tipi savaşçı Diarmuid Ua Duibhne’yı çağırır.
Seri kutsal kase savaşı için yapılan anlamsız dövüşlerden çok Kiritsugu ve Kirei arasındaki kişilik çatışmasını ve benzerliklerini, çoğunluğu kurtarmak için yapılması/yapılmaması gereken fedakarlıklar gibi felsefi konuları konu alıp bizleri düşündürtüyor.
Zero serisini açıkçası Unlimited Blade Works serisinden daha çok beğenmemin sebebi henüz lise çağındaki kişiler yerine tam donanımlı, profesyonel kişilerin savaşta yer alması idi. Efendilerin birbirlerine kurdukları komplolar ve birbirlerinden sakladıkları sırları benim gözümde seriyi daha cazip kıldı.
Zero serisini açıkçası Unlimited Blade Works serisinden daha çok beğenmemin sebebi henüz lise çağındaki kişiler yerine tam donanımlı, profesyonel kişilerin savaşta yer alması idi. Efendilerin birbirlerine kurdukları komplolar ve birbirlerinden sakladıkları sırları benim gözümde seriyi daha cazip kıldı.
Saint Onii-san İncelemesi
Yönetmen: Noriko Takao
Stüdyo: A-1 Pictures
Tür: Komedi
Yapım Yılı: 2013
Bölüm Sayısı: Film
Anime Puanı: 10/7.5
İsa’yı ve Buda’yı herkes tanır. Derinlemesine dine girmeyeceğim ama en basitiyle birisi için Hıristiyanlığın, birisi için de Budizmin temsilcisi diyebiliriz. Peki, apayrı dinlere mensup olan bu iki ismin kanka olduğunu ve küçük bir tatil için dünyaya, Japonya’ya geldiğini söylesem?
Kahramanlarımız doğal olarak Isa ve Buda. Kimliklerini saklamak için özen göstererek Tokyo’nun Tachikawa şehrinde küçük bir apartman dairesi kiralayıp modern dünyada tatil yapmaya karar verirler. Bir taraftan modern dünyanın Japonya’sını anlamaya çalışırken diğer yandan da kurtlarını dökmenin peşindedirler. Yaklaşık doksan dakikalık süre zarfında ikilinin yaşadıkları ve karşılaştıkları durumlar genelde skeçler halinde ve mizahi bir şekilde bizlerin beğenisine sunulur. İki yücelik, karnavala gider, bira içer, internette takılır ve çeşitli oyunlar oynar; kısacası günlük hayattan aklınıza ne geliyorsa yaparlar.
İsa ve Buda’yı ekrana yansıtmak aslında göründüğünden daha zor bir iş Öncelikle bu iki kişilik nasıl birçok insan için sadece isimden ibaretse birçok insan için de dalga geçilmemesi gereken kutsal figürler. Dolayısıyla bu tarz bir proje gerçekleştirirken bir hayli dikkat edilmesi gerekir. Sonuçta komedi animesi, yani gülmek için yapılmış bir film olsa da manevi değerlere hakaret etmek yanlış olur. Anime filminde ise bu ince çizgiye gayet iyi dikkat edilmiş. Objektif bir gözle baktığımda iki karakterin maruz kaldığı durumlar aşağılayıcıdan ziyade şapşalca/masumca ve kişiliklerinin değiştirilmeden lanse edilmesi yerinde olmuş. İsa’nın hırslarını kontrol edebilen, herkesi seven ve kucak açan birisi oluşu, Buda’nın sakin ve tutumlu tavırları gibi karakteristik özellikleri animede mevcut.
