• Ağustos 20, 2021

    Yönetmen: Koujina Hiroshi
    Stüdyo: Madhouse
    Tür: Aksiyon, Macera, Fantastik
    Yapım Yılı: 2011
    Bölüm Sayısı: 148
    Anime Puanı: 10/9

     
    Merhabalar herkese. İncelemeye geçmeden önce, böyle kaliteli ve kült bir yapımın incelemesini yaparken hafiften çekindiğimi hatta korktuğumu belirtmek isterim. Çünkü gerçekten bu yapımın incelemesinin yükü ağır olacak. İnşallah altından bir şekilde kalkmayı başarırım. Neyse, spoiler içermeyen incelememize geçelim artık.

    Hunter x Hunter, anime izleyen herkes en azından bir kere duyduğu bir yapım olduğuna emin gibiyim çünkü gerçekten FMA Brothoord gibi reklamı da iyi yapılmış ve gerçekten reklamı kadar kaliteli bir iş çıkarıldığı için çok izlenmiştir. Bu yüzden konuyu az buçuk biliyorsunuzdur ama bilmeyenler için ufacık özet geçeyim. Ana karakter olarak görünen Gon’un, babasının aramak için evden ayırılıp Hunter (Avcı) olma yolcuğunu içeriyor fakat animemizde tek ana karakter yok. Gon’un yanı sıra Killua, Leorio ve Kurapika da var. Anime, çoğunlukla Gon ve Killua’nın maceraları üzerinden bizlere 5 sezon, toplamda 148 bölümlük kült bir eser izletiyor.

     
    Gon ve arkadaşları ilk sezonda, Hunter olmak için zorlu görevleri tamamlamak zorundalar çünkü Hunter olmak öyle kolay değil. Her sene belli bir sayıda kişinin Hunter lisansı almasına izin veriliyor, bu yüzden işleri pek kolay değil. Açıkçası ilk sezon belki de animenin en yavaş sezonu olabilir. Bu yüzden biraz dişinizi sıkmanızı öneririm. Tabi görevlerin yanı sıra Hisoka gibi bir çılgının orada olduğunu düşününce ilk sezon da net şekilde akıcı bir şekilde tamamlanıyor. Sezon sezon anime incelemesi yapmak istemem ama giriş olarak ilk sezonu vermek istedim. Ama şunun altını kalın kalın çizeyim. İlk sezonu izledikten sonra sezonlar ilerledikçe “OHA AGA BİZ NEREYE GELDİK?” diyeceksiniz. Bunun garantisini verebilirim.

    Sonraki sezonlarda gerçekten freni patlamış kamyon gibi yuvarlanıyoruz. Heyecan hiç ama hiç bitmiyor. Dışardan bakınca klişe duran bir hikayesi var gibi duruyor ama kesinlikle öyle değil. Çünkü Gon ve Killua kendi amaçları dışında da hemen hemen herkese yardım etmeye çalıştıkları için olaylar kopup gidiyor. Gerçekten Shonen animeler içinde bu kadar shonen olmayan başka anime var mı, bilemiyorum. Daha ikinci sezonda başımıza gelenlerin haddi hesabı yok. Mükemmel tasarımlara sahip Örümcek grubu ve Kurapika’nın hikayesi bence inanılmazdı. Her bölümden sonra nefes almadan sonraki bölüme geçmek istiyorsunuz. Keza dördüncü sezondaki Kimera Karınca’sı sezonunda da aynı duyguyu bolca yaşıyorsunuz. Hatta 4. sezon için şu cümleyi kurmasak olmaz : “Abi biz shonen izleyecektik, ne ara Attack On Titan’ın kafasına girdik.” Vahşiliğin, caniliğin kan ve dehşetin bolca olduğu sahneler var. Alt metin deseniz anime gerçek hayatla ilgili mükemmel alt metinler de işlemiş. 
     

    Dediğim gibi ilk sezondan sonra akıp giden bu anime de ister istemez bazen tempo düşüklüğü oluyor fakat bu kısımların çok az olduğunu belirtmeliyim. Özellikle fazlaca karakter anlatmaya çalıştığı için bu tempo düşüklüğü kaçınılmaz oluyor ama animenin kalitesi ve devamlılığı sayesinde bunları göz ardı edebiliyorsunuz. Animenin eksisi yok mu derseniz, bence var. Bu yüzden zaten 9 verdim kendisine. Özellikle iki konuda anime kendi ayağına sıkıyor.