Peki, İsa ve Buda anime filminde tam olarak ne yapıyor? Aslında öyle abartılı hiçbir şey yapmıyorlar. Alışverişe gidiyorlar, manga okuyorlar, lunaparka gidip doyasıya eğleniyorlar. Varmak istediğim nokta şu: Animenin takip ettiği bir senaryo yok. Skeçler ve beklenmedik olayların başa gelmesi ile durum komedisi yaratılmış. Başvurulan mizahi unsurlar genelde standart olaylar. Yani birçok anime filminde karşımıza çıkan şeyler. Farklı olansa bu olaylarla İsa ve Buda’nın karşı karşıya kalması. Elbette bazı dini öğelere de atıfta bulunulmuş lakin bahsettiğim ince çizgiye çok dikkat edilmiş. Mesela İsa suyu şaraba dönüştürebiliyor veya sakin ve hislerini kontrol edebilen birisi olarak Buda kafası parlayabiliyor.
Bir komedi animesi olarak Saint Onii-san işini yapabiliyor mu? Net bir evet diyemesem de kötü bir iş çıkarmadığını söyleyebilirim. Demeye çalıştığım; gerçekten güldüğüm yerler de oldu ama sıkıldığım yerler de azımsanmayacak derecedeydi. Bir de doksan dakika boyunca farklı skeçler izlemek bir süre sonra dikkatinizin dağılmasına neden oluyor çünkü takip edeceğiniz bir hikaye yok. Dolayısıyla bir müddet sonra animenin çıtayı bırakın sabit tutmayı yükseltmesi gerekliydi.
Anime filminin yönetmen koltuğunda bir bayan oturuyor: Noriko Takao. Birçok animede görev almış olan Noriko, Saint Onii-san dışında The Idolmaster anime serisiyle ünlü. Bu arada anime filmi, 2012 ve 2013 yıllarında çıkmış olan iki OVA bölümünün genişletilmiş halidir. Anime filminin yapımcı stüdyosu A-1 Pictures. 2005 yılından beri faaliyette olan stüdyo, önde gelen anime yapımcılarından.
Animenin çizimleri genel animelerden biraz farklı. Öncelikle detaylara dikkat edilmiş. İsa’nın çarmıha gerilirken başına geçirilen dikenli taçtan Buda’nın kulaklarının sarkmış tasviri gözlerden kaçmıyor. Çizimler bakımındansa anime diğer serilere göre daha gerçekçi. Kullanılan mimikler ise İsa ve Buda’yı sevimli bir hava katıyor. Gözüme çarpan ve bana göre negatiflik olarak adlandırabileceğim olaysa karakterlerin çizimlerinde kullanılan beyaz çizgiler. Karakter çoğu zaman beyaz çizgilerle (örneğin İsa’nın saçının bir kısmı gibi) lanse edilmiş ki gereğinden fazla göz alıyor. Bu arada, Japonca’dan İsa’nın Iesu (iyesu diye telaffuz ediliyor) olduğunu da Saint Onii-san sayesinde öğrenmiş olduk:)
Saint Onii-san için ortalama bir komedi animesi diyebilirim. Karakterlerinin İsa ve Buda olması yapımı baştan farklı kılıyor lakin içerik olarak çok da görülmemiş bir şey sunduklarını söyleyemem. Saint Onii-san’ın mangası hala devam ediyor. Yani ilerleyen dönemlerde ikinci bir film veya OVA ile karşımıza çıkmaları olasılık dışı değil.
Handa-kun İncelemesi
Yönetmen: Yoshitaka Koyama
Stüdyo: Diomedea
Tür: Komedi
Yapım Yılı: 2016
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/7
Handa-kun adlı anime ile favori animelerimden olan ve tam puan verdiğim Barakamon’un ana karakterlerinden Handa Seishu’nun lise yıllarına dönüyoruz. Tam bir bağ olmasa da Handa-kun, Barakamon’un daha öncesinde geçiyor ve iki anime birbirinden bağımsız da gayet rahat izlenebiliyor.
Handa-kun’un hikayesi çok basit. Barakamon’u izleyenler Handa’nın kendisini zaten tanıyor. Kaligrafi ustası olan Handa, bu animede henüz lisede. Oldukça çekingen, utangaç, arkadaş edinmekten korkan bir tip olmasına karşın bu durumu tüm okul tarafından ters anlaşılmaktadır. Yani kendisi hariç herkes Handa’yı karizmatik, yakışıklı, yalnız kurt, tehlikeli, her işin ehli bir tip olarak görmektedir. Hatta haberi olmasa da “Handa Gücü” adında bir ekibi bile vardır. Anlayacağınız, Handa diğer insanlar kendisini sevmiyor sanırken aslında insanların hepsi ona hayrandır. Animede her bölüm ikişer – üçer skeçler halinde Handa’nın başından geçen komik olayları, daha doğrusu arkadaşlarının olayları komik hale getirmesini konu alıyor.
Handa’nın arkadaşları demişken; dediğim gibi olayları yanlış yorumlayarak esasında onlar konu alınıyor. Örneğin herkes karizmatik olduğu için Handa’yı sınıf başkanı yapmak ister ama aslında Handa olmak istemez. Durum böyle olunca oyunu rakibine atar ve sınıf bunu Handa rakibinin gönlü olsun diye izin verdi olarak yorumlar. Handa Gücü’ne birer – ikişer cümleyle değinecek olursam;
Aizawa Junichi: Ekibin ve tüm okulun en çalışkan öğrencisidir. Handa Gücü’nün beyni olarak tanımlayabiliriz.
Reo Nikaido: Çeşitli dergilerde modellik yapan Reo yabancı asıllıdır ve ilk başlarda Handa’yı yakışıklılık bakımından kendine rakip görse de kısa zamanda hayranı olur.
Tsutsui Akane: Narin ve kız gibi bir görünümden serseri tipli birisine dönüşen Akane, Handa Gücü’nün kaslarıdır ve gerekirse Handa için canını ortaya koymaya hazırdır.
Kondou Yukio: Ekibin en normalidir ve hatta Handa’nun aslında sanıldığı gibi davranmadığından şüphelenmektedir fakat olayların akışına o da engel olamaz.
Handa-kun’u ilk gördüğümde aslında biraz heyecanlanmıştım. Sonuçta Barakamon ile bağlantılı bir animeydi. Gelin görün ki aslında aynı ana karaktere sahip olmak dışında bir bağı yokmuş ve aslında Handa yerine başkası da gayet rahat olurmuş. Anime skeç şeklinde ilerlemesi ile bana Daily Lives of Highschool Boys’u ve biraz da Sakamoto Desu ga?’yı hatırlattı. Handa-kun kötü bir anime kesinlikle değil. İlk bölümün saçma ve alakasız on dakikasını saymazsak kahkahalarla güldüğüm birçok olay oldu. Lakin Barakamon’un da tırnağı olamayacağı bir gerçek.
Solda Barakamon Handa, sağda ise Handa-kun'dan Handa:)
Animenin hem yönetmeni hem de yapımcı stüdyosu Barakamon’dan farklı. Barakamon’daki gibi keskin renkler, yeşil çayır çimenler veya okyanuslar yok çünkü animenin yüzde doksanı okulda geçmekte. Çizimler standart, abartılı tiplemeler (koca kafalı kızı saymazsak) yok. Yine Barakamon’un müzikleri kadar olmasa da animenin türüyle ilişkili müzikler güzel. Özellikle sanki bol kahramanlı bir animeye başlıyormuşçasına olan açılış animesi bir hayli sevimli.
Handa-kun’u birçok alanda Barakamon ile karşılaştırmak zorunda kaldım çünkü ruhani bile olsa sonuçta öncesini konu alan bir anime. Finalinde gözlerim belirli bir “karakteri” arasa da aradığımı bulamadım ve final açıkçası daha iyi olabilirmiş. Uzun lafın kısası, Handa-kun skeçleriyle gülmek için güzel bir anime. Zaten başka bir şey de vaat etmiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











2 comments