    Birincisi, animenin ilk iki sezonunda mükemmel ötesi çizimler ve sağlam karakter tasarımları görüyoruz. (Her ne kadar ilk Kurapika’yı görünce Kız zannedip internet araştırması sonrası erkek olduğunu öğrensem de) Sadece tasarımsal olarak değil arka plan hikayeleri olarak da baya kaliteliler. Özellikle düşman olarak nitelendireceğimiz kişiler çok ama çok kaliteli. Öyle ki, zaman zaman düşman karakterlerini, ana karakterlerden daha çok çekici buluyorsunuz. Tıpkı Psycho-Pass’ta Makishima Shougo hayranı olduğumuz gibi burada da düşman karakterleri seviyoruz. Örümcek takımı ve Hisoka- Illumi ikilisi insanı kendine hayran bırakıyor ama gel gör ki sonraki sezonlarda bu kişilerin yanına pek yaklaşamıyoruz. Kesinlikle kötü olduklarını iddia etmiyorum. Baya iyiler fakat daha öncesinde bana göre daha kaliteli düşman tasarımı gördüğüm için ister istemez onlarla karşılaştırıyorum ve benim için ilk iki sezondakiler bir adım önde oluyor. Karınca Kral’ın kötü bir tasarımı var dersem çarpılırım:D Böyle bir cümlem kesinlikle yok ama 2. sezondan sonraki tüm düşman tasarımları bana göre ilk iki sezona göre geride kaldı. İşte bu yüzden ayağına sıkıyor diyorum çünkü ilk sezonlarda çok daha iyilerini bizlere izlettiklerini düşünüyorum. 
     

    İkinci ayağına sıkma durumu ise benim animeye gönül rahatlığıyla 9 vermeme sebep olan bir durum. Bu durum olmadan 9 veremezdim. Versem gözüm 10’da kalırdı zira bu olay beni çok yordu ve aldığım zevki düşürdü. Ağzım açık olarak izlediğim Attack on Titan’ sezonu olarak nitelendireceğim 4. sezon beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Ve işin üzücü tarafı kesinlikle bu hayal kırıklığı, hikayeden veya tasarımdan dolayı değil. Sadece SUNUM yüzünden. Kimera Karıncaları sezonu çoğu kişinin en sevdiği sezon olabilir. Gayet de net hak ediyor bu başarıyı çünkü mükemmel bir alt metin işlerken Shonen’den öte vahşilikle bizlere keyif veriyor. Bu yüzden Attack on titan’ sezonu diyorum zaten. Nitekim gelin görün ki sunum kısmı bence rezalet. Anime bir yerden sonra sunum değişikliğine gidiyor. Tüm çatışmanın olacağı yerde, değişik bir sunumla karışımıza çıkıyor. Bu da Sezonun yaklaşık son 30 bölümünü oluşturuyor. Peki, nedir bu sunum? Arkadaş çoğu bölümde Anlatıcı araya girip bizi bilgiye boğuyor. Sürekli anlatıcı konuşuyor ama sürekli. Bazı bölümlerde resmen karakterler konuşmuyor, sadece anlatıcı konuşuyor ve donmuş karakterlerin resmini görüyoruz. Neden yani? Gerçekten neden bu tarza dönüldü anlamış değilim. Kuroko no Basket’e ilk bölümden itibaren olan bir sunumdu bu. Zaman durur her karakter bir – iki saniye konuşurdu. Ama sen ilk 100 bölüm boyunca bu sunumu yapmamışken, belki de en heyecanlı kısımda zamanı durdurup sürekli anlatıcıyı araya sokmanı gerçekten anlamlandıramadım. Belki sizin hoşunuza gitmiş olabilir veya takılmamış olabilirsiniz ama dediğim gibi ben beğenmedim. Aldığım zevki çok fena baltaladı. Hayır, bir karakterin özgeçmişini anlatabilir bunda sıkıntı yok. Gözümüzün önündeki olayı anlatıcı neden anlatıyor. Kısa bir örnek vereyim; anlatıcı konuşur: “Gon bu durumdan dolayı çılgına dönmüştü.” Ya anlatıcı dayıcım biz bunu görmüyor muyuz sence? Bu ve bunun gibi tonla anlatıcının konuştuğu ve aksiyonun sürekli kesintiye uğraması beni gerçekten büyük hayal kırıklığına uğrattı. Bakın sadece bu kısım yüzünden animeyi kötülediğimi düşünmeyin. Bu kısım hoşuma gitmedi diye toplam 148 bölüm olan animenin sadece bu hatası yüzünden animeden keyif almadım demiyorum. Hatta 4. sezonu bile severek izledim. Neyse zaten yukarıda animeyi baya da övmüştüm.

    Neyse fazla uzattım diyeceğim de yazmak istesem daha fazlasını da yazarım çünkü uzun bir anime ve gerçekten keyif alarak izledim. Artısıyla eksisiyle herkese de gönül rahatlığıyla önereceğim bir anime oldu Hunter x Hunter. Uzunluğundan kesinlikle korkmamanızı ve ilk sezondan sonra bir anda kendinizi son sezondan bulacağınız bir anime olduğunu iddia edebilirim. Bu yüzden kesinlikle şans verin, izleyin izlettirin. Ve benim gibi takıntılı değilseniz kesinlikle 10/10 verirsiniz. Bazı kesimler animenin bitmediği yönünde beyanda bulunuyor ama bence anime tadında ve tatmin edici şekilde son buluyor. İnşallah incelemeyi beğenmişsinizdir, gerçekten büyük bir zorluk Hunter x Hunter’ı incelemek. Benim de elimden geldiğince güzel bir inceleme çıkarmaya çalıştığımı unutmayın. Sonraki incelemelerde görüşmek üzere.(Büyük ihtimal bu sefer Underrated ve az bilinen bir animeyle karşınızda olacağım)
     

    0 yorum

  • Copyright © 2013 - Nisekoi - All Right Reserved

    ANİME İNCELEMELERİ SAYFASI Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan